Filtreler
Filtreler
Bulunan: 97 Adet 0.001 sn
Koleksiyon [7]
Tam Metin [2]
Yayın Türü [2]
Yazar [20]
Yayın Yılı [10]
Tez Danışmanı [20]
Konu Başlıkları [20]
Yayıncı [20]
Yayın Dili [2]
Zonguldak il merkezinde 15-17 yaş grubu genel lise öğrencilerinde benlik saygısının akademik başarı üzerine etkisi

Tatoğlu, Nilüfer

Master Thesis | 2006 | Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Hemen her toplumda, bireylerin zor yaşam koşullarının altından kalkarak, toplum içindeki değişim ve gelişmelere uyum sağlamaları ve toplum içinde bir yer bulmaları istenir. Bu uyumun kolay olması için bireylerin yeterli bilgi ve beceri ile donatılması gerekmektedir. Uyum sorununu en çok yaşayan genç nüfustur. Ergen birey, bu yaş dönemine özel krizi atlatamazsa toplum tarafından onaylanmayan, yasal olmayan düşünce ve davranışlara yönelir. Bu olumsuzlukları önlemek için ergenlik dönemindeki ergen bireylere verilen rehberlik ve danışmanlık hizmeti önem kazanmaktadır. Temel sağlık hizmetleri kapsamında yer alan koruyucu sağlık hizmetler . . .inin çalışma alanında okul sağlığı hizmetleri önemli yer tutar. Okul sağlığı kavramı; öğrencilerin ve okul çalışanlarının, sağlık durumlarının saptanması, geliştirilmesi ve tedavisinin planlanmasıdır. Araştırma okul sağlığı çerçevesinde ergenlerin benlik saygılarının, okul başarısı üzerine olan etkisini incelemek amacıyla, Zonguldak il merkezinde altı genel lisede 15-17 yaş grubu öğrenciler üzerinde yapılmıştır. Araştırma grubu 5694 kişiyi temsil eden 457 ergenden oluşmaktadır. Araştırmamıza katılan öğrencilerin % 41.8’i 15 yaşındadır, % 58.0’i kız, % 42.0’si erkek öğrencidir. Öğrencilerin % 75.1’i orta gelir düzeyindedir, % 92.6’sının annesi, % 3.9’unun babası çalışmamaktadır. Benlik saygısı puanı ve okul başarısı notu arasındaki tek yönlü varyans analizinin sonucuna göre, yüksek, orta ve düşük benlik saygısı puanına sahip gruplar arasında okul başarısı notu yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.001). In almost every society individuals are required to adapt to the changes and improvements in the society and to find a place in the society coping with the difficult living conditions. It is necessary for the individuals to be equipped with adequate information and skill in order that this adaptation will be easy. It is the young population that suffers from the adaptation problem most. The adolescent resorts to illegal thoughts and behaviors that are not accepted by the society if he or she does not get over this crisis that is peculiar to this age period. In order to prevent these negativities, guidance and consulting services provided for the individuals in adolescence gain importance. School health services have an important place in the work field of preventive health services that are considered in fundamental health services. The concept of school health is the assessment and improvement of students’ and school workers’ health conditions, and the planning of the treatment. This research has been carried out on students aged between 15 and 17 in six high schools in the centre of Zonguldak city in order to study the effect of adolescents’ self-esteem on academıc achievement within the framework of school health. The research group consists of 457 adolescents representing 5694 students. Of the students taking part in our research, 41.8 % is 15 years old, 58.0 % is female, and 42.0 % is male. 75.0 % of the students belong to middle- income classes, mothers of 92.6 % and fathers of 3.9 % have no jobs. According to the result of one-way variance analysis between self-esteem points and academıc marks, there is a considerable statistical difference in academıc marks among the groups getting high, middle and low selfesteem points (p=0.001) Daha fazlası Daha az

Gebeliğin üçüncü trimesterinde olan annelere verilen web tabanlı bebek bakım eğitiminin doğum sonrası anne-bebek bağlanma düzeylerine etkisi

Genç Rollas, Buket

Master Thesis | 2019 | Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Tezi

Gebeliğin üçüncü trimestrinde olan annelere verilen web tabanlı bebek bakım eğitiminin doğum sonrası anne-bebek bağlanma düzeylerine etkisinin araştırılması amaçlanan bu araştırma girişimsel klinik yarı deneysel tipte tasarlanmıştır. Araştırma Zonguldak ilinde Sağlık Bakanlığına bağlı bir hastanede gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanması Mart-Nisan 2018 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Deney grubunu 31 gebe, kontrol grubunu ise 23 gebe oluşturmuştur. Tüm gebelere “Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu”, “Gebelerin Sosyo-demografik Verileri formu, ön-son test soruları ve Maternal Bağlanma Ölçeği uygulanmıştır. Deney grubundaki pr . . .imipar gebelere üç hafta, her hafta farklı bebek bakımı konularını içeren web tabanlı bebek bakımı eğitimi ve gebelere doğumu takiben 30–40 gün arasında maternal bağlanma ölçeği ve eş zamanlı son test soruları uygulanmıştır. Annelerin ön test karşılaştırmalarında deney grubunda yer alan annelerin ön test sorularını cevaplama medyan değeri 18.0, kontrol grubunda yer alan annelerin medyan değeri 21.0’dır. Mann Whitney U testine göre aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.048). Annelerin son test karşılaştırılmalarında, deney grubunda yer alan gebelerin medyan değeri 36.0, kontrol grubunda yer alan annelerin medyan değeri 26.0’dır. Mann Whitney U Testine aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.000). Deney grubunun maternal bağlanma ölçeği puanı medyan değeri 99.0 iken kontrol grubunun medyan değeri 94.0’dır. Yapılan Mann-Whitney U Testi sonucunda, müdahale ve kontrol grubu arasında bağlanma ölçeği puanları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (Mann-Whitney U: 46.500, Daha fazlası Daha az

Ortaokul öğrencilerinde siber zorbalık/ siber mağduriyet davranışları ve internet saldırganlığı düzeyleri- Zonguldak örneği

Coşkun Akyüz, Afide

Master Thesis | 2019 | Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Bu araştırma da Zonguldak’ ta ki ortaokul öğrencilerinde siber zorbalık /siber mağduriyet ve internet saldırganlığı düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma betimsel bir araştırma olup, ilişkisel tarama yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. 2017-2018 Eğitim-Öğretim yılında, Zonguldak İli’ nde bulunan üç ortaokulda ki 6 ve 7. Sınıflarında bulunan 1400 öğrenciden 872 tanesine ulaşılmıştır. Araştırma kapsamına alınan öğrencilere, 13 farklı soruyu içeren kişisel bilgi formu ve “Siber Zorbalık Ölçeği” ve “Siber Mağduriyet Ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin analizinde, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Ara . . .ştırmadan elde edilen bulgulara göre; çalışmaya katılan öğrencilerin %68’ i 12-13 yaş aralığında, %51.8’i kız, %48.2’si erkek, ailelerin %84.9’u orta sınıf gelir durumuna ait, annelerin %36.7’si babaların ise %38.9’u lise mezunudur. Çalışmadaki öğrencilerin %79.72’si sosyal medya kullanıcısıdır. Yapılan analizlerde siber zorbalığı erkeklerin daha fazla yaptığı görülmüştür. Siber zorbalık yaş arttıkça artmakta iken, yaş azaldıkça siber mağduriyet artmaktadır. Ayrıca gelir durumu düşük ailelerin çocuklarında siber zorbalık artarken, annesi önlisans ve üniversite eğitim seviyesine sahip çocuklarda siber mağduriyet azalmaktadır. Öğrencilerin interneti kullanım amaçlarına göre oyun, sosyal sitelerde insanlarla tanışmak, araştırma ve ödev amacıyla interneti kullanan öğrencilerin bu amaçlarla internete girmeyenlere göre daha fazla siber zorba oldukları bulunmuştur. Sonuç olarak; çocuklara sanal risklerin anlatıldığı siber zorbalık ve mağduriyet kavramlarının açıklandığı eğitimler düzenlenmelidir. The aim of this study was to determine cyberbullying / cyber victimization and internet aggression levels in secondary school students in Zonguldak. This research was a descriptive study and was conducted by relational screening method. In 2017-2018 academic year, 872 of 1400 students in the 6th and 7th grades in three secondary schools in Zonguldak Province were reached. Personal information form with 13 different questions and “Cyber Bullying Scale “and” Cyber Victim Scale” was used for the students. Mann Whitney U test and Kruskal Wallis test were used for data analysis. According to the findings of the study; 68% of the students in 12-13 age group who participated, 51.8% girls, 48.2% men, 84.9% of families belonged to middle class income, 36.7% of mothers and fathers 38.9% of high school graduates. 79.72% of the students in the study were social media users. In the analysis, cyber bullying is higher in males. While cyber bullying increases as age increases, cyber victimization increases as age decreases. In addition, cyber bullying is increasing in the children of low-income families, while cyber victimization decreases in the children with an associate degree and a university education level. It was found that students who use the internet for the purpose of meeting the internet, using the internet for research and homework are more cyber bullies than those who do not enter the internet. As a result; training should be organized in which the concepts of cyber bullying and victimization are explained Daha fazlası Daha az

Anne-Bebek bağlanmasının annelik algısı ve bazı değişkenlere göre incelenmesi

Nida Engin

Master Thesis | 2021 | BEÜ / Sağlık Bilimleri Enstitüsü

Bu araştırma, anne-bebek bağlanmasının annelik algısı ve bazı değişkenlere göre incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Aralık 2019-Haziran 2020 tarihleri arasında Zonguldak il merkezinde bulunan üniversiteye bağlı sağlık uygulama ve araştırma merkezinde (178) ve yine il merkezindeki kadın doğum ve çocuk hastalıkları hastanesinde kadın doğum kliniklerinde doğum yapmış olan (190) ve araştırmaya katılmayı kabul eden 368 anne oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında “Anne-Bebek Tanıtıcı Bilgi Formu”, “Anne-Bebek Bağlanma Ölçeği”, “Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği” ve “Anlamsal Farklılık Ölçeği (Anne Olarak Be . . .n ve Bebeğim)” formları kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22.0 VE AMOS 21.0 paket programları kullanılmıştır. Tüm istatistiksel analizlerde 0.05 anlamlılık düzeyi olarak esas alınmıştır. Araştırmaya katılan annelerin, anne-bebek bağlanma düzeyi ortalamasının 22.25+2.01 (17-24) arasında değiştiği belirlenmiştir. Çalışmada anne-bebek bağlanmasının anne eğitim düzeyi, sosyal güvenceye sahip olma, gelir durumu ve aile tipine göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Çalışmada anne-bebek bağlanma düzeyinin isteğe bağlı evlilik ve gebelik, bakım eğitimi alma, doğum yöntemi, bebeğin kucaklanma, ilk emzirilme zamanı ve beslenme türüne göre farklılaştığı saptanmıştır. Çalışmada anne-bebek bağlanma düzeyinin annenin yardımcısı olma, eş desteği alma, eş ile ilişki durumu, yakın arkadaşının olması, evlilik süresi, gebelik ve canlı doğum sayısı değişkenlerine göre farklılaştığı belirlenmiştir ( Daha fazlası Daha az

Ameliyat öncesi ağrı eğitiminin ameliyat sonrası ağrıya etkisinin incelenmesi

Kalkan Akyüz, Vildan

Master Thesis | 2020 | Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Ana Bilim Dalı Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Programı

Bu araştırma, jinekolojik ameliyat geçirmesi planlanan hastalara ameliyat öncesi verilen ağrı eğitiminin ameliyat sonrası ağrıya etkisinin incelenmesi amacıyla olgu kontrol çalışması olarak yürütüldü. Araştırma bir sağlık araştırma merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğun Kliniğinde arasında yürütüldü. Örneklemi araştırmaya katılmayı kabul eden, jinekolojik ameliyat planlanan 35’i olgu 35’i kontrol grubu olmak üzere 70 kadın oluşturdu. Olgu ve kontrol grubundaki hastalara Hasta Tanıtım Formu, Ağrı İzlem Formu ve Kısa Ağrı Envanteri veri toplamak amacıyla uygulandı. Olgu grubunda yer alan hastalara ameliyat öncesi dönemde sözlü ağrı eğiti . . .mi verildi. Ameliyat sonrası dönemde ilk 24 saatte olgu ve kontrol grubunun ağrı düzeyi değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesinde kategorik değişkenlere ait tanımlayıcı istatistikler frekans ve yüzde, sürekli değişkenler ortalama ve standart sapma ile verilmiştir. Yapılan istatistiksel değerlendirmede olgu ve kontrol grubunda yer alan hastaların tanıtıcı özellikleri ve sağlık özellikleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı (p>0.05), grupların homojen olduğu saptandı. Jinekolojik ameliyat uygulanan hastalardan ameliyat öncesi ağrı eğitimi verilen olgu grubunun ameliyat sonrası ağrı şiddetinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p 0.05) in terms of descriptive characteristics and health characteristics of the patients in the case and control groups, and the groups were homogeneous. Postoperative pain severity was statistically significant in the patient group who received preoperative pain training (p Daha fazlası Daha az

Engelli çocuk annelerine verilen manevi bakım desteğinin manevi iyilik ve umut düzeylerini arttırmaya etkisinin değerlendirilmesi

Odabaş, Yasemin

Master Thesis | 2020 | Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Çocuğun engelli olması anneyi manevi sıkıntı içine sokabilen bir süreçtir. Bundan dolayı aile merkezli yaklaşımla holistik hemşirelik bakımı vermeyi hedefleyen çocuk hemşireleri için manevi bakım önemli bir süreçtir. Bu araştırma engelli çocuk annelerine verilen manevi bakım desteğin manevi iyilik ve umut düzeylerini arttırmaya etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Mikst tasarım (nicel ve nitel) olarak planlanan bu araştırma, Zonguldak İl’indeki üç özel rehabilitasyon merkezine devam eden 202 engelli çocuk annesi ile 20 Haziran-20 Kasım 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Veriler Ebeveyn ve Çocuğa İlişkin Bilgi Formu . . ., Spiritüel Distres (Manevi Sıkıntı) Tanı Kriterleri Formu (NANDA’ya Göre), Spiritüel Destek ve Spiritüel Gelişmeyi Kolaylaştırma Girişim Formu (NIC’e Göre), Spiritüel İyi Oluş Ölçeği (SİOÖ) ve Umut Ölçeği (SUÖ) ile toplanmıştır. Veri analizinde Shapiro-Wilk testi, Student t testi, Mann-Whitney U test, Oneway Anova Test, Bonferroni test ve pearson korelasyon ile analiz edilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi Daha fazlası Daha az

Türkiye’de ihracata dayalı büyüme hipotezinin sektörler itibariyle analizi

İlbeyli, Merve Mine

Master Thesis | 2020 | Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik Anabilim Dalı

Bu çalışma, Türkiye ekonomisi için “İhracata Dayalı Büyüme Hipotezi”nin geçerliliğini Toda-Yamamoto nedensellik yaklaşımını kullanılarak sektörler itibariyle, 2002Q1-2018Q4 dönemi için test etmeyi amaçlamaktadır. Toda-Yamamoto nedensellik testi sonuçlarına göre, Türkiye imalat sektörü için büyümeye dayalı ihracat hipotezinin geçerli olduğu, tarım, orman ve hayvancılık sektörü için ihracata dayalı büyüme hipotezinin geçerli olduğu tespit edilirken, hizmet sektörü için ise nedensellik ilişkisi tespit edilememiştir. Toplam ihracat ile GSYH arasındaki nedensellik ilişkinin ise çift yönlü olduğu görülmektedir. In this study, ‘Export-Led . . .Growth Hypothesis’ is tested on the sectoral basis by applying Toda-Yamamoto causality approach in Turkey for the 2002Q1-2018Q4 period. The Toda-Yamamoto causality test results support the hypothesis of growth-led exports in the manufacturing sector and the hypothesis of export-led growth in the Agriculture, forestry and fishing sector. The results also indicate no causal relationship in the services sector. The causal relationship between total exports and GDP seems to be bidirectional Daha fazlası Daha az

Sağlıklı ergen ve engelli kardeşler arasındaki ilişkinin aile işlevlerinden etkilenme durumunun incelenmesi

Arslan, Nurten

Master Thesis | 2016 | Bülent Ecevit Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Engelli bir çocuğun anne-baba çocuk ilişkileri, ebeveynlerin normal gelişim gösteren çocuğa karşı tutumu ve beklentileri, ebeveynlerin aile işlevselliği, çocuğun özellikleri gibi değişkenler çocukların engelli kardeşe uyumlarını, gösterdikleri duygusal ve davranışsal tepkilerini etkileyebilmektedir. Tanımlayıcı olarak 14 Nisan-14 Mayıs tarihleri arasında Zonguldak merkezindeki dört özel eğitim merkezinde 125 çocuk ve bunların anne-baba-normal kardeşleri ile gerçekleştirilen araştırmada aile işlevselliğinin değerlendirilip kardeş ilişkileri ve kardeş problemlerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın verileri; Genel Bilg . . .i Formu, Kardeş Problemleri Anketi (KPA), Schaeffer Kardeş Davranışı Değerlendirme Ölçeği (ŞKDDÖ)- Kardeş Formu ve Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ) kullanılmıştır. Araştırmaya dahil edilen normal gelişim gösteren çocukların; %57.5’i kız ve %61.7’si 10-14 yaş grubundadır. Engelli çocukların; %60.0’ı erkek ve 62.5’i 6-12 yaş grubunda, %47.5’i zihinsel engelli ve %53.3’ü orta eğitim seviyesindeydi. Annelerin; %65.8’i 35-44 yaş, %66.7’si ilkokul mezunu ve %94.2 ev hanımıydı. Babaların; %54.2’si 35-44 yaş, %39.2’si ilkokul ve %50.0’ı işçiydi. ADÖ-KPA karşılaştırmalarında; problem çözme anne ve baba alt boyutu ve davranış kontrolü anne alt boyutu hariç tüm boyutların puanları arttıkça KPA toplam puanı azalmaktadır. ŞKDDÖ-KPA karşılaştırmalarında; nazik olma, birliktelik-ilgili olma ve empati alt boyutu puanları arttıkça KPA toplam puanı artmakta, uzak durma-çekinme alt boyutu puanı arttıkça KPA toplam puanı azalmaktadır. ADÖ-ŞKDDÖ karşılaştırmalarında; ADÖ alt boyutları ve ŞKDDÖ alt boyutları arasında anlamlı ilişki bulundu. The variables like parent-child relatıonship of disabled children, the attitude and expectation of healthy adolescents, family functionality of parents and characteristics of the children may affect emotional/behavioral responses and harmony between healthy adolescents and disabled siblings. In this descriptive study that was conducted at four special education centers located in Zonguldak province between April 14th and May 14th with 125 disabled children, 125 their parents and 125 healthy developing siblings. İt was aimed to evaluate family functionality and its influence on sibling relations and sibling problems. The data for the study was gathered through General Information Form, Sibling Problems Questionnarre (SPQ), Schaeffer Sibling Behavior Rating Scale (SSBRS)-Sibling’s Form and Family Assesment Device (FAD). 57.5% of healtly adolescents were female and in 10-14 age group. 60.0 % of diisabled siblings were male. 47.5% mental disabled and 53.3% have the educationlevel through secondary school. 65.8% of mathers were in 35-44 age group. 66.7% graduated from primary school and 94.2% were housewives. 54.2% of fathers were 35-44 age group, 39.2% were primary school graduate and 50.0 % of them were workers. In comparasion of FAD-SPQ total point of SPQ had been decrease in the subscales point of FAD increase; except maternal/paternal dimension of behaviour control subscales. İn comparasion of SSBRS-SPQ sobscale point of SSBRS on being kind, synergy-being connected and empathy had been increased as well as SPQ total point increase, on the other hand abstienence-restraint subscale point of SSBRS had been increased as weel as total point of SPQ increase. In comparasion of FAD-SSBRS statistically significant relationship was found Daha fazlası Daha az

L-Karnitin’in, x ışınlamaya bağlı gelişen uterus hasarında antioksidan ve antiinflamatuvar yollar ile koruyucu etkileri

Karaçetin, Serkan

Master Thesis | 2020 | Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı

Bu çalışmanın amacı total vücut ışınlaması sonrası, sıçanların uterusendometriyum tabakasında meydana gelen hasara karşı L-karnitin’in antioksidan, antiinflamatuar ve radyoprotektif etkilerini araştırmaktır. Çalışmamızda 30 adet Wistar albino sıçan, kontrol, radyasyon 6 saat, radyasyon 4 gün, radyasyon 6 saat+L-karnitin, radyasyon 4 gün+L-karnitin olmak üzere 5 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna deney süresince intraperitonal yolla serum fizyolojik uygulandı. Radyasyon 6 saat ve radyasyon 4 gün gruplarına tüm vücut tek doz 8,3 Gy X ışını uygulandı. Bu gruplar ışınlama sonrasında 6. saat ve 4. günde sırasıyla uygun anestezi altında sakri . . .fiye edildi. Radyasyon 6 saat+L-karnitin ve radyasyon 4 gün+L-karnitin gruplarına aynı şekilde radyasyon uygulaması ile birlikte günlük 200mg/kg dozda L-karnitin intraperitonal yolla uygulandı. Bu gruplar da ışınlama sonrasındaki 6. saat ve 4. günde sırasıyla sakrifiye edildi. Deneklerden alınan uterus biyopsi örnekleri histopatolojik, immünohistokimyasal ve biyokimyasal analizler için uygun işlemlerden geçirildi. Radyasyona bağlı olarak endometriyum yüzey ve bez epitel hücrelerinde düzleşme, derin bezlerde kayıplar olduğu görüldü. L-karnitin tedavisi ile bu değişikliklerin kısmen önlendiği saptandı. Radyasyon gruplarında uterus dokusundaki PARP-1, IL- 1β, IL-6, TNF–α ve Nf–κBekspresyonu, kontrol ve L-Karnitin ile tedavi edilen gruplara kıyasla belirgin şekilde arttığı görüldü. Radyasyona bağlı açığa çıkan morfolojik değişiklikleri büyük oranda serbest oksijen radikallerinin oluşturduğu, oksidatif stres indeksi ile belirlendi. Total oksidan durum belirteci radyasyon gruplarında yüksek çıkarken, kontrol ve L-Karnitin tedavili gruplarda düşük olduğu saptandı. Total antioksidan durum belirtecinin özellikle L-karnitin tedavili gruplarda yüksek olması, L-karnitin’in antioksidan özelliği olduğunu gösterdi. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular ışığında, radyasyon maruziyeti sonucunda oluşan uterus hasarına karşı L-Karnitin’in koruyucu etkisi olabileceği tespit edildi The aim of this study to investigate L-carnitine, with antioxidant, anti inflammatory and radioprotective effects against degenerasyon of uterine endometrial surface and gland epitelium after total body irradiation. In our study thirty Wistar albino rats divided into five groups as control, radiation 6 hour (Rd6h), radiation 4 day (Rd4d), radiation 6 hour+L-carnitine (Rd6h+LC), radiation 4 day+L-carnitine (Rd4d + LC). The control group received physiological saline intraperitoneally. Rd6h and Rd4d received whole-body X-irradiation of 8.3 Gy as a single dose. These groups were sacrificed at the 6th hour and 4th day after irradiation with anesthesia, respectively.The Rd6h+LC and Rd4d+LC groups received the same dose irradiation plus a daily dose of 200 mg/kg L-carnitine intraperitoneally. These groups were sacrificed at the 6th hour and 4th day after irradiation too. Uterus biopsy samples from rats were processed for histopathological, immunohistochemical and biochemical analysis. Endometrial surface and gland epithelium cells were flattened and deep glands werelost due to radiation. These changes were partially prevented by L-Carnitine treatment. PARP-1, IL-1β, IL-6, TNF–α ve Nf–κB expression levels in radiationgroups were significantly increased compared to control and L-Carnitine treatedgroups. The morphological changes due to radiation were determined by oxidative stress index, which is mainly composed of free oxygen radicals. While total oxidant status marker was found to be high in radiation groups, it was found to be low in control and L-Carnitine treatment groups. The high total antioxidant status markers in L-Carnitine treated groups showed that L-Carnitine had antioxidant properties. In our study, we found that L-Carnitine may have a protective effect against uterine damage caused by radiation Daha fazlası Daha az

Cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin profesyonel değerlerinin bakım davranışlarına etkisi: Zonguldak ili örneği

Çelik Bekleviç,Arzum

Master Thesis | 2019 | Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Programı

Araştırma, cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin profesyonel değerlerinin bakım davranışlarına etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Tanımlayıcı nitelikteki bu araştırmanın örneklemini Zonguldak İl’inde bulunan hastanelerin cerrahi birimlerinde çalışan 245 hemşire oluşturmuştur. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Hemşirelerin Profesyonel Değerleri Ölçeği ve Bakım Davranışları Ölçeği-24 ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı testler kullanılmıştır. Araştırmada, hemşirelerin yaş ortalaması 33.63±7.53 olup, %82.9’ u kadın ve %68.6’sı evli, %68.2’si lisans mezunu ve %47.8’ inin meslekte çalışma yılı . . . 11 ve üzerindedir. Hemşirelerin %71.4’ü klinik hemşiresi, %9.8’i ameliyathane hemşiresi, %13.5’i yoğun bakım hemşiresi olarak çalışmaktadır. Hemşirelerin %56.3’ü bilimsel kongreye katılmamış olup %64.9’ u mesleki bir derneğe üye değildir. Profesyonel değerler ile ilgili eğitim almış hemşirelerin oranı %55.1, etik deontoloji ile ilgili eğitim almış olanların ise %57.1’dir. Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin HPDÖ toplam puan ortalaması 118.26±21.10, ölçeğin alt boyutları ortalaması; insan onuru 42.24±7.91, sorumluluk 26.03±5.21, harekete geçme 18.81±3.91, güvenlik 15.67±2.84, otonomi 15.49±3.10 olarak bulunmuştur. Hemşirelerin, BDÖ-24 toplam puan ortalaması 5.25±0.66, alt boyut ortalamaları; güvence 5.21±0.72, saygılı olma 5.21±0.73, bilgi beceri 5.50±0.63 ve bağlılık 5.13±0.73’dür. Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin HPDÖ ile BDÖ-24 puan ortalamaları arasında zayıf, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki mevcuttur. Araştırma, cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin profesyonel değerleri ve bakım davranışları algısının yüksek olduğunu ve profesyonel değerlerin bakım davranışlarını olumlu etkilediğini göstermiştir. Bu sonuç doğrultusunda, cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin profesyonel değerlerinin geliştirilmesi ve bakım davranışlarını içselleştirmesi için kişisel ve yönetimsel faaliyetlerin gerçekleştirilmesi önerilebilir. The aim of this study was to evaluate the effect of professional values on care behaviors of nurses working in surgical clinics. The sample of this descriptive study consisted of 245 nurses that working in the surgical units of the hospitals in Zonguldak. The data was collected by the Personal Information Form, the Professional Values of Nurses Scale (PVNS) and the Caring Behavior Scale-24 (CBS-24). Descriptive and correlational tests were used to analyze the data. In the study, the mean age of the nurses was 33.63 ± 7.53, 82.9% were women and 68.6% were married, 68.2% were bachelor's degree and 47.8% were occupational years 11 and over. 71.4% of the nurses work as clinical nurses, 9.8% are operating nurses and 13.5% are nurses as intensive care nurses. 56.3% of the nurses did not attend the scientific congress and 64.9% were not members of a professional association. The percentage of nurses who have received training in professional values is 55.1% and 57.1% is those who have been trained in ethical deontology. The mean total PVNS score of the nurses working in the surgical units was 118.26 ± 21.10, the mean of the sub-dimensions of the scale; human dignity was 42.24 ± 7.91, responsibility was 26.03 ± 5.21, action was 18.81 ± 3.91, security was 15.67 ± 2.84, autonomy was 15.49 ± 3.10. The mean total score of the nurses in CBS-24 was 5.25 ± 0.66, and the subscale mean of the scale; assurance 5.21 ± 0.72, respectfulness 5.21 ± 0.73, knowledge skill 5.50 ± 0.63 and commitment 5.13 ± 0.73. There is a weak, positive and significant relationship between the professional values of nurses working in surgical units (PVNS) and the scale of care behaviors (CBS-24). The study showed that professional values and care behaviors of nurses working in surgical clinics were high and professional values had a positive effect on care behaviors. In line with this result, it can be suggested that personal and managerial activities should be carried out to improve the professional values of nurses working in surgical units and internalize their care behaviors Daha fazlası Daha az

The effect of experience and gender on the comparison of direct and indirect visual tooth shade matching

Moataz Makhlloota

Doctoral Thesis | 2021 | BEÜ / Sağlık Bilimleri Enstitüsü

Görsel diş renk seçimi, diş hekimliğinde uygulanan en yaygın yöntemdir. Klinik deneyim ve cinsiyet gibi çeşitli faktörler renk seçiminin başarısını etkileyebilir. Bu çalışmanın amacı, direkt ve indirekt diş renk seçiminin karşılaştırılmasında deneyim ve cinsiyetin etkisini değerlendirmektir. Bu çalışma, farklı diş renklerine sahip 3 gönüllünün dişlerini içeriyordu. Bu üç diş rengi, klinik deneyime göre 3 gruba ayrılan 87 gözlemci (42 erkek ve 45 kadın) tarafından değerlendirildi; Diş Hekimliği Preklinik Öğrencileri (UPDS), Diş Hekimliği Klinik Öğrencileri (UCDS) ve Protez Bölümü Doktora /Uzmanlık Öğrencileri (PDS). Renk seçimi, yönt . . .eme göre iki alt gruba ayrıldı; direkt renk seçimi (DSM) ve indirekt renk seçimi (ISM). ISM için dijital kamera ile üç gönüllüden, özel ışık ve kamera ayarı şartları altında fotoğraflar çekildi. Verilerin istatistiksel analizleri Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U ve Chi-Square testleri kullanılarak yapıldı. Klinik deneyim açısından, PDS grubu ile diğer iki grup arasında istatistik olarak anlamlı fark gözlendi. Cinsiyet grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. Başarı sıklıklarına göre indirekt ve direkt yöntemler arasında anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Ancak iki yöntem arasında Renk Seçimi Sapma Puanı (SMDS) değerlerine göre anlamlı bir farklılık bulundu. Renk seçim sürecinde klinik deneyimin etkili bir faktör olduğu, cinsiyetin ise etkili bir faktör olmadığı sonucuna varıldı. Standart aydınlatma koşulları altında çekilen dijital görüntüler, güvenilir bir alternatif renk seçim yöntemi olabilir. Visual tooth shade matching is the most common method applied in dental practice. Several factors such as the method used, clinical experience, and gender can affect the success of shade matching. The aim of this study was to evaluate the effect of experience and gender on the comparison of direct and indirect visual tooth shade matching. The present study included the teeth of 3 volunteers with different tooth colors. The colors of three teeth were evaluated by 87 examiners (42 males and 45 females) who were divided into 3 groups according to clinical experience; Undergraduate Preclinical Dental Students (UPDS), Undergraduate Clinical Dental Students (UCDS), and Postgraduate Dental Students from the Department of Prosthodontics (PDS). The shade matching observations were divided into two subgroups according to the method; direct shade matching (DSM) and indirect shade matching (ISM) groups. For ISM, photos were taken from three different volunteers by the digital camera under the special conditions of lightness and camera settings. Statistical analyzes of the data were performed by using Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U, and Chi-Square tests. A statistically significant difference was observed between the PDS group and the other two groups in terms of clinical experience. There was no significant difference between gender groups. No significant difference was observed between indirect and direct methods according to success frequencies. However, there was a significant difference according to Shade Matching Deviation Score (SMDS) values between the two methods. It is concluded that clinical experience is an effective factor while gender is not an influential factor in the shade matching process. Digital images taken under standard lighting conditions may be a reliable alternative shade matching method Daha fazlası Daha az

Enerji ve ekonomik büyüme ilişkisi: net ithalatçı ve net ihracatçı ülkeler üzerine ampirik bir analiz

Yeşilkuş, Mehmet Salih

Master Thesis | 2019 | Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü

Ekonomik yaşamın temel girdilerinden biri olan enerji, ülkelerin gelişmesinde ve ekonomik büyüme düzeylerinin artırılmasında anahtar bir role sahiptir. Öte yandan ülkelerin ekonomik büyüme, sanayileşme ve kentleşme gibi faktörlere bağlı olarak hızla artan enerji tüketimi, makroekonomik performans üzerinde önemli etkilerin oluşmasına da sebep olmaktadır. Bu çalışmada enerji-büyüme arasındaki ilişkinin net enerji ihraç eden ve net enerji ithal eden ülkeler açısından incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda enerji-büyüme ilişkisi 1990-2014 dönemi için Panel SVAR ve Panel Regresyon yöntemi yardımıyla araştırılmıştır. Çalışmada bağımlı . . . değişken olarak ekonomik büyüme, bağımsız değişkenler olarak enerji (enerji tüketimi, petrol fiyatı, sanayi üretim endeksi), enflasyon ve nüfus ele alınmış olup tüm değişkenlerin logaritmaları alınarak analiz edilmiştir. Yapılan ampirik bulgular neticesinde uzun dönemde tüm değişkenlerin birlikte hareket edildiği tespit edilmiş olup aralarında eşbütünleşik bir bağlantının var olduğu sonucuna varılmıştır. Energy, which is one of the basic inputs of economic life, plays a key role in the increase in economic growth and development of countries. On the other hand, energy is rapidly increasing due to factors such as industrialization and urbanization and it causes important impacts on the macroeconomic performance. The aim of this study is to examine the relationship of energy and economic for net energy exporter and net energy importer countries. In this context, the relationship between energy and economic growth was investigated by using Panel SVAR and Panel Regression method covering the period 1990-2014. the dependent variable of the model that used in the study is economic growth, while the independent variables are energy (energy consumption, oil price population, industrial production index), inflation and population. The results of the study support the long term relationship among all the variables and it is concluded that there is a cointegrated connection between them Daha fazlası Daha az

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms