Filtreler
Filtreler
Bulunan: 216 Adet 0.001 sn
Koleksiyon [15]
Tam Metin [2]
Yayın Türü [3]
Yazar [20]
Yayın Yılı [18]
Konu Başlıkları [20]
Yayın Dili [3]
Dergi Adı [20]
Coflex ve vidalı coflex‘in sonlu elemenlar modeliyle biyomekanik olarak karşılaştırılması

Ali, Ali Kh. | Kulduk, Ahmet | Songür, Murat | Altun, Necdet | Şenköylü, Alpaslan

Article | 2014 | Journal of Turkish Spinal Surgery25 ( 1 ) , pp.43 - 52

Bu çalışmada interspinöz sistemlerden Coflex® Cihazı ile sta- bilize edici etkisi daha çok olduğu düşünülen Vidalı Coflex® ci- hazının alt lomber omurgada eklem hareket açıklığına ve disk yüklenmesine etkilerinin sonlu elemanlar modeliyle (SEM) bi- yomekanik olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Öncelikle üç adet lomber vertebra (L3-L4-L5) SEM ile model- lendi. Bu model üzerinde L4 - L5 spinöz çıkıntılar arasına Cof- lex® cihazı modellenerek sanal olarak uygulandı. Ardından yine L4-5 seviyesine Vidalı Coflex® modellenerek sanal olarak yerleştirildi. Enstrümante edilmeyen bir model ve enstrüman- te edilen iki adet modele fleksiyon, . . . ekstansiyon, eğilme ve rotasyon yönünde sanal kuvvetler yüklendi. Her üç modelde L3-4 ve L4 - 5 disklere binen yükler sanal olarak ölçüldü. Yine L3-4 ve L4-5 segmentlerindeki hareket açıklığı da üç planda incelenerek, sonuçlar karşılaştırıldı. Çalışmada dört temel sonuca varıldı. Bu temel sonuçlar; (1) Vidalı Coflex® özellikle fleksiyonda daha belirgin olmak üze- re tüm hareket yönlerinde stabiliteyi sağlar, (2) tüm hareket yönlerinde cerrahi segment diskine binen yük vidalı Coflex® örneklemesinde daha az olduğu tespit edilmiştir, (3) fleksiyon hareketi dâhil olmak üzere vidalı Coflex® üst komşu segment- te Coflex® cihazına göre hem diske binen yükü hem de hare- ketliliği azaltmıştır, (4) her iki sistemde de fleksiyon hareketi dışındaki tüm hareket yönlerinde üst komşu segmente hem binen yükü ve segment hareketini azaltmaktadır. Bu çalışmada alt lomber vertebralarda fleksiyon hareketinde kullanılan vidalı Coflex® cihazının, original Coflex® cihazına göre hareket açıklığını ve disk yüklenmesini hem cerrahi seg- mentte hem de üst komşu segmentte belirgin olarak azalttığı bulunmuştur. Her iki cihazın da omurganın ekstansiyon, eğil- me ve rotasyon hareketlerinde birbirine belirgin üstünlüğü olmadığı görülmüştür. The aim of this study was, to analyse the effect of two popular interspinous devices (Coflex® and Coflex Rivet®) regarding the range of motion and disc loading characteristics at surgical and adjacent segments with finite element method (FEM). Two functional spinal unit at lumbar region (L3-4 and L4-5) are modelled by FEM. Then Coflex® and Coflex Rivet® interspinous devices were modelled and implanted virtually at L4-L5 segment of lumbar vertebrae by FEM. Flexion, extansion, bending and rotation forces were applied to this two models and one intact vertebrae model. Range of motion and disc loading forces at L3-4 and L4-L5 levels were measured and compared in this three model by FEM. There were four main findings in current study: (1) The CoflexRivet® device provided stability when allowing range of motion specially in flexion, (2) Coflex RivetTM decreased the disc loading as well as range of motion in all plains at the surgical segment, (3) Coflex Rivet ® decreased the range of motion and annular stress in the upper adjacent segment, (4) both devices decreased the range of motion and annular stress in extension, bending and rotation in both the surgical and upper adjacent segments. In conclusion, Coflex Rivet® device decreases the disc loading and range of motion at both surgical and upper adjacent segments in comparison with the original Coflex® device in flexion. In extension, bending and rotation; both devices show similar biomechanical characteristics in the same functional spinal units Daha fazlası Daha az

The Relationship Between Bioimpedance-Measured Volume and Nutritional Parameters and Mortality in Hemodialysis Patients

Hür, Ender | Budak, Şennur Köse | Mağden, Kemal | Yıldız, Gürsel | Soyaltın, Utku | Toka, Bilal | Turan, Naki

Article | 2017 | Türk Nefroloji Diyaliz ve Transplantasyon Dergisi26 ( 2 ) , pp.183 - 189

AMAÇ: Hemodiyalizde hipervolemi ve malnütrisyon çoğu kez gözden kaçan risk faktörleridir. Çalışmamızda amaç, biyoempedans sektroskopi (BİS) ile gösterilen hipervolemi ve malnütrisyonun uzun dönem sağkalım üzerine etkisini araştırmaktır (Clinical Trials. gov Identifier:NCT01468363).GEREÇ ve yÖNTEMLER: Çalışmaya 431 prevalan HD hastası alınarak 32,2±14,4 ay takip edilmiştir. Hastalara BIS ölçümü yapılmış, ilaç kullanımları, bazal ve çalışma sonundaki rutin tetkikleri değerlendirilmiştir. Çalışma süresince hastane yatışları, seanslar sırasında yaşanan komplikasyonlar değerlendirilmiştir.BULGULAR: Yaş ortalaması 59,4±14,6 yıl olan topla . . .m 431 (%53,6'sı erkek) hastadan 125'i çalışma sonunda exitus olmuştur. Diyabet oranı %47, eritropoietin %67, diüretik kullanımı %40, prediyaliz sistolik kan basıncı 133,4±25,8 diyastolik kan basıncı 79,2±12,4 mm Hg dir.Biyoempedans verilerine göre göreceli hidrasyon durumu OH/ECW değerlendirildiğinde, kümülatif sağkalım, hipervolemik olanlarda daha düşük olarak bulundu.SONUÇ: Hemodiyaliz hastalarında hipervolemi ve malnütrisyon uzun dönem mortalite göstergesidir, erken tanı ve zamanında müdahale çok önemlidir. Klinik bulgular tanıda yeterli olmayabilir laboratuvar verileri ve BİS yöntemi hipervolemi ve malnütrisyon tanısında kullanılabilir. OBJECTIVE: Hypervolemia and malnutrition are often undiagnosed risk factors for hemodialysis (HD). Our aim was to investigate the long-term effects of hypervolemia and malnutrition evaluated by bioimpedance spectroscopy (BIS) on survival. (Clinical Trials. Gov Identifier: NCT01468363). MATERIAL and METHODS: A total of 431 Prevalent HD patients were followed for 32.2±14.4 months. The patients underwent BIS measurement, a medical history was obtained, and routine tests were analyzed at the baseline and at the end of the study. Hospitalizations and complications of HD were recorded. RESULTS: The mean age was 59.4±14.6 (10-92) years with a total of 431 (53.6% males) patients of which 125 died. The percentage of diabetics was 47%, erythropoietin use 67%, and diuretic use 40%. Predialysis systolic blood pressure (BP) was 133.4±25.8 and diastolic BP 79.2±12.4 mm Hg. The rate of diabetes, and the number of hospitalizations and blood transfusions were higher in the patients who died. Diastolic BP as a clinical hypervolemia finding, BIS hypervolemia indicator of over hydration (OH), and extracellular water (ECW) were all increased, and fat tissue index as a malnutrition finding was decreased in patients who died. There were significant rates of anemia and hypoalbuminemia in this group as well. The cumulative survival was lower in hypervolemic patients as assessed by relative hydration status OH/ECW. CONCLUSION: Hypervolemia and malnutrition are the long-term mortality indicators in hemodialysis. Early diagnosis and treatment is important. Clinical findings may not be sufficient and laboratory and BIS methods can be used for diagnosis Daha fazlası Daha az

Henoch-Schonlein purpurası: Penis ve skrotum tutulumlu olgu

Karacı, Mehmet | Örnek, Zuhal | Seyrek, Burak | Yüksek, Mutlu | Yüksek, Nazmiye

Article | 2016 | Ege Tıp Dergisi55 ( 1 ) , pp.41 - 43

Henoch-Schönlein purpurası (HSP), artrit / artralji, gastrointestinal ve genitoüriner sistem tutulumunun eşlik ettiği non- trombositopenik purpura ile karakterize, çocukluk çağının en sık görülen vaskülitidir. Genitoüriner sistem tutulumu olan olgularda hem skrotum hem de penis etkilenmesi oldukça nadirdir. Bu yazıda, tipik deri bulguları, eklem bulguları, skrotum ve penis tutulumu olan üç buçuk yaşındaki bir erkek olgu sunulmak istenmiştir. Hastada prednizolon ve ibuprofen tedavisi ile dört günde tamamen iyileşme sağlanmıştır. Sonuç olarak, penis ve skrotum tutulumu gösteren HSP olgularında, tartışmalı olmakla birlikte, ibuprofen v . . .e steroid tedavisi uygulanabilir. Henoch-Schönlein purpura (HSP), characterized by non-thrombocytopenic purpura accompanied by arthritis / arthralgia, gastrointestinal and genitourinary system involvement is the most common vasculitis in childhood. In case of genitourinary system involvement, the involvement of both the scrotum and the penis is very rare. In this report, a 3.5 year-old boy with typical skin symptoms, joint symptoms, scrotum and penis involvement is presented. In this patient, prednisolon and ibuprofen treatment has resulted in the resolution of the symptoms in four days. In conclusion, ibuprofen and steroid treatment could be administered in HSP children with penile and scrotum involvement although controversial Daha fazlası Daha az

Kateter kaynaklı Bacillus cereus bakteriyemisi olgusu ve izolatlar arasındaki klonal ilişkinin PFGE ile araştırılması

Mengeloğlu, Fırat Zafer | Terzi, H. Agah | Bilici, Muammer

Article | 2011 | Dicle Tıp Dergisi38 ( 3 ) , pp.358 - 360

Bacillus cereus, hareketli, endospor oluşturabilen Gram pozitif fakültatif aerop basil olup, besin zehirlenmesi, endokardit, bakteriyemi ve sepsis gibi enfeksiyonlara neden olmaktadır. Olgumuzda, 57 yaşında akut myeloid lösemi tanılı, kemik iliği nakli olmuş, kemoterapi almakta olan bayan hasta yüksek ateş şikayetiyle başvurduğu dahiliye kliniğinde nötropenik ateş ve pnömoni öntanılarıyla yatırıldı. Periferik kan kültürlerinde Bacillus cereus üremesi üzerine kateterle eş zamanlı kan kültürleri yapıldı. Kültürlerde B.cereus üremesi tekrar eden hastada kateter kaynaklı bakteriyemi tanısı konularak antibiyotik tedavisi genişletildi. Te . . .davi sonrasında kateter kan kültürleri dışında üremesi görülmeyen hastanın genel durumunun düzeldiği ve ateşinin düştüğü gözlendi. Üç ayrı zamanda alınan kültürlerde üreyen B.cereus izolatları arasında klonal ilişkinin araştırılması amacıyla Pulsed- field jel elektroforezi yapıldı ve izolatların aynı klon olduğu görüldü. Kan kültürlerinde Bacillus türlerinin üremesi genellikle kontaminasyon olasılığını düşündürmekte olduğundan bazı klinik laboratuvarlar tür düzeyinde identifikasyon yapmamaktadır. Fakat izole edilen tür enfeksiyon etkeni olabileceğinden, bu yaklaşım hasta için zaman kaybına ve gerekli tedavinin gecikmesine neden olabilir. Bu durumlarda kan kültürü tekrarının istenmesi, hastanın immün sistem durumu ve klinik tablosu göz önünde bulundurularak tür tayininin yapılıp yapılmamasına karar vermek gerekmektedir. Bacillus cereus is a motile and spore-forming Gram positive rod and is a microorganism species which cause infections such as food poisoning, endocarditis, bacteremia sepsis. In our case; 57 years old, acute myeloid leukemia diagnosed female patient who had bone narrow transplantation and getting chemotherapy was interned with prediagnosis of neutropenic fever and pneumonia in internal medicine clinics which she admitted with high fever. Since B.cereus growth in peripheral vein blood cultures, catheter blood cultures was performed simultaneously. B.cereus growth repeated in the cultures so catheter caused bacteremia was considered as the diagnosis and antibiotherapy was expanded. After treatment, no growth was observed except catheter blood cultures, general condition of the patient improved and her fever disappeared. Pulsed-field gel electrophoresis was performed in order to investigate the clonal relatedness between B.cereus isolates which were grown in three cultures of separate times and isolates were observed as the same clone. Blood cultures yielded B.cereus are usually considered the possibility of contamination so some clinical laboratories do not perform identification at species level. But the species which is isolated may be the cause of infection, so this approach may be time-consuming for the patient and cause a delay in necessary treatment. In such cases; repeat blood culture should be requested and a decision should be done whether to perform species identification according to the patient’s immune system condition and clinical presentation Daha fazlası Daha az

Acil servise başvuran nörolojik hastalık tanısı alan geriatrik populasyonda eşlik eden hastalıklar ve ilaç kulla kullanımı

Demir, Ayşe Semra Akça | Emre, Ufuk | Ünal, Aysun | Acıman, Esra | Akça, Fatih

Article | 2012 | Türk Geriatri Dergisi15 ( 2 ) , pp.151 - 155

Giriş: Acil servise başvuran ve nörolojik hastalık tanısı alan geriatrik hastalarda, başvuru şikayetlerinin belirlenmesi, eşlik eden hastalıkların ve ilaç kullanım oranının saptamasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışma tanımlayıcı ve geriye dönük olarak planlandı. Hasta dosyalarından demografik özellikleri, bilinen hastalıkları, kullandıkları ilaçlar, nörolojik tanıları kayıt edildi. Bulgular: Acil servis başvurularında hastaların %58.78'ini geriatrik hasta grubu oluşturmaktaydı. Bu hastalar arasında nöroloji servisine yatışı yapılan 439 hastanın, 239'u (%54.4) kadın, 200'ü (%45.6) erkek idi. Eşlik eden hastalıklar açısından incelendiğinde . . . sırası ile hipertansiyon 315(%71.8), koroner arter hastalığı 127(%28.9), diabetes mellitus 102(%23.2), geçirilmiş inme öyküsü 111 (%25.3), dislipidemi 37(%8.4), kronik obstrüktif akciğer hastalığı 35 (%8) hastada saptandı. Olguların 352'sinde (%80.2) düzenli ilaç kullanımı mevcuttu. Sonuç: Yaşlanma ile birlikte bireylerin kronik hastalık sayıları ve hastalıklarla ilişkili Komplikasyonları, kullandıkları ilaçlar ve yan etkileri artmaktadır. Yaşlı popülasyonda bu özelliklerin bilinmesi hastanın takip ve tedavideki başarısını artıracaktır. Ayrıca tedavi maliyetleri de azalacaktır. Introduction: Our objective in this study is to determine the presenting complaints, identify the comorbid diseases and the rate of drug usage among geriatric patients admitted to the emergency service and received a diagnosis of a neurological disorder. Materials and Method: A descriptive, and retrospective study was planned. Demographic characteristics, present diseases, use of medications, neurological diagnoses were recorded from the patients' files. Results: Geriatric patient group constituted 58.78% of the cases. Emergency department Of the 439 patients transferred to the neurology ward 239 (54.4 %) were female and 200 (45.6%) were male. The rates of comorbid diseases were found to be as follows; hypertension 315 (71.8%), coronary artery disease 127 (28.9 %), diabetes mellitus 102 (23.2 %), history of stroke 111 (25.3%), dyslipidemia 37 (8.4%) and chronic obstructive pulmonary disease 35 (8.0%). 352 (80.2%) of the cases were using drug regularly. Conclusion: Chronic diseases and associated complications drug usage and adverse effects increase by aging. Awareness of these features in the geriatric population will increase the success in the treatment and follow-up. In addition, treatment costs will be reduced Daha fazlası Daha az

Domestic violence crimes between 2008- 2011 in Turkey

Toprak, Sadık

Article | 2016 | Cumhuriyet Tıp Dergisi (ELEKTRONİK)38 ( 4 ) , pp.288 - 293

Amaç: Bu çalışmanın amacı; Adalet Bakanlığı'nın 2008-2011 yıllarına ait resmi verilerine göre Türkiye genelinde aile içi şiddet suçlarının; iller, bölgeler ve yıllar içerisindeki değişimini analiz etmektir. Yöntem: Bu çalışmada Adalet Bakanlığı'ndan temin edilen 2008-2011 yıllarına ait ağır ceza mahkemelerinde aile içi şiddet suçları nedeniyle açılmış olan dava verileri ve Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2008-2011 yılı nüfus verileri kullanılmıştır. Bu kapsamda elde edilen veriler Coğrafik Bilgi Sistemi (CBS) teknolojisinden faydalanılarak değerlendirilmiş ve sonuçlar yine CBS'nin harita tasarım ve sunum araçları ile görselleştirilmiş . . .tir. Bulgular: En yüksek aile içi şiddet prevalans değerleri Isparta, Kayseri, Elazığ'da görülmüştür. Konumsal analizlere göre aile içi şiddet sıklığı Türkiye'nin batı kesiminde Türkiye'nin doğusuna göre daha yüksek olduğu gözlenmiştir. İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde aile içi şiddet sıklığı diğer şehirlere oranla daha düşüktür. Sonuç: Sonuçlarımız Türkiye'nin gelişmiş bölgelerinde, daha az gelişmiş bölgelerine kıyasla, aile içi şiddet sıklığının daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Ancak daha gelişmiş bölgelerde şiddet olaylarının resmi makamlara intikal etme olasılığının daha fazla olmasının, sonuçlarımızdaki paradoksu açıklayabilecek güçlü bir etmen olabileceğini düşünüyoruz. Objective: The purpose of this study; by collecting official data from the Ministry of Justice, analysing trends in time and differences among cities and regions. Method: Criminal data was taken from the criminal courts via the Ministry of Justice between 2008 and 2011. Population data was obtained for the Turkish statistical Institute. The data obtained in this context, was analysed and presented with Geographic Information System (GIS). Results: The highest prevalence of domestic violence has been determined in three central Anatolian cities. Spatial analysis of the domestic violence showed that prevalance values were higher in the northern part of Turkey compared with the eastern part. Domestic violence prevalance values were low in big cities such as Istanbul and Ankara. Conclusions: Our results demonstrated that more developed regions of Turkey had higher frequency of domestic violence. This can be explained by the reporting domestic violence can be higher in more developed regions Daha fazlası Daha az

The relationship between the gensini score and complete blood count parameters in coronary artery disease

Sayın, Muhammet Raşit | Çetiner, Mehmet Ali | Karabağ, Turgut | Doğan, Mesut Sait | Aydın, Mustafa | Yavuz, Nesimi

Article | 2012 | Koşuyolu Kalp Dergisi15 ( 2 ) , pp.51 - 54

Giriş: Bu çalışmanın amacı, Gensini skoru ile belirlenen koroner arter hastalığı (KAH) yaygınlığı ve ciddiyeti ile tam kan sayımı parametreleri (lökosit, hemoglobin, trombosit, ortalama trombosit hacmi, lenfosit, nötrofil) arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Hastalar ve Yöntem: Koroner anjiyografi uygulanan 90 hasta (40 kadın, ortalama yaş 61 ± 1.2 yıl) çalışmaya alındı. Akut koroner sendrom hastaları ve geçirilmiş kardiyovasküler hastalığı olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Gensini skoru ile belirlenen KAH yaygınlığı ve ciddiyeti ile tam kan sayımı parametreleri arasındaki ilişki korelasyon analiziyle değerlendirildi. Bulgula . . .r: Altı (%6.7) hastada üç damar hastalığı, 16 (%17.8) hastada iki damar hastalığı, 24 (%26.7) hastada bir damar hastalığı ve 44 (%48.9) hastada kritik olmayan (< %50) darlıklar mevcuttu. Ortalama Gensini skoru 19.1 ± 2.1 idi. Gensini skoru ile ortalama trombosit hacmi arasında korelasyon saptanmadı. Lökosit ve nötrofil sayısı ise Gensini skoru ile ilişkili saptandı. Diğer parametrelerde ilişki saptanmadı. Sonuç: Koroner arter hastalığı; kan trombasit; lökosit sayısı; nötrofil; kan hücre sayısı. Introduction: The aim of this study was to evaluate the relationship between the extend and severity of coronary artery disease (CAD) determined by the Gensini score and complete blood count parameters (white blood cell, hemoglobin, platelet, mean platelet volume, lymphocyte, neutrophil). Patients and Methods: Ninety patients with CAD underwent coronary angiography (40 females, mean age 61 ± 1.2 years) were included in this study. Patients with acute coronary syndrome and prior cardiovascular disease excluded from the study. The association between the extent and severity of CAD, which were assessed by the Gensini score, and complete blood count parameters was analyzed by a correlation analysis. Results: Coronary angiography revealed, 6 (6.7%) patients had three, 16 (17.8%) patients had two, and 24 (26.7%) patients had single-vessel disease; 44 (48.9%) patients had non-critical stenosis. The mean Gensini score was 19.1 ± 2.1. We found a relationship between white blood cell and neutrophil counts and the Gensini score. There was no relationship between Gensini score and the mean platelet volume and other parameters. Conclusion: The present study supports the hypothesis that inflammation is one of the main component in the pathogenesis of CAD Daha fazlası Daha az

Clinical Features and Laboratory Findings in Mad Honey Intoxication: A Retrospective Study

Piskin, Ozcan | Yurtlu, Derya Arslan | Aydin, Bengu Gulhan | Gursoy, Yusuf Cemil | Hanci, Volkan

Article | 2017 | Şişli Etfal Hastanesi Tıp Bülteni51 ( 2 ) , pp.125 - 132

Amaç: Deli bal zehirlenmesi; Rhododendron çiçeklerinden üretilen ve içinde Grayanotoxin (GTX) bulunan balın tüketilmesi sonucunda oluşur. Oldukça nadir görülmesine ragmen hayatı tehdit eden bulgulara sebep olabilir. Bu çalışmada hastanemize başvuran 38 deli bal zehirlenmesi vakasının demografik ve biyokimyasal kan gazı paremetreleri ışığında organlar üzerindeki etkilerinin retrospektif olarak literatür eşliğinde tartışılması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya 2010-2012 yılları arasında acil servise herhangi bir şikayetle başvurmuş ve 'Deli Bal Zehirlenmesi' tanısı almış toplam 38 hastanın retrospektif dataları dahil edildi. . . .Bulgular: Olguların 23 (%60.5)'i erkek, 15 (%39.5)'i bayandı. Olgularımız 29 ile 86 yaşları arasındaydı. Olgularımızın yaş ortalamaları 55.42±12.63 yıl olarak belirlendi. Olguların bal alımı sonrası semptomların başlama süresi ortalama 92.82±30.09 dak olarak belirlendi. Olgularda hastaneye başvurudaki kalp atım hız ortalaması 49.74±11.41 atım/dak, ortalama sistolik kan basıncı değeri 72.16±16.92 mmHg ve ortalama diyastolik kan basıncı 43.79±10.58 mmHg olarak bulundu. Hastaların ortalama 0.76±0.55 mg atropin ve 1336.84±935.31 ml kristaloid sıvı ile tedavi edildiği bulundu. Ritm problemleri dışında gastrointestinal, solunum ve kardiyovasküler sistem bulguları normal sınırlardaydı. Olguların bal tüketim miktarları ile, semptomların başlama süresi arasında bir korelasyon ilişkisi belirlenemedi Sonuç: Deli Bal Zehirlenmesi en sık kardiyovasküler sistemi etkilemektedir. Bu hastalarda en sık hipotansiyon ve bradikardiye rastlanmaktadır. Tedavide sıklıkla yeterli sıvı resüsitasyonu ve 1-2 mg İntravenöz Atropin tedavisi yeterli olmaktadır Objective: Mad honey intoxication results from consuming honey which is produced from rhododendron flowers and containing Grayanotoxin (GTX). This intoxication is seen rarely, however it may lead some life-threatening signs. In this study, it was aimed to retrospectively discuss the effects of 38 mad honey intoxication cases on the organs in the light of demographic and biochemical blood gas parameters.Material and Methods: We enrolled 38 patients diagnosed with “mad honey intoxication” retrospectively, who were admitted to our emergency department between January 2010 to December 2012. Results: Of cases, 23 (60.5%) were male and 15 (39.5%) were female. Our cases were between the ages of 29 and 86 years. The mean age of cases was 55.42±12.63 years. The mean onset of symptoms after honey intake was determined to be 92.82±30.09 minutes. The mean heart rate when cases applied to hospital was found to be 49.74±11.41 beats/min. and the mean systolic and diastolic blood pressures were found to be 72.16±16.92 mmHg and 43.79±10.58 mmHg, respectively. The mean amount of atropine treatment given to the patient was found to be 0.76±0.55 mg and the mean crystalloid fluid given was 1336.84±935.31 mL. Except the rhythm problems, gastrointestinal, respiratory and cardiovascular system findings were in normal range. There was no correlation found between the amount of honey consumed and the onset of symptoms in the cases. Conclusion: Mad honey intoxication most often affects the cardiovascular system. Hypotension and bradycardia are the most common signs in these patients. Sufficient fluid hydration and 1-2 mg intravenous atropine are often adequate for the treatmen Daha fazlası Daha az

Vücutta farklı lokalizasyonlardaki apse -efüzyon odaklarının perkutan drenaj öntemi ile tedavisi: Dört yıllık deneyim sonuçları

Büyükkaya, Ramazan | Büyükkaya, Ayla | Aydın, Ömer | Özel, Mehmet Ali | Yazgan, Ömer | Ozturk, Beyhan | Beşir, Fahri Halit

Article | 2014 | Abant Tıp Dergisi3 ( 3 ) , pp.257 - 260

Amaç: Bu çalışmanın amacı görüntüleme eşliğinde perkütan drenaj için kliniğimize yönlendirilmiş olan 58 hastanın klinik ve radyolojik özellikleri literature eşliğinde sunulm ası amaçlanmıştır. Yöntem : Ocak 2009 ile Aralık 2013 tarihleri arasında farklı organ veya sistemlerde y erleşimli apse -efüzyonu olan toplam 58 olgu, perkütan drenaj işlemi için girişimsel radyoloji ünitesine yönlendirildi. Hastaların tümünde yaş, apse -efüzyonun yerleştiği organ veya vücut bölümü ka ydedildi. Bir pediatrik hastada işlem sedasyon anestezisi diğer tüm hastalarda lokal anestezi uygulandıktan sonra gerçekleştirildi. Bulgular: 58 hastada (31 erkek, . . . 27 kadın; yaş ortalaması 55 yıl, yaş aralığı 7 -84 yıl) farklı organ veya sistemlerde yerleşimli apse -efüzyonulara görüntüleme eşliğinde pe rkütan drenaj işlemi uygulandı. Teknik başarı tüm olgularda (%100) sağlandı. Hiçbir olguda işlem sırasında veya sonrasında komplikasyon gelişmedi. Sonuç : Sonuç olarak vücudun farklı lokalizasyonlarında yerleşmiş olan efüzyon yada abse odakları çeşitli görüntüleme yöntem leri kılavuzluğunda başarı ile tedavi edilme ktedir. Abse yada efüzyon tespit edilen hastalarda öncelikle başarı oranları yüksek perkutan drenaj yöntemleri tercih edilmelidir. Objective : The aim of this study, clinical and radiological features of 58 patie nts referred to our department for imaging -guided percutaneous drainage to be presented with the literature. Method : Between January 2009-December 2013, 58 patients with abscess in various organs or systems referred to interventional radiology department for percutaneous drainage. Patients’ age and localization of abscess were recorded. Percutaneous drainage was performed with sedoanalgesia in a pediatric patient and other patients were performed under local anesthesia. Results : Imaging-guided percutaneous drainage was pe rformed in 58 patients (31 male, 27 female; the mean age: 55 years, age range: 7 -84) with abscess in various organs or systems. Technical success was achieved in all cases (%100). There was no complication during the procedure in any case. Conclusion : As a result, abscess or effusion at various loc alization of the body can be successfully treated with guided of various imaging methods. Primarily percutaneous dra inage methods that have high success rate should be prefe rred when detected patie nts with abscess or effusion Daha fazlası Daha az

Volume and nutritional status evaluated by bioimpedance affected by body positions

Hür, Ender | Özışık, Melih | Ural, Cihan | Köse, Şennur | Yıldırım, İbrahim | Mağden, Kemal | Akçiçek, Fehmi

Article | 2014 | Türk Nefroloji Diyaliz ve Transplantasyon Dergisi23 ( 1 ) , pp.26 - 32

AMAÇ: Vücut kompozisyon analizi hidrasyon, beslenme ve klinik durumu göstermede yararlı bir tekniktir. Biyoempedans analizi (BIA) ucuz ve invazif olmayan bir yöntem olmakla birlikte ölçüm metodunun geliştirilmesi gereklidir. Amacımız BIA sonuçları üzerine vücut pozisyonunun etkisini bulmaktı. GEREÇ ve YÖNTEMLER: Kişisel özellikler olan yaş, cinsiyet, boy, kilo ve kan basıncı değerleri kayıt edilmiştir. Her birey için yatarak ve ayakta hidrasyon ve beslenme durumunun değerlendirilmesi vücut kompozisyon monitörü ile ölçülmüştür. BULGULAR: Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden yapılan bu kesitsel çalışmaya yaş ortalaması 46.3±12 (18–76) yı . . .l ve %61’i (n: 123) erkek olmak üzere toplam 201 olgu alınmıştır. Yatar pozisyondan ayakta yapılan ölçüme aşırı hidrasyon ve hücre dışı su (ECW) 0.04±1.08 ve 17.69±2.92 L’den 0.46±1.05 ve 17.84±2.90’a artmıştır. Bu arada hücre içi su (ICW) 22.55±4.35 L’den 22.04±4.28’e anlamlı olarak azalmıştır. Sistolik ve diyastolik kan basınçları 131.3±18.1 ve 75.1±12.0 mmHg’den 127.0±16.0 ve 72.2±9.0’a düşmüştür (p> 0.05). SONUÇ: Yatarak ve ayakta yapılan ölçümlerde yerçekiminin etkisiyle ECW ve ICW arasında su geçişi nedeniyle BIA volüm ve beslenme göstergeleri etkilenebilir. Daha doğru biyoempedans ölçüm sonuçları elde etmek için ölçüm protokolleri yeniden gözden geçirilmelidir. OBJECTIVE: Body composition analysis is useful technique for assessing hydration, nutritional status and predicting clinical outcomes. Bioimpedance analysis (BIA) is a cheap and noninvasive tool for monitoring body composition but needs some improvements regarding measurement methods. We aimed to find out if body position has an effect on the BIA results. MATERIAL and METHODS: Personal characteristics including age, gender, height, weight and blood pressure were recorded. Hydration and nutritional status measured by body composition monitor in supine and standing positions consequently for each individual. RESULTS: Two hundred and one populations from various region in Turkey, 61% (n: 123) male, mean age was 46.3±12 years (18-76) of age, participated in this crossectional study. From supine to standing positions overhydration and extracellular water (ECW) were increased from 0.04±1.08 and 17.69±2.92 to 0.46±1.05 L and 17.84±2.90 L while intracellular water (ICW) decreased from 22.55±4.35 to 22.04±4.28 L significantly. Systolic and diastolic blood pressures were 131.3±18.1 and 75.1±12 decreased to 127.0±16.0 and 72.2±9.0 mmHg in supine to standing positions (p> 0.05). CONCLUSION: Supine and standing positions could affect the volume parameters of BIA due to shift of ECW and ICW by gravity but nutritional parameters also changes significantly. Protocols should be re evaluated in order to get more accurate results in bioimpedance measurements Daha fazlası Daha az

HPV aşı uygulamaları

Şahbaz, Ahmet | Erol, Onur

Article | 2014 | Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Dergisi11 ( 2 ) , pp.125 - 130

Servikal kanser, dünyada en sık görülen üçüncü jinekolojik kanser tipi olup yılda yaklaşık 500,000 kadında servikal kanser tanısı konmaktadır. HPV DNA varlığı, servikal kanser olgularının yaklaşık %95’inde gösterilmiştir. Bivalen ve kuadrivalen olmak üzere FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Merkezi) onaylı iki adet HPV aşısı bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), servikal kanseri olgularının önlenmesinde HPV aşılarını önermektedir. HPV infeksiyonu en sık cinsel aktif döneminin başlaması ile izlenmekte olduğu için aşı uygulaması HPV ile temastan önce tavsiye edilmektedir. Birçok gelişmiş ülke, ulusal aşı kampanyalarında hedef popülasyon o . . .larak 12 ile 17 yaş grubunu seçmektedir. 2010 verilerine göre dünyada 33 ülkede ulusal aşı programı uygulanmaktadır; ancak servikal kanser olgularının insidansının yüksek olduğu gelişmekte olan ülkelerin çok azı ulusal aşılama programını uygulamaktadır. Cervical cancer is the third most common gynecological cancer type in the world and approximately 500.000 women diagnosed as cervical cancer, annually. Human papilloma virus (HPV)-DNA presence was showed in about 95% of the cervical cancer cases. There are two types of over-the-counter HPV vaccine approved by Food and Drug Administration (FDA) named as bivalent and quadrivalent vaccine. World Health Organization (WHO), recommends HPV vaccination in order to prevent cervical cancer cases. Due to higher rates of HPV infection during the beginning of sexually active periods of life, vaccination is recommended prior to HPV infection. Most of the developed countries select individuals between 12-17 years of age as the target population in the national vaccination program. According to 2010 data, 33 countries in the world implemented national HPV vaccination program, however most of the countries where cervical cancer incidence is high do not have a vaccination program and policy Daha fazlası Daha az

A Case Report of Unexplained Isolated Elevation of Troponin

Sayın, Muhammet Raşit | Demirtaş, Abdullah Orhan | Doğan, Sait Mesut | Karabağ, Turgut

Article | 2013 | Koşuyolu Kalp Dergisi16 ( 1 ) , pp.65 - 68

Kardiyak troponinler miyokart enfarktüsü tanısında yüksek duyarlık ve özgüllüğe sahiptir. Yüksek troponin seviyeleri bazen kalp dışı nedenlerle ortaya çıkar ve yanlışlıkla akut koroner sendrom tanısı konulabilir. Bu çalışmada izole troponin yüksekliği saptanmış bir olguyu sunuyoruz Cardiac troponins have high clinical sensitivity and specificity for the detection of myocardial injury. Elevated cardiac troponin levels may also occur in non cardiovascular conditions, leading to a misdiagnosis of acute coronary syndrome. In this paper, we report a case of unexplained isolated elevation of troponin

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms