Detaylı Arama

İptal
Bulunan: 112 Adet 0.001 sn
- Eklemek veya çıkarmak istediğiniz kriterleriniz için 'Dahil' / 'Hariç' seçeneğini kullanabilirsiniz. Sorgu satırları birbirine 'VE' bağlacı ile bağlıdır.
- İptal tuşuna basarak normal aramaya dönebilirsiniz.
Filtreler
Filtreler
Bulunan: 112 Adet 0.001 sn
Koleksiyon [13]
Tam Metin [2]
Yayın Türü [3]
Yazar [20]
Yayın Yılı [19]
Konu Başlıkları [20]
Yayın Dili [2]
Dergi Adı [20]
Radyosonda ve GPS Verileri ile Elde Edilen Yoğuşabilir Su Buharı Değerlerinin Karşılaştırılması

Gürbüz, Gökhan | Mekik, Çetin | Deniz, İlke | Rozsa, Szabolcs

Article | 2014 | Harita Teknolojileri Elektronik Dergisi6 ( 3 ) , pp.32 - 39

GPS alıcıları taşınabilir, ekonomik ve hava koşullarından etkilenmeden ölçüm yapabildiğinden, hava tahmini için önem taşıyan yoğuşabilir (yağışa dönüşebilir) su buharı miktarı (PWV) ve toplam zenit gecikmesi (ZTD) belirlemede kullanılan değerli bir yöntemdir. GPS gözlemleriyle, radyosonda verilerinde olduğu gibi nem profili çıkartılamaz. Bununla birlikte, radyosondalar ile günde sadece iki kez ölçüm yapılabilirken, GPS ile sürekli ve otomatik olarak gözlem yapılabilmesi bir üstünlük kabul edilebilir. Bu sebeple GPS sinyalleri ile yoğuşabilir su buharı miktarı belirlenmesinde kullanılan troposferik gecikme modelleme yöntemleri sürekl . . .i olarak geliştirilmektedir. Troposferik modellerde olduğu gibi Global İzdüşüm fonksiyonu (GMF) ve Vienna İzdüşüm Fonksiyonu [1] (VMF1) gibi izdüşüm fonksiyonlarında da atmosferik parametrelere ihtiyaç duyulmaktadır. Günümüzde en yüksek doğruluklu zenit gecikmeleri bu iki izdüşüm fonksiyonu ile hesaplanabilmektedir. GMF ve VMF1 izdüşüm fonksiyonlarının yanı sıra Niell İzdüşüm Fonksiyonu da akademik çalışmalarda sık sık kullanılmaktadır. Geçmiş çalışmalarda radyosonda analiz algoritmasına dayanan ve toplam sekiz radyosonda istasyonundan altısına ait veriler değerlendirilerek Türkiye için yüzey sıcaklığı, ağırlıklı ortalama sıcaklık ve yoğuşabilir su buharı miktarını hesaplayan bir Tm modeli geliştirildi [2]. Bu çalışmada ise Ankara (GANM) ve İstanbul (GISM)'e kurulan sürekli ölçüm yapan GPS alıcılarından elde edilen veriler Niell İzdüşüm Fonksiyonu kullanılarak BERNESE v5.0 [3] yazılımından ve Global Basınç ve Sıcaklık (GPT) ampirik modeli ile [4] tarafından geliştirilen Tm modeli kullanan Gamit/GLOBK [5] yazılımı ile değerlendirilmiştir. Bu değerler, radyosonda analiz algoritmasının ve geliştirilmiş Tm modelinin doğruluğunu, güvenilirliğini gözlemlemek ve geliştirmek için, radyosonda analiz algoritmasından elde edilen değerler ve gerçek radyosonda değerleri ile karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışmada kullanılan tüm değerlendirme yöntemleriyle PWV değerleri radyosonda doğruluğuna göre ±1-2 mm ile hesaplanmıştır. Bu sebeple çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de de PWV değerlerinin elde edilmesinde zamansal çözünürlük açısından daha güçlü olan GPS sisteminin kullanılmaya başlanması gerekmektedir. Algoritmanın ve Tm modelinin geliştirilmesi amacıyla değerlendirmeye katılmamış son iki radyosonda istasyonundan alınan veriler kullanılarak algoritma daha da güçlendirilecektir. GPS receivers are an attractive source of total zenith delay (ZTD) and precipitable water vapor (PWV) data for weather prediction since they are portable, economic and provide measurements that are not affected by weather conditions. They cannot provide a humidity profile as radiosondes can, however they have the advantage of producing automated continuous data as opposed to operational radiosondes usually providing two measurements in a day. Therefore, tropospheric delay modeling methods for estimating precipitable water vapor using GPS signals are being developed frequently in the world. As with all tropospheric models, mapping functions also need atmospheric parameters such as Global Mapping Function (GMF) and Vienna Mapping Function (VMF1). Today the tropospheric model with the highest accuracy can be computed with these two models. Apart from GMF and VMF1, Niell Mapping Function is also being often used in academic studies. In previous studies, a regional Tm model based on a radiosonde analysis algorithm [2] has been developed, and computes the surface temperature, the weighted mean temperature and precipitable water vapor using radiosonde data. In this study, PWV values obtained from radiosonde profiles and the ones derived from continuously operating GPS observations processed both with BERNESE v5.0 using Niell Mapping Function and Gamit/GLOBK using empirical model Global Pressure and Temperature (GPT) and Tm model developed by [4] are compared with the values computed from radiosonde analysis algorithm to improve the accuracy and reliability of the algorithm Daha fazlası Daha az

ZONGULDAK TAŞKÖMÜRÜ HAVZASI KÖMÜR ÇEVRE KAYAÇLARININ DEFORMASYON MODÜLÜNÜN ANALİTİK OLARAK BELİRLENMESİ

Köken, Ekin

Article | 2013 | İstanbul Yerbilimleri Dergisi26 ( 2 ) , pp.73 - 81

Uzunayak madenciliğinde kömür çevre kayaçlarının deformasyon modülü, yalancı tavan katılığının kestirilmesi ve yalancı tavanın yükler altındaki davranışı hakkında önemli bilgiler vermesi sebebiyle oldukça önemli bir büyüklük olarak kabul edilmektedir. Yeraltından uygun kaya numunelerin alınmasının zor olması ve statik elastik sabitler deney düzeneğinin genellikle kömür işletmelerinde bulunmaması sebebiyle kömür çevre kayaçlarının deformasyon modülü yapılması kolay, tekrarlanabilirliği yüksek ve ekonomik kaya mekaniği deneyleri ile kestirilebilir. Bu çalışmada Zonguldak Taşkömürü Havzası'ndaki kömür çevre kayaçlarının deformasyon mod . . .ülünün analitik olarak kestirilmesi için kömür çevre kayaçlarının porozitesi ve tek eksenli basınç dayanımı gibi elde edilmesi nispeten kolay deney verilerinden yararlanılmıştır. Böylece deney verilerinin en küçük kareler yöntemi ile irdelenmesi sonucunda birkaç görgül bağıntı önerilmiştir. Önerilen görgül bağıntılardan elde edilen deformasyon modülü değerleri laboratuvar çalışmalarından elde edilen deneysel veriler ile karşılaştırılmış ve ortaya çıkan sonuçlar tartışılmıştır. Önerilen görgül bağıntıların uygunluğu ise ki kare (x2) uygunluk testi ile irdelenmiştir. Ki kare testlerine göre tek değişken içeren görgül bağıntıların geçerli olmadığı buna karşın iki değişkenli görgül bağıntının G = 0,9 mertebesinde geçerli olduğu görülmüştür. Ayrıca ilgili mühendislerin pratik olarak kullanması için kömür çevre kayaçlarının deformasyon modülünü kestirmeyi amaçlayan bir yüzey modeli geliştirilmiştir. Sonuç olarak, kömür çevre kayaçlarının deformasyon modülünün iki değişkenli görgül bağıntı ile yeterli güvenilirlikte kestirilebileceği görülmüştür The deformation modulus of the coal measures rocks in longwall mining is acknowledged as a crucial quantity owing to estimating the stiffness of the immediate roof and the behavior of the immediate roof under loads. Hence difficulties obtaining proper rock samples from underground and generally lacking of the static elastic testing apparatus in the coal corporations, the deformation modulus of the coal measures rocks can be estimated with the help of easily performable, highly repeatable and economic rock mechanics tests. To estimate the deformation modulus of the coal measures rocks in Zonguldak Hardcoal Basin, some experimental data which are free for the taking such as porosity and uniaxial compressive strength are practiced upon. So several empirical formulae are proposed by scrutinizing the experimental data with least squared approximation method:The deformation modulus values obtained from the proposed empirical formulae are compared with the experimantal data obtained from the laboratory studies and the generated results are discussed. The convenience of the proposed empirical formulae is scrutinized via chi-squared (x2) compliance test. According to the chi-squared tests it is seen that the proposed empirical formulae which involve one variable are not valid, whilst the empirical formula with two variables is valid in the order of G = 0,9. Furthermore, a surface model aimed to estimate the deformation modulus of coal measures rocks is developed to practically use by the relevant engineers. It is concluded that the deformation modulus of the coal measures rocks could be estimated with sufficient reliability by the proposed empirical formula with two variable Daha fazlası Daha az

POMZA AGREGALI BETONLARIN ELASTİSİTE MODÜLLERİNİN TAHMİNİNDE BAZI AMPİRİK VE KOMPOZİT MODELLERİN PERFORMANSLARININ İNCELENMESİ

Bilir, Turhan

Article | 2016 | Niğde Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi5 ( 2 ) , pp.195 - 207

Son zamanlarda, farklı betonların elastisite modüllerinin tahmin edildiği çalışmaların sayısı sürekli artmıştır. Bu çalışmada, pomza agregası içeren betonlarla ilgili bir referans makale literatürden seçilmiştir. Bu referans çalışmada yer alan beton serilerinin karışım oranları, basınç dayanımları ve birim hacim ağırlığı özellikleri yardımıyla mevcut 10 adet ampirik ve 10 adet kompozit model ile elastisite modülleri tahmini yapılmıştır. Tahmin edilen değerler referans çalışmadan elde edilen serilerin deneysel elastisite modülleri ile karşılaştırılarak söz konusu ampirik ve kompozit modellerin pomza agregalı betonların elastisite mod . . .üllerinin tahminindeki performansları değerlendirilmiştir. Pomza agregalı betonların elastisite modüllerinin tahminine en uygun model belirlenmeye çalışılmıştır. Deneysel elastisite modülleri ile tahmin edilen elastisite modülleri arasındaki hata oranları tartışılmış ve pomza agregalı betonların elastisite modülleri ile ilgili genel değerlendirmeler yapılmıştır. Recently, the number of studies in which the elastic modulus of different concrete is estimated has continuously increased. In this study, a reference article dealing with concrete containing pumice aggregate was chosen from the literature. The elastic moduli of the pumice concretes given in the reference article were predicted by using 10 empirical and 10 composite models with the aid of mixture proportions, compressive strengths and unit weights of those pumice concrete series. The performances of mentioned empirical and composite models for predicting the elastic moduli of pumice aggregate concretes were evaluated by comparing the predicted elastic moduli with the experimental elastic moduli reported in the reference paper. It was tried to determine the most appropriate model for the prediction of elastic moduli of pumice aggregate concretes. The error percentages between predicted elastic moduli and the experimental elastic moduli were discussed, and a general evaluation about the moduli of elasticity of pumice aggregate concrete was reported Daha fazlası Daha az

Bronz esaslı fren balata malzemelerinin sürtünme-aşınma özelliklerine sepiyolit' in etkisi

Boz, Mustafa | Kurt, Adem

Article | 2006 | Politeknik Dergisi9 ( 4 ) , pp.303 - 310

Bu çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşamada toz melalurjisi yöntemi ile bronz esaslı fren balataları üretilmiş ve üretilen balataların sürtünme-aşınma özellikleri incelenmiştir. İkinci aşamada bronz esaslı balata malzemesine farklı oranlarda (0,5 - 4 %) sepiyolit tozu ilave edilerek, yeni balata numuneleri üretilmiş ve üretilen sepiyolit katkılı balata numunelerinin sürtünme aşınma davranışları belirlenerek bronz esaslı balata numuneleri ile karşılaştırılması yapılmıştır. Bu amaçla fren balata numunelerinin yoğunluk, sertlik, sürtünme katsayısı, sürtünme kuvveti ve aşınma miktarları tespit edilmiş, numunelerden sinterleme . . .öncesi ve sonrası mikro yapı görüntüleri ile aşman yüzeylerden SEM görüntüleri alınmış ve farklı bileşimdeki numunelerin aşınma mekanizmaları tespit edilmiştir. Deneyler sonucunda, bu çalışmada kullanılan bronz esaslı metal tozundan üretilen fren balata numunelerinin optimum sürtünme-aşınma davranışlarının 350 MPa presleme basıncında ve 820 °C sinterleme sıcaklığında olduğu belirlenmiştir. Bütün balata numunelerinin aşınma direnci ve sürtünme katsayısı değerlediAE-J661 standart aralığında çıkmıştır. Aşınma direnci açısından en iyi sonucu % 0,5 sepiyolit içeren sürtünme malzemesi verirken, sürtünme katsayısı açısından en iyi sonucu % 2 Sepiyolit katkılı sürtünme malzemesi vermiştir. This study was carried out in two stages. In the first stage, bronze based brake linings were produced by powder metallurgy route and friction-wear performances of these linings were tested. In the second stage, new brake linings were produced by adding some sepiolite powder to the bronze based lining material (0, 5 - 4 %). The wear behaviour of these sepiolite added new brake linings was determined and a comparison was made with the bronze based ones. For this purpose, density, friction coefficient, friction force and mass loss of the brake lining's specimens were determined. Microstructure photographs of the specimens before and after testing were taken and the worn surfaces were examined using SEM to determine wear mechanisms. Optimum friction-wear behaviour of bronze based brake lining was obtained using samples pressed at 350 MPa sintered at 820 °C. Wear resistance and friction coefficient values of all the brake lining specimens were found to be in the range specified in SAE-J661 standard. In terms of wear resistance, the best result was found on 0,5 % Sepiolite containing specimen while 2 % Sepiolite containing specimen gave the best result in terms of friction coefficient Daha fazlası Daha az

9. Sınıf Rehberlik Programının Öğrenci Görüşlerine Göre Değerlendirilmesi

Çiçek, Aycan Sağlam | Topçu, Çağla

Article | 2015 | Kalem Uluslararası Eğitim ve İnsan Bilimleri Dergisi5 ( 1 ) , pp.171 - 210

Bu araştırmada, 9. sınıf rehberlik programının etkililik seviyesine ilişkin öğrenci görüşleri belirlenmeye çalışılmış ve bu görüşler 9. sınıf öğrencilerinin cinsiyet, okul türü, anne eğitim durumu, baba eğitim durumu ve okuldaki rehber öğretmen sayısına göre karşılaştırılmıştır. Çalışmada tarama modeli benimsenmiş olup Zonguldak il merkezine bağlı ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören 488 lise öğrencisine araş- tırmacı tarafından geliştirilen veri toplama aracı uygulanmıştır. Faktör analizi sonucunda beş alt boyuttan oluşan ölçeğin güvenirlik düzeyi 0.962 olarak bulunmuştur. Toplanan veriler normal dağılım göstermediği için paramet . . .rik olmayan testlerden Mann Whitney U ve Kruskal-Wallis H testleri uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, 9. sınıf öğrencileri rehberlik programında yer alan eğitsel, meslekî ve kişisel rehberlik hizmetlerini kısmen etkili bulmaktadırlar. Anadolu öğretmen lisesi öğrencileri diğer lise öğrencilerine göre, uygulanan rehberlik programını daha yararlı bulmaktadırlar. Ayrıca anne-baba eğitim durumlarına göre de rehberlik programını etkili ve yararlı bulma durumları farklılık göstermektedir. Hizmetlerin yeterlilik seviyesinin yükseltilebilmesi için; okullardaki rehber öğretmen sayısı ile rehberlik etkinliklerine ayrılan süre arttırılabilir. Ayrıca okuldaki idareci ve öğretmenlere rehberlik bilinci kazandıracak hizmet içi eğitimler düzenlenerek, rehberlik programlarından üst seviyede fayda sağlanabilir In the present study, ninth grade students’ opinions about the effectiveness of guidance programs were gathered and examined in respect to the following variables: gender, school-type, mother-father education level, the number of guidance teachers at the school. Adopting a survey research design, a data collection instrument developed by the researcher was applied to 488 high school students from the city center of Zonguldak. The factor analysis yielded a five-factor solution and the reliability coefficient of the scale was found to be 0.962. Since the normality assumption was violated, non-parametric tests (Mann-Whitney U tests and Kruskal-Wallis H tests) were conducted. Research findings showed that 9 th grade students found the educational, vocational, and personal guidance services as somewhat effective. Students from the Anatolian teacher high schools found the implemented guidance programs more beneficial compared to other high school students. Moreover, student’ perceptions of effectiveness of the guidance programs differ by mother-father education level. In order to increase the effectiveness of the programs, the number of guidance teachers and the amount of time spent for the guidance services may be increased. In addition, providing in-service training to school administrators and teachers would enhance the effectiveness of the guidance programs Daha fazlası Daha az

Kesici takım kaplama malzemesi ve kesme parametrelerinin AISI 1040 çeliğinin işlenmesinde yüzey pürüzlülüğüne etkisinin deneysel olarak incelenmesi

Habalı, Kasım | Gökkaya, Hasan | Sert, Hasan

Article | 2006 | Politeknik Dergisi9 ( 1 ) , pp.35 - 38

Bu çalışmada, farklı kesici takım kaplama malzemesinin farklı işleme parametrelerine bağlı olarak iş parçasının yüzey kalitesi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, AISI 1040 çeliği; PVD yöntemiyle $Al_2O_3$ kaplanmış, CVD yöntemiyle üç katlı kaplama uygulanmışken üstte TiN kaplı) iki farklı sementit karbür takımla torna tezgahında, soğutma sıvısı kullanılmadan işlenmiştir. Kesme parametrelerinden kesme derinliği sabit tutularak (2.5 mm) beş farklı kesme hızı (58, 83, 116, 163, 225 m/min) ve iki farklı ilerleme (0.24, 0.32 mm/rev) değerlerinde talaş kaldırma işlemleri gerçekleştirilerek bu parametrelerin yüzey pürüzlülüğü . . .üzerindeki etkileri incelenmiştir. Yapılan deneylerde en düşük ortalama yüzey pürüzlülüğü en üstte TiN kaplı üç katlı kaplamaya sahip takımla elde edilmiştir. İlerleme miktarının %33 artırılmasıyla ortalama yüzey pürüzlülüğünde %14 artış gözlenmiş, kesme hızının %388 artırılması-ise yüzey pürüzlülüğünde %114 iyileşme elde edilmiştir. In this study, the effects of different cutting tool coating materials on surface roughness of work piece were investigated as well as the cutting parameters. For this purpose, AISI 1040 steel was machined by two different cemented carbide cutting tools coated with $Al_2O_3$ by PVD (Physical Vapour Deposition) and triple coated (TiN on uppermost) by CVD (Chemical Vapour Deposition) and no coolant was used in turning operations. In these tests, five different cutting speed values (58, 83, 116, 163, 225 m/min) and two different feed rate values (0.24, 0.32 mm/rev) were used with constant depth of cut (2.5mm). According to test results the minimum average surface roughness was obtained with the cutting tool having triple coating on uppermost TiN. 14% improvement: was observed in average surface roughness by increasing the feed rate 33% and 114% improvement was obtained by increasing the cutting speed 388% Daha fazlası Daha az

Hydrogen measurement methods for duplex stainless steel welds

Kaçar, Ramazan

Article | 1998 | Politeknik Dergisi1 ( 1 ) , pp.93 - 104

Paslanmaz çeliklerin kaynağı hidrojen kırılganlığına karşı duyarlı olmadığı zannedilmesine rağmen son araştırmalar çift fazlı paslanmaz çeliklerin kaynak metalinde oluşan ferrit fazının hidrojen kırılganlığına hassas olduğunu göstermiştir Hidrojenin oda sıcaklığında ferrit içerisinde hızlı yayılabilme özelliğinden dolayı, kaynak metalinin gerçek hidrojen miktarını ölçebilmek zordur. Ferritik çeliklerin kaynağındaki hidrojen miktarını ölçmek için kullanılan metotlar civa yöntemi ve Oerlikon /Yanaco gaz kromatografi yöntemidir. Bu her iki yöntemde BS 6693 standart şartlarına göre uygulanabilir. Çift fazlı paslanmaz çeliklerin kaynak m . . .etalinden hidrojen çıkışının zamana ve sıcaklığa bağlı karakteristikleri hakkında yapılan çalışmalar bu her iki metodun da çift fazlı paslanmaz çeliklerin kaynağındaki hidrojeni ölçmek için uygun olmadığını göstermiştir. Halbuki Oerlikon /Yanaco gaz kromatografi yönteminde yapılan küçük bir değişiklikle çift fazlı paslanmaz çeliklerin kaynağında hidrojen ölçülebilir. Konuyla ilgili teknik bilgi sağlaması açısından bu yeni geliştirilmiş yöntem burada tanıtılacaktır. Although stainless steels weld metal were considered not susceptible to the hydrogen cracking, the recent experience have shown that the strained high chromium ferrite phase in duplex stainless steel weld metal and heat affected zone is sensitive to the hydrogen cracking. The actual measurement of the hydrogen content of a weld is difficult due to the ability of hydrogen to diffuse in steel at room temperature. The standard primary mercury and Oerlikon / Yanaco method (150 °C for 6 hours) are regarded as tlie most widely acceptable diffusible hydrogen determination methods (following procedures in British Standard BS 6'693: 1988) for ferrilic steel welds. The extensive studies of the time / temperature evolution characteristics of hydrogen in duplex stainless steel welds have shown that both conventional methods are not applicable for duplex stainless steel weld metal. The hydrogen content of duplex stainless steel weld metal can be determined by making small modification on the Oerlikon/Yanaco method. In order to provide technical information, this newly developed method is described in this work Daha fazlası Daha az

Development of an Oxidation Resistance Surface Coating on Niobium Base Metal

Elkoca, Candan Şen

Article | 2018 | Düzce Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Dergisi6 ( 1 ) , pp.11 - 26

Nb (niyobyum) ve alaşımları yüksek sıcaklıklardaki kullanım için umut veren refrakter malzemelerdir. Ancak, niyobyumun yüksek sıcaklık oksidasyonuna karşı çok düşük direncinden dolayı, niyobyum bazlı refrakter malzemeleri kullanmak için oksidasyon direncinde önemli bir modifikasyona ihtiyaç duyulmaktadır. Diğer elementlerle alaşımlamak niyobyumun mekanik özelliklerini ve oksidasyon direncini bir dereceye kadar iyileştirmektedir. Farklı yöntemlerden yararlanarak, yoğun Al2O3'den oluşan Al-bazlı kaplama oluşturarak oksidasyon direncinde yapılacak bir iyileştirme niyobyum bazlı refrakter malzemelerin geliştirilmesinde olası bir yol ola . . .rak gözükmektedir. Bu çalışmada, niyobyum altlık metali üzerinde oksidasyona dayanıklı bir kaplama oluşturmak için halid aktivatörlü kutu sementasyonu ve ardından plazma elektrolitik oksidasyon yöntemi kombine edilmiştir. Sementasyon tabakasının anodik oksidasyonuyla oluşan amorf ve değişik kristal formlardaki Al2O3 fazları daha sonra argon gazı içerisinde 1000 oC'de 2 saat süren bir tavlama işlemiyle oksidasyona dayanıklı ?-Al2O3'e modifiye edilmiştir. Oksidasyon testleri sonrasıda ağırlık değişimlerinin karşılaştırılması oluşturulan koruyucu kaplamanın Nb metalinin yüksek sıcaklıklardaki korunmasında farkedilebilir bir koruyucu etkiye sahip olduğunu göstermektedir Nb (niobium) and Nb-based alloys are promising refractory materials for use at high temperatures. However, due to the weak resistance to high temperature oxidation, a dramatic modification in oxidation resistance is required to use Nb-based refractory materials. Alloying Nb with other elements improves its mechanical properties and oxidation resistance to some extent. An improvement in oxidation resistance by forming Al (aluminum) based coating with dense Al2O3 by utilizing different methods seems a prospective way for developing Nb-based refractory materials In the current study, halide activated pack cementation (HAPC) and subsequent plasma electrolytic oxidation (PEO) were combined to form an oxidation-resistant coating on niobium base metal. Prospective Al2O3 phases in amorphous or various kind of crystalline forms at the top were formed by anodic oxidation of cementation layer and modified to oxidation resistant ?-Al2O3 by subsequent annealing at 1000oC for 2 hours in argon gas. Comparing weight changes after oxidation tests shows that formed protective oxide film has a noticeable positive effect on the protection of Nb metal at high temperature Daha fazlası Daha az

Açık Maden İşletmeciliği Uygulamalarında Elipsoidal Yükseklik Farklarından Ortometrik Yükseklik Belirleme Üzerine Deneysel Araştırma

Akçın, Hakan | Şekertekin, Aliihsan

Article | 2014 | Harita Teknolojileri Elektronik Dergisi6 ( 3 ) , pp.22 - 31

Bu çalışmada; açık maden işletmelerinde Maden Kanunu ve Uygulama Yönetmeliği (MKUY) kapsamında ve işletmenin avan proje uygulamalarında gereksinim duyulan ortometrik yükseklik verilerinin, GNSS ölçmeleri ile elipsoidal yükseklik farklarından pratik olarak elde edilmesine ilişkin olarak teorik ve deneysel bir araştırma gerçekleştirilmiştir. 150m'ye kadar kısa aralıklarda GNSS ölçülerinden elde edilen elipsoidal yükseklik farklarının, ortometrik yükseklik farklarına eşdeğer alınabileceği ve bu durumun maden sahalarında pratiklik kazandıracağı iki farklı deneysel çalışma ile gösterilmiştir. In this study, a theoretical and experimental . . . research related to orthometric height data, which are required on the applications of preliminary projects on the basis of physical development planning law and obtained from GNSS measurements (ellipsoidal height differences) practically, has been carried out. GNSS measurements and geometric leveling have been conducted on the study area. It was revealed that height differences obtained from GNSS measurements at intervals of 150 m could be admitted equal to orthometric height differences. Moreover, it has been presented that this situation enables someone to gain hands-on experience on mining sites by two different experimental studies Daha fazlası Daha az

Investigation of the effect of electrode extension distance on microstructural and mechanical properties of low carbon steel welded with submerged ARC welding

Nizamettin, Kahraman | Gülenç, Behçet | Durgutlu, Ahmet

Article | 2005 | Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Dergisi18 ( 3 ) , pp.473 - 480

Bu çalışmada tozaltı ark kaynağı ile düşük karbonlu çelik malzemeler OE SI kaynak teli ve OP 139 kaynak tozu ile üç değişik serbest tel uzunluğu kullanılarak birleştirilmiş ve birleştirmenin mekanik ve metalurjik özellikleri araştırılmıştır. Araştırmalar sonucunda kaynak esnasında kullanılan farklı serbest tel uzunluklarının kaynak metali sertliği ve mikroyapısmı değiştirdiği tespit edilmiştir. Düşük karbonlu çelik malzemelerin tozaltı ark kaynağında, serbest tel uzunluğunun artması ile kaynak metali ve ITAB'deki sertlik değerlerinin azaldığı görülmüştür. Yapılan çekme testlerinde bütün numunelerde kopma ana malzemeden gerçekleşmişt . . .ir. Çentik darbe testi sonucunda en iyi tokluğu 24 mm serbest tel uzunluğunun kullanıldığı birleştirmeler göstermiştir. In this study, the effect of electrode extension distance on metallurgical and mechanical properties of low carbon steel joints welded with submerged arc welding was investigated. OP 139 flux and OE SI welding wire were used to weld steel parts using three different electrode extension distances. It is found that electrode extension distance effected the hardness and changed the microstructure of weld metal. It was seen that increasing electrode extension distance reduced the hardness of weld metal and HAZ. Tensile tests showed that rupture occurred in the base metal of all samples. Impact tests revealed that the best toughness value was obtained from the sample welded using 24 mm electrode extension distance Daha fazlası Daha az

Vakumlu termosifon tip güneşli su ısıtma sistemlerinde antifriz-su karışımı kullanımının sistem performansına etkileri

Öz, Etem Sait | Deniz, Emrah | Özbaş, Engin

Article | 2006 | Tesisat Mühendisliği ( 94 ) , pp.41 - 48

Bu çalışmada, vakumlu termosifon tip güneşli su ısıtma sistemlerinde çalışma akışkanı olarak antifıriz-su karışımı kullanımının kollektör performansına etkileri araştırılmıştır. Yapılan çalışmada vakumlu termosifon tip ve doğal dolaşınüı güneşli su ısıtma sistemlerinden birer prototip hazırlanarak aynı koşullarda denenmiştir. Deneylerden elde edilen sonuçlar karşılaştırıldığında vakumlu sistemin doğal dolaşımlı sisteme göre daha verimli olduğu ve sıcak su ihtiyacını daha etkin bir şekilde karşılayabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Bartın yöresi çilek plantasyonlarında makro besin elementleri açısından beslenme durumu

Aydın, Şenay | İrget, Mehmet Eşref | Karakurt, Rıfat

Other | 2000 | ANADOLU Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Dergisi10 ( 1 ) , pp.108 - 121

Bu çalışmada, Bartın ili ve çevresinde çilek yetiştiriciliğinin yoğun şekilde yapıldığı alanları temsilen seçilen 30 plantasyondan alınan toprak ve yaprak örnekleri materyal olarak kullanılmıştır. Toprak örneklerinde bazı fiziksel ve kimyasal analizler (pH, CaCOj, elektriki geçirgenlik, organik madde ve bünye, N, P, K, Ca, Mg ve Na), yaprak örneklerinde de makro besin elementleri (N, P, K, Ca, Mg ve Na) analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçları, ilgili referans değerleri ile karşılaştırılarak toprakların fiziksel ve kimyasal özellikleri açısından çilek yetiştiriciliğine uygunlukları ile bitkilerin beslenme durumları incelenmiş, istat . . .istiki değerlendirmeler ile de mevcut toprak-bitki ilişkileri araştırılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, plantasyonların % 56,6'sında N, tamamında Pve% 43,3 'ünde ise K ile beslenme açısından yetersizlik olabileceği belirlenmiştir. In this study, soil and leaf samples were used as material, which were taken from 30 selected plantations representing the areas which strawberry was intensively grown in Bartın province: Some physical and chemical analyses (pH, CaCO},, electrical conductivity, organic matter and texture) were made in only soil samples but macro elements analyses (N, P, K, Ca, Mg and Na contents) were done in both soil and leaf samples. The suitability of soils for physical and chemical characteristics to strawberry growing and the cases for nutrition of plants were studied, comparing the results of analyses with reference values. In addition, the present relationships between soil and plant were investigated by statistical evaluations. According to the results obtained from this research, it was determined that the deficiencies for nutrition with N in 56,6 % of plantations, with P in all plantations and with K in 43,3 % of plantations could be existed Daha fazlası Daha az

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms