Filtreler
Filtreler
Bulunan: 391 Adet 0.002 sn
Koleksiyon [20]
Tam Metin [1]
Yayın Türü [10]
Yazar [20]
Yayın Yılı [20]
Tez Danışmanı [20]
Konu Başlıkları [20]
Yayıncı [20]
Yayın Dili [2]
Dergi Adı [20]
Editör/Editörler [2]
Properties of concrete containing nonground ash and slag as fine aggregate

Yüksel, İsa | Genç, Ayten

Article | 2007 | ACI Materials Journal104 ( 4 ) , pp.397 - 403

The possibility of using granulated blast-furnace slag (GBFS), furnace bottom ash (FBA), and their combination as fine aggregates in concrete was studied by performing experiments. These materials were used without applying any preprocesses such as sieving and grinding. The compressive, flexural, and split tensile strengths of concretes with natural sand replaced with GBFS, FBA, and GBFS plus FBA at 10, 20, 30, 40, and 50% were examined at a fixed water-cement ratio (w/c). The percentages represent the replacement percentage of fine aggregate by GBFS, FBA, or their combination and were evaluated depending on weight basis. Also, micr . . .ostructure and water absorption capacity of concrete were researched. Test results showed that concrete strength decreases with increasing replacement ratio with respect to reference concrete. In addition, FBA decreases the strength of concrete more than GBFS. In particular, the strength of concrete was detrimentally affected when the replacement ratio was beyond 40%. The micro structure studies showed that different pore structures were formed in the concrete depending on the replacement material, that is, GBFS or FBA. It is concluded that the main reason for the strength reduction in new concrete is the formation of a porous concrete structure. Moreover, an increase trend in water absorption capacity was observed for both replacement materials. Copyright © 2007, American Concrete Institute. All rights reserved Daha fazlası Daha az

21st Century Reflections of an Academic Dean

Neal, C. Warren

Other | 2011 | Yülseköğretim Dergisi1 ( 1 ) , pp.1 - 5

A global revolution to education is occurring. Information technology is not just changing disciplines but is also materially affecting the delivery process of a classroom and the learning process. Ironically the old British higher education system from centuries ago may revisit today because technology available to students of all ages. Addressing the challenges of this change will require higher education to revisit policies such as tenure requirements with the focus being to reduce fixed cost and increase accountability. It will require new changes in delivery systems and learning paradigm globally. Challenges of this era will re . . .quire a different strategic assessment by key administrators to assure that future students and faculty affirm the necessary changes to programs and delivery of content. Cilt 1, Sayı 1, Haziran 2011, ABSTRACT | ENG PDF (87 KB) Sayfa: 1-5 Görüş Geliş tarihi: 2 Ocak 2011; Kabul tarihi: 28 Şubat 2011; Çevrimiçi yayın tarihi: 26 Mayıs 2011 doi:10.2399/yod.11.001; Telif Hakkı © 2011, Deomed Bir dekanın 21. yüzyılda eğitime ilişkin düşünceleri C. Warren Neal (E-mail) Executive Director, The University of Tennessee Corporate Governance Center, Knoxville, TN, USA Özet İçinde yaşadığımız dönemde eğitimde küresel bir devrim gerçekleşmektedir. Bilgi teknolojisi sadece disiplinleri değiştirmekle kalmamakta, aynı zamanda sınıf ortamını ve öğrenme süreçlerini de değişime uğratmaktadır. İronik bir şekilde yüzyıllar öncesine ait eski İngiliz yükseköğretim sistemi bugün yeniden ele alınabilmektedir çünkü teknoloji her yaştan öğrenci için artık ulaşılabilir hale gelmiştir. Bu değişimin getirdikleri zorlukların üstesinden gelebilmek için, öğretim üyesi atama ve yükseltme kriterleri ile birlikte sabit maliyetleri düşürme ve sorumlulukları artırma gibi yükseköğretim politikalarının yeniden gözden geçirilmesi gerekecek, bu da, yükseköğretim sisteminin ulaştırılmasında ve öğrenme paradigmalarında küresel boyutta yeni değişiklikleri zorunlu kılacaktır. Bu dönemin zorlukları, öğrenci ve öğretim üyelerinin gelecekte eğitim-öğretim program yapılanmaları ve içeriklerindeki gerekli değişiklikleri benimsemelerini sağlamak için üst düzey yöneticilerin farklı bir stratejik değerlendirme yapmalarını gerektirecektir Daha fazlası Daha az

Onkoloji servisinde yatan hastaların psikososyal gereksinimlerini belirleme

Ertuğrul Kırık, Emel

Master Thesis | 2020 | Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği Yüksek Lisans Programı

Araştırma onkoloji biriminde yatan hastaların psikososyal gereksinimlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı-kesitsel olarak yapılan çalışmanın evrenini, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Merkezi‟nin Onkoloji Biriminde yatan kanser hastaları, örneklemini ise 01.07.2019-31.09.2019 tarihleri arasında bu birimde yatan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılamış olan 100 hasta oluşturmuştur. Çalışmanın verileri “Onkoloji Biriminde Yatan Hastaların Sosyodemografik, Klinik ve Psikososyal Özelliklerine İlişkin Bilgi Toplama Formu” ve “Destekleyici Bakım Gereksinimleri Ölçeği‟nin Kısa Formu” ile t . . .oplanmıştır. İstatistiksel analizler için NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel metodlar, Shapiro-Wilk testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Dunn-Bonferroni testi, Pearson ki-kare testi, Fisher‟s exact test kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda kanser hastaları arasında psikososyal sorun yaşayanların, psikiyatrik belirtileri ve tanısı olanların, ruhsal desteğe ihtiyacı olanların, destekleyici bakım gereksinimlerinin daha fazla olduğu saptanmıştır. Sosyal destek alanların destekleyici bakım gereksinimleri, almayanlara oranla daha düşüktür. Hastada tanı süresinin uzaması ve metastaz varlığı, fiziksel ve günlük yaşamı destekleyici bakım gereksinimleri artırmaktadır. The research was conducted to determine the psychosocial needs of patients hospitalized in the oncology unit. The universe of this descriptive-cross-sectional study consisted of cancer patients hospitalized in Oncology Unit of Zonguldak Bulent Ecevit University Application and Research Center and the sample consisted of 100 patients who received treatment between 01.07.2019-31.09.2019 and fulfilled the research criteria. The data of the study were collected with “Information Collection Form Regarding Socio-demographic, Clinical and Psychosocial Features of Patients Hospitalized in Oncology Unit” and “Supportive Care Needs Scale”. NCSS 2007 program was used for statistical analysis. Descriptive statistical methods, Shapiro-Wilk test, Mann- Whitney U test, Kruskal-Wallis test, Dunn-Bonferroni test, Pearson chi-square test, Fisher's exact test were used in the analysis of the data. As a result of the study, it was found that supportive care needs were higher among cancer patients who had psychosocial problems, psychiatric symptoms and diagnoses, and those who needed psychological support. Supportive care needs of those receiving social support are lower than those who do not receive supportive care. Prolonged diagnosis and presence of metastases increase the need for physical and daily life supportive care Daha fazlası Daha az

Bilateral synchronous squamous cell tonsil carcinoma treated with chemoradiotherapy

Bakkal, Bekir Hakan | Ugur M.B. | Bahadir B.

Article | 2014 | Journal of the Pakistan Medical Association64 ( 4 ) , pp.468 - 470

The incidence of numerous head and neck tumours is a known issue though bilateral synchronous tonsillar carcinoma reports are so uncommon that only 20 cases were found in a literature review. Most of these patients were treated with bilateral tonsillectomy followed by adjuvant radiotherapy. We report, to our knowledge, the first case of bilateral synchronous tonsillar squamous cell carcinoma treated only with chemoradiotherapy without tonsillectomy.

Chronic pelvic abscedation after completion proctectomy in a rectal stump insufficiency; treatment with gracilis muscle flap following vacuum assisted closure therapy

Gultekin F.A. | Bakkal, Bekir Hakan | Tayfun S. | Babuccu O. | Comert M.

Article | 2013 | Annals of Coloproctology29 ( 4 ) , pp.172 - 176

Presacral abscess formation due to rectal stump insufficiency following Hartmann procedure is very rare complication. If the abscess cavity is large, it might delay the reversal of the stoma and will probably result in a devastating future functioning of the neorectum. Moreover, very invasive treatments will be required in order to prevent severe septic complications. We present the case of a 58-year-old man with a past history of Hartmann procedure for a low rectal carcinoma who presented with rectal stump insufficiency and a large presacral abscess. Following extensive debridement and rectal stump resection, a vacuum-assisted clos . . .ure (VAC) system was applied to the large abscess cavity to facilitate gracilis muscle flap reconstruction and to optimize wound healing. The satisfactory results showed in the present report led us to favor a combination of VAC therapy and a gracilis muscle flap in intrapelvic and perineal reconstruction in the case of large defects associated with high risks of septic complications. © 2013 The Korean Society of Coloproctology Daha fazlası Daha az

Bazı böcek türlerinde kimyasal iletişimi sağlayan proteinlerin moleküler yapıları ve biyokimyasal

Büyükgüzel, Ender | Tunaz, Hasan | Büyükgüzel, Kemal

Other | 2006 | Türk Biyokimya Dergisi31 ( 4 ) , pp.194 - 206

Karasal ortamda yaşıyan hayvansal organizmaların koku alma duyuları (olfaktör sistem) uçucu hidrofobik molekülleri tespit ederek seçebilecek şekilde özelleşmiştir. Bu moleküllerin bazıları bitkisel kaynaklı uçucu bileşikler olup bazıları da hayvansal organizmalar tarafından salınan hidrofobik özellikte, hidrokarbon yapısında ve feromonlar olarak isimlendirilen koku molekülleridir. Böceklerin antenlerinin birincil görevi, karşı eşeyden salınan eşey feromonlarını, diğer fizyolojik ve davranışsal işlevleri gerçekleştiren semiokimyasalları ve bitkisel kaynaklı uçucu molekülleri içeren kokuları algılamaktır. Lepidoptera takımına ait güve . . . türlerinin antenlerinde trikoid ve bazikonik olarak isimlendirilen iki olfaktör duyu almacı (sensilyum) belirlenmiştir. Trikoid sensilyumlar feromonları algılamak üzere özelleşmiştir. Hidrofobik semiokimyasallar koku bağlayıcı proteinler tarafından bağlanarak çözünür forma dönüştürüldükten sonra sensillar lenfteki sulu ortamdan sinyal iletiminin başlatıldığı olfaktör reseptöre doğru taşınır. Bu proteinler altı adet sistein amino asidi taşıması nedeniyle benzer yapıda olup feromon bağlayan proteinler ve koku bağlayan proteinler olarak iki alt gruba ayrılır. Üç adet disülfür bağı oluşturan bu sistein amino asitleri proteinlerin üç boyutlu yapılarının kararlılığı için gereklidir. Feromonlar böcekler, diğer hayvan grupları ve insanlar tarafından kimyasal iletişimi sağlamak amacıyla salınan kokusuz, doğal moleküllerdir. Bu moleküller, dişi böceğin erkeğini kilometrelerce uzaktan bulabilmesini sağlayacak kadar etkindir. Feromon bağlayan proteinler Lepidoptera takımına ait güveler ve diğer böcek türlerindeki çeşitli duyu organlarında bulunan, düşük moleküler ağırlığa sahip (13-17 kDa) heliks yapısında proteinlerdir. Koku bağlayan proteinler ise kimyasal duyu sensilyumlarının lenf sıvısında oldukça yoğun olarak bulunan düşük moleküler ağırlıklı (15 kDa) çözünür proteinlerdir. Diğer birçok böcek türlerinin çeşitli duyu organlarında küçük bir protein grubu daha belirlenmiştir. Dört sistein amino asidi içermesinden dolayı feromon bağlayıcı protein ve koku bağlayıcı protein ile amino asit dizilişi bakımından daha az benzerlik gösteren bu proteinler, kimyasal duyu proteinleri olarak ayrı bir gruba dahil edilir. Bunlar koku ve tat gibi kimyasal sinyallerin algılanmasından sorumlu olup çeşitli kimyasalların hava ve su ortamından reseptörlere taşınmasında rol oynar. The olfactory systems of terrestial animals are designed to trap and sample volatile hydrophobic molecules. Some of these molecules are odorants, such as volatile plant compounds and pheromones emitted from the other organisms. Insect antennae have a primary function of detecting odors including sex pheromones and plant volatiles. In moths, the organs devoted to olfactory perception have been identified in antennae as the sensilla trichoid and basiconic, the former being tuned to the perception of pheromones. The hydrophobic semiochemicals are solublized by odorant-binding proteins and transported through an aqueous environment (sensillar lymph) to the olfactory receptors, where the signal transduction starts. These proteins, subdivided into pheromone-binding proteins and general odorant-binding proteins, all have a hallmark of six conserved cysteine residues forming three disulfide bridges which are essential for the rigidity of their three-dimensional structures. Pheromones are naturally occuring odorless chemical messenger compounds found in all insects, animals, and humans. They could attract male insects from a long distance exceeding kilometers. Pheromone-binding proteins are small helical proteins (13-17 kDa) present in several sensory organs from moth and other insect species. Odorant-binding proteins are small (15 kDa) soluble proteins, very concentrated in the lymph of chemosensory sensilla. A third class of small proteins has been identified in several sensorial organs from a number of insect orders. They have been separated into a group of chemosensory proteins, characterized by four cystein residues and with low sequence similarity to odorant-binding proteins. They are involved in chemoperception (olfaction and taste) and to play a role in chemical transport from air or water to chemosensitive receptors Daha fazlası Daha az

Bir mizah girişiminin çocuk ve ebeveyninin ameliyat öncesi ve sonrası anksiyetesini azaltmaya etkisi: Hastane palyaçoluğu

Çiftçi, Eda

Master Thesis | 2019 | Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Hastane palyaçoları, hastanede yatan çocukların tedavisinde farmakolojik olmayan bir müdahale aracı olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır. Bu araştırma, Yale Modifiye Preoperatif Anksiyete Ölçeği (Kısaltılmış Versiyonu) Çocuk Formu’nun (YMPAÖÇF) Türkçe uyarlamasını yapmak ve çocukların ve ebeveynlerinin preoperatif anksiyetelerinin azaltılmasında bir mizahi girişim olan hastane palyaçoluğunun etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. İlk aşamada, Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Zonguldak Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde Eylül 2017-Eylül 2018 tarihleri arasında YMPAÖÇF Türkç . . .e geçerlik ve güvenirlik çalışması gerçekleştirilmiştir. Ön uygulamada 10, ölçeğin uygulanmasında 40 çocuk ile çalışılmıştır. Cronbach alfa değeri 0.911 olarak tespit edilmiş ve ölçeğin güvenirliği ve geçerliği sağlanmıştır. İkinci aşamada, günübirlik cerrahi müdahale geçirecek olan bir çocuğun ve ebeveyninin ameliyat öncesi ve sonrasında anksiyetesini azaltabilmek için girişimde bulunulmuştur. Bu aşama aynı hastanelerde Eylül 2017-Eylül 2018 tarihleri arasında 105 çocuk ve ebeveynleri ile yapılmıştır. Çocuk ve ebeveynler; kontrol (rutin ameliyat öncesi ve sonrası tedavi süreci), deney 1 (hemşirenin oyuncak bebek üzerinde ameliyat öncesi bilgi verdiği) ve deney 2 (hastane palyaçosunun terapötik oyun uyguladığı) grubuna randomize atanmıştır. Bu araştırmanın sonucunda deney 2 grubundaki çocuklardaki anksiyete artışı, kontrol grubu ve deney 1 grubu anksiyete artışlarından daha düşük olduğu görülmüştür (p=0.001; Daha fazlası Daha az

Synthesis of polytetrahydrofuran macromonomeric peroxy initiators via cationic polymerization

Savaşkan, Sevil | Volga, Cüneyt | Hazer, Baki

Article | 1998 | Designed Monomers and Polymers1 ( 1 ) , pp.111 - 119

Polytetrahydrofuran macromonomeric initiators (poly-THF-inimer) were synthesized via cationic polymerization of THF, initiated by the combination of AgSbFe 6 and mono-, di-, or tetra-bromomethyl benzoyl peroxides, followed by termination with methacrylate anion. The macroinimers were characterized by 1 H-NMR and GPC techniques. Copolymerization of poly-THF-inimers with methyl methacrylate (MMA) gave crosslinked block copolymers. Sol-gel analysis and swelling measurements of the crosslinked product are also reported.

Epileptic seizure detection using artificial neural network and a new feature extraction approach based on equal width discretization

Orhan, Umut | Hekim, Mahmut | Özer, Mahmut

Article | 2011 | JOURNAL OF THE FACULTY OF ENGINEERING AND ARCHITECTURE OF GAZI UNIVERSITY26 ( 3 ) , pp.575 - 580

In this study, we proposed a new feature extraction approach based on equal width discretization (EWD) method and used the statistical features obtained by means of this approach as the inputs of multilayer perceptron neural network (MLPNN) model in the detection of epileptic seizure from Electroencephalogram (EEG) signals. For this aim, EEG signals were discretized by EWD method, histograms of the signals were obtained according to the density of each discrete interval, and finally these histograms were used as the inputs of MLPNN models both without any hidden layer and with a hidden layer which has 5 neurons. Both of them detecte . . .d epileptic seizures from EEG signals with high classification success ratios. This result showed that a linear classifier can also solve the problem of epileptic seizure detection by means of the offered feature extraction approach. Consequently, EWD approach may be used as a new feature extraction method in the biomedical signal processing Daha fazlası Daha az

Nebülizatör tedavisi alan 3-6 yaş grubu çocuklarda oyuncak tipi nebülizatör ile verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi

Yanık, Merve

Master Thesis | 2018 |

Araştırma, 3-6 yaş grubu nebülizatör kullanan çocukların annelerine oyuncak tipi nebülizatör ile verilen uygulama eğitiminin annenin uygulama beceri davranışı, kaygı düzeyi ve çocuğun anksiyetesine etkisini belirlemek amacıyla yapılan randomize kontrollü bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk kliniklerinde, Ekim 2016 ile Ocak 2018 tarihleri arasında nebül tedavisi alan 3-6 yaş grubu çocuklar ve anneleri oluşturmuştur. Örnekleme vaka alma kriterlerine uygun, ölçek geçerliliği için 60 çocuk ve tez çalışması için 60 çocuk ve annesi alınmıştır. Araştırmaya dahil edilen çocuklar ve an . . .neleri randomize kontrollü olarak 30 kişilik iki gruba ayrılmıştır (Deney ve Kontrol grubu). Çocukların ve annelerin sosyodemografik özelliklerini belirlemek için Tanıtıcı Bilgi Formu, çocukların işlem öncesinde hissettikleri anksiyeteyi değerlendirmek için Çocukların Duygusal Dışa Vurumunu Değerlendirme Ölçeği (ÇDDVDÖ) kullanılmıştır. Annelerin nebülizatör ile ilaç kullanma becerileri bir skala aracılığıyla, anksiyeteleri “Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI)” ile değerlendirilmiştir. Nebülizatör kullanımı konusunda kontrol grubundaki annelere hastanenin rutin eğitim prosedürü uygulanırken, deney grubundaki annelere ise oyuncak tipi nebülizatör ve el broşürü kullanılarak uygulamalı eğitim verilmiştir. Araştırma öncesinde araştırmaya dahil edilecek çocukların anksiyetesini değerlendirme aracı olarak kullanılacak ölçeğin geçerlilik ve güvenilirliği çalışılmış ve ölçek kullanılabilir bulunmuştur. Oyuncak tipi nebülizatör ile tedavinin çocukların anksiyetesi üzerinde olumlu etkisi olduğu gözlenmiştir ( Daha fazlası Daha az

Renal anjiomiyolipoma ve akciğerde lenfanjiomiyomatozis: Olgu sunumu

Numanoğlu-Yurdakan, Gamze | Gün, Banu Doğan | Kertiş, Gürkan | Çolak, Sacide | Özdamar, Şükrü Oğuz

Article | 2007 | İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi14 ( 3 ) , pp.189 - 193

Anjiyomiyolipoma böbrekte, retroperitoneal hemoraji yapabilen, mikroskopik olarak damar yapıları, düz kas ve yağ dokuları içeren benign tümöral lezyondur. Lenfanjiyomiyomatozis ise; akciğerleri difüz tutabilen, respiratuar yetmezlik, spontane pnömotoraks veya şilöz plevral efüzyon izlenebilen lezyondur. Mikroskopik olarak lenf damarları ve düz kas elementlerinin karışımının proliferasyonları ile karakterizedir. Her iki lezyon da az rastlanan bir sendrom olan tuberoskleroz kompleksinin komponenti olarak izlenebilir. Olgumuz göğüs ağrısı, nefes darlığı şikayeti olan 41 yaşında bayan hastadır. Toraks tomografisinde akciğer parankiminde . . ., ince duvarlı hava kistleri, abdominal tomografide böbreklerde büyüme ve yağ dansitesinde alanlar içeren lezyonlar belirlenmiştir. İntraabdominal kanama nedeniyle sağ nefrektomi uygulanmıştır. Mikroskobide, böbrek parankimindeki infiltratif tümörün matür lipomatöz, miyomatöz komponentler ve konjesyone vasküler yapılardan oluştuğu izlenmiş, immünohistokimyasal incelemede tümör hücrelerinde HMB-45 ile reaksiyon gözlenen olguya anjiyomiyolipoma tanısı konulmuştur. Akciğer lezyonlarının mikroskobik incelemesinde, kistik dilatasyonlu, düz kas hücreleri içeren lenf damarları izlenmiştir. Trikrom ile lenf damarları duvarında düz kas yönünde boyanma gözlenmiş ve lenfanjiyomiyomatozis olarak değerlendirilmiştir. Olgumuz postoperatif 16. günde gelişen kardiyopulmoner arest nedeni ile eksitus kabul edilmiştir. Angiomyolipoma is a benign tumoral lesion of the kidney which microscopically contains fat, smooth muscle and blood vessels, and may result in retroperitoneal hemorrhage. Lymphangiomyomatosis is a lesion that may lead to diffuse involvement of lungs and cause respiratory failure, spontaneous pneumothorax or pleural effusion. It is characterized by proliferation of a mixture of lymphatic and smooth muscle. Both lesions may be components of tuberous sclerosis, an uncommon syndrome. Our case is 41-year-old female presented with chest pain and dyspnea. Thin walled air cysts were determined in lung parenchyma by thorax tomography and images of enlarged kidneys and mass lesions including areas of adipose density were supplied by abdominal tomography. Right nephrectomy was performed because of intraabdominal hemorrhage. Infiltrative tumor microscopically composed of mature lipomatose, myomatose components and congested blood vessels, and reactive for HMB-45 [Melanoma (gp100) Ab-3 (clone HMB45+HMB50), Neomarkers] was diagnosed as angiomyolipoma. Microscopic evaluation of the lung lesions revealed cystic lymphatic containing smooth muscle cells. The tumor with presence of smooth muscle in the walls of lymphatic shown with trichrome and was diagnosed as lymphangiomyomatosis. The patient died because of irreversible cardiopulmonary arrest on the postoperative 16th day Daha fazlası Daha az

Soft tissue response to the presence of polypropylene-g-poly(ethylene glycol) comb-type graft copolymers containing gold nanoparticles

Hazer, Derya Burcu | Hazer, Baki | Dinçer, Nazmiye

Article | 2011 | Journal of Biomedicine and Biotechnology2011 , pp.189 - 193

https://dx.doi.org/10.1155/2011/956169 https://hdl.handle.net/20.500.12628/7561

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms