Detaylı Arama

İptal
Bulunan: 109 Adet 0.001 sn
- Eklemek veya çıkarmak istediğiniz kriterleriniz için 'Dahil' / 'Hariç' seçeneğini kullanabilirsiniz. Sorgu satırları birbirine 'VE' bağlacı ile bağlıdır.
- İptal tuşuna basarak normal aramaya dönebilirsiniz.
Filtreler
Filtreler
Bulunan: 109 Adet 0.001 sn
Koleksiyon [19]
Tam Metin [2]
Yayın Türü [2]
Yazar [20]
Yayın Yılı [20]
Konu Başlıkları [20]
Yayın Dili [2]
Dergi Adı [20]
TOOL FORCES AND SPECIFIC ENERGY PREDICTION MODELS IN THE PROCESS OF SANDSTONES CUTTING BY USING CONICAL PICKS

Su, Okan | Wang, Qing-feng | Wang, Xiang

Article | 2018 | Bilimsel Madencilik Dergisi57 ( 1 ) , pp.5 - 14

Bu çalışmada, doğrusal kesme setinde bağımsız kesme deneyleri yapılmış ve buna göre keski kuvvetlerinin karakteristiği tartışılmıştır. Tek faktörlü regresyon analiz yöntemi kullanılarak keski kuvvetleri, spesifik enerji, kesme derinliği ve kayacın dayanımı arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Ayrıca, kayacın dayanımı ve kesme derinliği göz önüne alınarak doğrusal olmayan çoklu regresyon yöntemiyle keski kuvvetleri ve spesifik enerji modelleri geliştirilmiştir. Sonuçlar, kesme ve normal kuvvetleriyle ilgili tüm modellerin oldukça üstün olduğunu göstermiştir. Spesifik enerji ile basınç dayanımına bağlı olarak model kurulduğunda ili . . .şki katsayılarının çekme dayanımına göre zayıf olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada sunulan modellerin yumuşak ve ortasert dayanımdaki kumtaşının kalem uçlu keski kullanılarak kazılması durumunda kullanımının önerilebileceği vurgulanmıştır. In this study, unrelieved rock cutting experiments were conducted at the linear rock cutting machine and the characteristics of tool forces were discussed. The correlations among tool forces, specific energy, cutting depth, and rock strength were analyzed using single factor regression analysis method. Based on multiple non-linear regression method, the models of tool forces and specific energy were developed considering the rock strength and cutting depth. The results indicate that models of tool forces have the superior performance. When the model of specific energy is analyzed using the compressive strength of the rock, it was seen that the correlations are weak compared to the model related to tensile strength of rock. In conclusion, it is emphasized that the proposed models presented in this study are particularly recommended for performance prediction of soft and medium-hard strength sandstones in case conical picks are employed Daha fazlası Daha az

POMZA AGREGALI BETONLARIN ELASTİSİTE MODÜLLERİNİN TAHMİNİNDE BAZI AMPİRİK VE KOMPOZİT MODELLERİN PERFORMANSLARININ İNCELENMESİ

Bilir, Turhan

Article | 2016 | Niğde Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi5 ( 2 ) , pp.195 - 207

Son zamanlarda, farklı betonların elastisite modüllerinin tahmin edildiği çalışmaların sayısı sürekli artmıştır. Bu çalışmada, pomza agregası içeren betonlarla ilgili bir referans makale literatürden seçilmiştir. Bu referans çalışmada yer alan beton serilerinin karışım oranları, basınç dayanımları ve birim hacim ağırlığı özellikleri yardımıyla mevcut 10 adet ampirik ve 10 adet kompozit model ile elastisite modülleri tahmini yapılmıştır. Tahmin edilen değerler referans çalışmadan elde edilen serilerin deneysel elastisite modülleri ile karşılaştırılarak söz konusu ampirik ve kompozit modellerin pomza agregalı betonların elastisite mod . . .üllerinin tahminindeki performansları değerlendirilmiştir. Pomza agregalı betonların elastisite modüllerinin tahminine en uygun model belirlenmeye çalışılmıştır. Deneysel elastisite modülleri ile tahmin edilen elastisite modülleri arasındaki hata oranları tartışılmış ve pomza agregalı betonların elastisite modülleri ile ilgili genel değerlendirmeler yapılmıştır. Recently, the number of studies in which the elastic modulus of different concrete is estimated has continuously increased. In this study, a reference article dealing with concrete containing pumice aggregate was chosen from the literature. The elastic moduli of the pumice concretes given in the reference article were predicted by using 10 empirical and 10 composite models with the aid of mixture proportions, compressive strengths and unit weights of those pumice concrete series. The performances of mentioned empirical and composite models for predicting the elastic moduli of pumice aggregate concretes were evaluated by comparing the predicted elastic moduli with the experimental elastic moduli reported in the reference paper. It was tried to determine the most appropriate model for the prediction of elastic moduli of pumice aggregate concretes. The error percentages between predicted elastic moduli and the experimental elastic moduli were discussed, and a general evaluation about the moduli of elasticity of pumice aggregate concrete was reported Daha fazlası Daha az

Bronz esaslı fren balata malzemelerinin sürtünme-aşınma özelliklerine sepiyolit' in etkisi

Boz, Mustafa | Kurt, Adem

Article | 2006 | Politeknik Dergisi9 ( 4 ) , pp.303 - 310

Bu çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşamada toz melalurjisi yöntemi ile bronz esaslı fren balataları üretilmiş ve üretilen balataların sürtünme-aşınma özellikleri incelenmiştir. İkinci aşamada bronz esaslı balata malzemesine farklı oranlarda (0,5 - 4 %) sepiyolit tozu ilave edilerek, yeni balata numuneleri üretilmiş ve üretilen sepiyolit katkılı balata numunelerinin sürtünme aşınma davranışları belirlenerek bronz esaslı balata numuneleri ile karşılaştırılması yapılmıştır. Bu amaçla fren balata numunelerinin yoğunluk, sertlik, sürtünme katsayısı, sürtünme kuvveti ve aşınma miktarları tespit edilmiş, numunelerden sinterleme . . .öncesi ve sonrası mikro yapı görüntüleri ile aşman yüzeylerden SEM görüntüleri alınmış ve farklı bileşimdeki numunelerin aşınma mekanizmaları tespit edilmiştir. Deneyler sonucunda, bu çalışmada kullanılan bronz esaslı metal tozundan üretilen fren balata numunelerinin optimum sürtünme-aşınma davranışlarının 350 MPa presleme basıncında ve 820 °C sinterleme sıcaklığında olduğu belirlenmiştir. Bütün balata numunelerinin aşınma direnci ve sürtünme katsayısı değerlediAE-J661 standart aralığında çıkmıştır. Aşınma direnci açısından en iyi sonucu % 0,5 sepiyolit içeren sürtünme malzemesi verirken, sürtünme katsayısı açısından en iyi sonucu % 2 Sepiyolit katkılı sürtünme malzemesi vermiştir. This study was carried out in two stages. In the first stage, bronze based brake linings were produced by powder metallurgy route and friction-wear performances of these linings were tested. In the second stage, new brake linings were produced by adding some sepiolite powder to the bronze based lining material (0, 5 - 4 %). The wear behaviour of these sepiolite added new brake linings was determined and a comparison was made with the bronze based ones. For this purpose, density, friction coefficient, friction force and mass loss of the brake lining's specimens were determined. Microstructure photographs of the specimens before and after testing were taken and the worn surfaces were examined using SEM to determine wear mechanisms. Optimum friction-wear behaviour of bronze based brake lining was obtained using samples pressed at 350 MPa sintered at 820 °C. Wear resistance and friction coefficient values of all the brake lining specimens were found to be in the range specified in SAE-J661 standard. In terms of wear resistance, the best result was found on 0,5 % Sepiolite containing specimen while 2 % Sepiolite containing specimen gave the best result in terms of friction coefficient Daha fazlası Daha az

Kesici takım kaplama malzemesi ve kesme parametrelerinin AISI 1040 çeliğinin işlenmesinde yüzey pürüzlülüğüne etkisinin deneysel olarak incelenmesi

Habalı, Kasım | Gökkaya, Hasan | Sert, Hasan

Article | 2006 | Politeknik Dergisi9 ( 1 ) , pp.35 - 38

Bu çalışmada, farklı kesici takım kaplama malzemesinin farklı işleme parametrelerine bağlı olarak iş parçasının yüzey kalitesi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, AISI 1040 çeliği; PVD yöntemiyle $Al_2O_3$ kaplanmış, CVD yöntemiyle üç katlı kaplama uygulanmışken üstte TiN kaplı) iki farklı sementit karbür takımla torna tezgahında, soğutma sıvısı kullanılmadan işlenmiştir. Kesme parametrelerinden kesme derinliği sabit tutularak (2.5 mm) beş farklı kesme hızı (58, 83, 116, 163, 225 m/min) ve iki farklı ilerleme (0.24, 0.32 mm/rev) değerlerinde talaş kaldırma işlemleri gerçekleştirilerek bu parametrelerin yüzey pürüzlülüğü . . .üzerindeki etkileri incelenmiştir. Yapılan deneylerde en düşük ortalama yüzey pürüzlülüğü en üstte TiN kaplı üç katlı kaplamaya sahip takımla elde edilmiştir. İlerleme miktarının %33 artırılmasıyla ortalama yüzey pürüzlülüğünde %14 artış gözlenmiş, kesme hızının %388 artırılması-ise yüzey pürüzlülüğünde %114 iyileşme elde edilmiştir. In this study, the effects of different cutting tool coating materials on surface roughness of work piece were investigated as well as the cutting parameters. For this purpose, AISI 1040 steel was machined by two different cemented carbide cutting tools coated with $Al_2O_3$ by PVD (Physical Vapour Deposition) and triple coated (TiN on uppermost) by CVD (Chemical Vapour Deposition) and no coolant was used in turning operations. In these tests, five different cutting speed values (58, 83, 116, 163, 225 m/min) and two different feed rate values (0.24, 0.32 mm/rev) were used with constant depth of cut (2.5mm). According to test results the minimum average surface roughness was obtained with the cutting tool having triple coating on uppermost TiN. 14% improvement: was observed in average surface roughness by increasing the feed rate 33% and 114% improvement was obtained by increasing the cutting speed 388% Daha fazlası Daha az

Değişik bakış açılarından elde edilen görüntü gruplarının sınıflandırılması

Özendi, Mustafa | Yılmaz, Alper

Article | 2013 | Havacılık ve Uzay Teknolojileri Dergisi6 ( 1 ) , pp.87 - 94

Görüntü gruplarının sınıflandırılmasının, uzaktan algılama, fotogrametri, dijital tablo katalogları ve güvenlik alanlarında değişik uygulamaları mevcuttur. Uzaktan algılama, bilgisayarla görme ve fotogrametri disiplinlerinde çalışan araştırmacılar güçlü sınıflandırma metodları geliştirebilmek için görüntü özelliklerini (renk, doku, şekil) temel alan yaklaşımlar kullanmışlardır. Bu çalışmada, değişik bakış açılarından elde edilen farklı görüntülere ait grupların sınıflandırılması, konik kesitlerin projektif dönüşüm altında değişmezliği prensibine dayanarak geliştirilmiştir. Çalışmanın başlangıcında, test amaçlı bir veri seti oluşturu . . .lmuştur. Bu veri seti dokuz ayrı objeden farklı bakış açılarından on görüntü alınması ile toplam doksan görüntüden oluşmaktadır. Veri seti oluşturulduktan sonra objelerin sınırlarının belirlenmesi amacıyla bütün görüntüler üzerinde kenar tanıma işlemi uygulanmıştır. Kenar tanıma işlemi ile elde edilen kenarlar üzerine, geometrisine bağlı olarak konik kesitler oturtulmuştur. Bu işlem sonucunda her görüntü bir konik kesit kümesiyle ifade edilmiştir. Konik kesitler projektif dönüşüme uğradığında şekli değişse bile yine bir konik kesit oluşmaktadır. Her görüntüyü temsil eden konik kesit kümesi kullanılarak görüntüler için bir değişmez işaret hesaplanmıştır. Aynı gruba ait görüntülerin değişmez işaretleri arasında bir benzerlik olacağı varsayılmıştır. Bu değişmez işaretler görsellik sağlaması ve hesaplamalarda kolaylık olması amacıyla histogramlara dönüştürülmüştür. Her görüntüye ait değişmez işaretler çok boyutlu veriler olduklarından dolayı aralarında benzerlik olup olmadığını tespit etmek için Destek Vektör Makineleri uygulanmıştır. Sınıflandırmanın performansını ölçebilmek için ROC(Receiver Operating Characteristics) analizleri yapılmıştır. Classification of image groups has different applications in remote sensing, photogrammetry, digital painting catalogues and security related areas. Researchers from remote sensing, computer vision and photogrammetry have used different approaches based on image features (color, textures, object shapes) in order to develop robust classification methods. In this study, classification of viewpoint independent image groups is developed based on the principle of invariant properties of conic sections under projective transformation. At the beginning of this study a data set is created for testing the method. This dataset consists of nine categories of images, for each category ten images used that are taken from different viewpoints. Edge detection is applied on each image to detect boundary of objects in images. Detected edges are used for conic fitting so that each conic will be represented as a set of conic sections. Under projective transformation conic sections remain as conic section even if their shapes change. For each image in the dataset an invariant signature is computed using set of conic sections. It is assumed that there is similarity between invariant signatures of images belong to the same image category. These invariant signatures are used in histogram form for visual representation and computations. Since invariant signatures are high dimensional data, Support Vector Machines which is a stochastic pattern recognition algorithm is used instead of classical deterministic methods. Performance of classification is evaluated using ROC (Receiver Operating Characteristics) analysis Daha fazlası Daha az

Yüksek çözünürlüklü uydu görüntülerinin koordinatlandırılmasında RFM kullanımı

Topan, Hüseyin

Article | 2013 | Havacılık ve Uzay Teknolojileri Dergisi6 ( 1 ) , pp.81 - 86

Uydu görüntülerinin kullanıldığı pek çok uygulamada koordinatlandırma işlemi gerekli ve önemli bir adımdır. Koordinatlandırma, temelde görüntü ve nesne koordinat sistemleri arasında bir dönüşümün sağlanması işlemidir ve bu işlem için parametrik, yarı parametrik ve parametrik olmayan matematik modeller kullanılır. Bu bildiride, OGC (Open Geospatial Consortium) tarafından önerilen, yüksek çözünürlüklü optik uydu görüntülerinin koordinatlandırılmasında yaygın olarak kullanılan ve yarı parametrik bir model olan algılayıcı bağımlı RFM (Rational Function Model – Orantısal İşlev Modeli) dönüşüm modeli konu edilmiştir. Öncelikle RFM’nin gen . . .el bağıntısı, katsayılarının nasıl elde edildiği, bu katsayıların ne tür hatalar içerdiği ve bunların nasıl giderildiği, katsayıların özelliklerine göre RFM modelinin nasıl basitleştirilebileceği ve farklı dengeleme modelleri üretilebileceği hakkında kuramsal bilgi verilmiştir. Sonra, engebeli ve dağlık bir topoğrafyaya sahip Zonguldak test alanını kapsayan mono bir IKONOS pankromatik görüntüsü üzerinde hem yatayda hem de düşeyde uygun dağılmış 22 yer kontrol noktası ile yazar tarafından Matlab ortamında derlenen GeoFigcon hesaplama paketinde elde edilen konum doğrulukları gösterilmiştir. Elde edilen sonuçlara örnek olarak, öteleme düzeltmesi için benzerlik dönüşümü kullanıldığında birinci derece RFM için m piksel m piksel x = ±0.4 , y = ±0.5 konum doğruluğuna ulaşılmıştır. Georeferencing is a mandatory issue at many applications where the satellite images are used. Georeferencing is based on a transformation between images and objects coordinate systems, and parametric, semi parametric and non-parametric mathematical models are preferred for this issue. A semi-parametric model, i.e. sensorbased RFM (Rational Functional Model) suggested by the OGC (Open Geospatial Consortium) is subjected in this paper. Some theoretical background about the general equation, the estimation of coefficients, the distortions carried and their removing, the simplification of RFMs thanks to the special characteristics of coefficients and also the various adjustment models will be presented at first. Then, the georeferencing accuracies of a mono IKONOS panchromatic image covering Zonguldak test field having an undulating and mountainous topography will be presented using 22 GCPs via a computation package called GeoFigcon derived in Matlab environment by the author. If a bias compensation is applied, the accuracies are m pixel m pixel x = ±0.4 , y = ±0.5 when 1st degree RFM is preferred Daha fazlası Daha az

Yüksek çözünürlüklü Terrasar-x verilerinin 3B kalite değerlendirmesi - Barselona örneği

Sefercik, Umut Güneş | Schunert, Alexander | Soergel, Uwe | Watanabe, Kinichiro

Article | 2013 | Havacılık ve Uzay Teknolojileri Dergisi6 ( 1 ) , pp.95 - 103

Son yıllarda, yapay açıklıklı radar (SAR) verileri bilimsel uygulamalarda yoğun bir şekilde kullanılmış ve birçok SAR görevi gerçekleştirilmiştir. SAR teknolojisi, aktif algılama yeteneği ve uzun dalga boyları sayesinde pasif algılamaya dayalı çalışan optik sistemlerin aksine hava şartları ve gece-gündüzden bağımsız olarak günün her saati veri sağlayabilmektedir. SAR uydu verilerinin geçmişte en büyük problemi çözünürlük olarak kaydedilmiştir. Ancak bu problem, SAR teknolojisi için bir devrim niteliğinde olan TerraSAR-X (TSX)’in yörüngeye oturtulması ile aşılmıştır. TSX, üç farklı görüntüleme modu sayesinde geniş alanlar kaplayabile . . .n yüksek çözünürlükte (1m’ye kadar) veriler üretebilmektedir. Günümüzde, TSX verileri kullanılarak çok sayıda bilimsel araştırma yapılmaktadır. ISPRS SAR Interferometri çalışma grubu da TSX SAR verilerinden elde edilen dijital yükseklik modellerinin (DYM) kalite değerlendirmesi konulu bir proje gerçekleştirmektedir. Proje kapsamında, Türkiye, İspanya, Almanya ve İtalya’dan seçilmiş test alanları kullanılmaktadır. Bu araştırmada, bahsedilen proje kapsamında 3m azimut çözünürlüklü TSX StripMap (SM) mod uydu görüntüleri kullanılarak İspanya’nın Barselona kentinde çok sayıda yüksek çözünürlüklü DYM üretilmiş ve bu modeller içerisinden en uygunu seçilerek kalite değerlendirmesi gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, Barselona test alanı, dik ve dağlık topoğrafyaya sahip geniş bir alan ve kentsel alan olmak üzere iki kısma ayrılmış ve kalite değerlendirmesi doğruluk ve görsellik bileşenleri göz önünde bulundurularak yapılmıştır. Uygulamada dijital hava fotoğraflarından elde edilmiş 10 cm yatay ve 10 cm – 1 m düşey doğruluğa sahip bir DYM referans olarak kullanılmıştır. Sonuçlar TSX DYM’sinin topoğrafya ile her yönüyle uyumlu olduğunu ve doğruluğun ±8-10m arasında olduğunu göstermektedir. Çalışmada diğer bir uygulama olarak, LIDAR verileri ile üretilmiş ve çok hassas olduğu bilinen, Google Earth’de mevcut 3 boyutlu Barselona şehir modeli ile PSI (Persistent Scatterer Interferometri) tekniği ile TSX’den elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. Sonuç, PSI ürünlerinin referans veri ile oldukça uyumlu olduğu ve kotların karesel ortalama hatasının 2,5m dolayında olduğunu göstermiştir. In recent years, Synthetic Aperture Radar (SAR) data is being used intensely for scientific applications and many SAR missions have been accomplished. On the contrary of optical systems operating based on passive sensing principle, SAR technology is capable of providing data independent of weather conditions and time of acquisition under favour of active sensing ability and long wavelength. The most important problem of SAR data was decided upon the resolutuion. However, this problem is overcome with orbitting of TerraSAR-X (TSX) which is considered to be a revolution. TSX can provide high resolution data (up to 1m) covering large areas thanks to three different imaging modes. Today, many scientific studies are performed employing TSX data. ISPRS SAR Interferometry Working Group is also conducting a project that performs quality assessment of digital elevation models generated from TSX data. Within the scope of this project,several test sites are being studied from Turkey, Spain, Germany and Italy. In this research, many high resolution DEMs are generated using 3m azimuth resolution TSX StripMap (SM) mode images for Barcelona (Spain) and the most suitable one is chosen and quality asessment is performed on it in the context of the aforementioned project. For the study, quality assessment is performed taking into consideration accuracy and visuality components in Barcelona test site that has been partitioned in two sub-areas as a large area with steep and mountainous topography and an urban area. In the application, a photogrammetric reference model that has 10 cm horizontal and 10 cm – 1 m vertical accuracy was used for the verification. The results show that TSX DEM is compatible with all aspects of the topography with the accuracy between ±8-10m. As another application in the study, Barcelona city model available in Google Earth, which is known to be generated by very accurate LIDAR data, and PSI results of TSX are compared. As a result, it is observed that PSI products and reference data are quite compatible and RMSZ of elevations are around 2,5m Daha fazlası Daha az

Hydrogen measurement methods for duplex stainless steel welds

Kaçar, Ramazan

Article | 1998 | Politeknik Dergisi1 ( 1 ) , pp.93 - 104

Paslanmaz çeliklerin kaynağı hidrojen kırılganlığına karşı duyarlı olmadığı zannedilmesine rağmen son araştırmalar çift fazlı paslanmaz çeliklerin kaynak metalinde oluşan ferrit fazının hidrojen kırılganlığına hassas olduğunu göstermiştir Hidrojenin oda sıcaklığında ferrit içerisinde hızlı yayılabilme özelliğinden dolayı, kaynak metalinin gerçek hidrojen miktarını ölçebilmek zordur. Ferritik çeliklerin kaynağındaki hidrojen miktarını ölçmek için kullanılan metotlar civa yöntemi ve Oerlikon /Yanaco gaz kromatografi yöntemidir. Bu her iki yöntemde BS 6693 standart şartlarına göre uygulanabilir. Çift fazlı paslanmaz çeliklerin kaynak m . . .etalinden hidrojen çıkışının zamana ve sıcaklığa bağlı karakteristikleri hakkında yapılan çalışmalar bu her iki metodun da çift fazlı paslanmaz çeliklerin kaynağındaki hidrojeni ölçmek için uygun olmadığını göstermiştir. Halbuki Oerlikon /Yanaco gaz kromatografi yönteminde yapılan küçük bir değişiklikle çift fazlı paslanmaz çeliklerin kaynağında hidrojen ölçülebilir. Konuyla ilgili teknik bilgi sağlaması açısından bu yeni geliştirilmiş yöntem burada tanıtılacaktır. Although stainless steels weld metal were considered not susceptible to the hydrogen cracking, the recent experience have shown that the strained high chromium ferrite phase in duplex stainless steel weld metal and heat affected zone is sensitive to the hydrogen cracking. The actual measurement of the hydrogen content of a weld is difficult due to the ability of hydrogen to diffuse in steel at room temperature. The standard primary mercury and Oerlikon / Yanaco method (150 °C for 6 hours) are regarded as tlie most widely acceptable diffusible hydrogen determination methods (following procedures in British Standard BS 6'693: 1988) for ferrilic steel welds. The extensive studies of the time / temperature evolution characteristics of hydrogen in duplex stainless steel welds have shown that both conventional methods are not applicable for duplex stainless steel weld metal. The hydrogen content of duplex stainless steel weld metal can be determined by making small modification on the Oerlikon/Yanaco method. In order to provide technical information, this newly developed method is described in this work Daha fazlası Daha az

Development of an Oxidation Resistance Surface Coating on Niobium Base Metal

Elkoca, Candan Şen

Article | 2018 | Düzce Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Dergisi6 ( 1 ) , pp.11 - 26

Nb (niyobyum) ve alaşımları yüksek sıcaklıklardaki kullanım için umut veren refrakter malzemelerdir. Ancak, niyobyumun yüksek sıcaklık oksidasyonuna karşı çok düşük direncinden dolayı, niyobyum bazlı refrakter malzemeleri kullanmak için oksidasyon direncinde önemli bir modifikasyona ihtiyaç duyulmaktadır. Diğer elementlerle alaşımlamak niyobyumun mekanik özelliklerini ve oksidasyon direncini bir dereceye kadar iyileştirmektedir. Farklı yöntemlerden yararlanarak, yoğun Al2O3'den oluşan Al-bazlı kaplama oluşturarak oksidasyon direncinde yapılacak bir iyileştirme niyobyum bazlı refrakter malzemelerin geliştirilmesinde olası bir yol ola . . .rak gözükmektedir. Bu çalışmada, niyobyum altlık metali üzerinde oksidasyona dayanıklı bir kaplama oluşturmak için halid aktivatörlü kutu sementasyonu ve ardından plazma elektrolitik oksidasyon yöntemi kombine edilmiştir. Sementasyon tabakasının anodik oksidasyonuyla oluşan amorf ve değişik kristal formlardaki Al2O3 fazları daha sonra argon gazı içerisinde 1000 oC'de 2 saat süren bir tavlama işlemiyle oksidasyona dayanıklı ?-Al2O3'e modifiye edilmiştir. Oksidasyon testleri sonrasıda ağırlık değişimlerinin karşılaştırılması oluşturulan koruyucu kaplamanın Nb metalinin yüksek sıcaklıklardaki korunmasında farkedilebilir bir koruyucu etkiye sahip olduğunu göstermektedir Nb (niobium) and Nb-based alloys are promising refractory materials for use at high temperatures. However, due to the weak resistance to high temperature oxidation, a dramatic modification in oxidation resistance is required to use Nb-based refractory materials. Alloying Nb with other elements improves its mechanical properties and oxidation resistance to some extent. An improvement in oxidation resistance by forming Al (aluminum) based coating with dense Al2O3 by utilizing different methods seems a prospective way for developing Nb-based refractory materials In the current study, halide activated pack cementation (HAPC) and subsequent plasma electrolytic oxidation (PEO) were combined to form an oxidation-resistant coating on niobium base metal. Prospective Al2O3 phases in amorphous or various kind of crystalline forms at the top were formed by anodic oxidation of cementation layer and modified to oxidation resistant ?-Al2O3 by subsequent annealing at 1000oC for 2 hours in argon gas. Comparing weight changes after oxidation tests shows that formed protective oxide film has a noticeable positive effect on the protection of Nb metal at high temperature Daha fazlası Daha az

Investigation of the effect of electrode extension distance on microstructural and mechanical properties of low carbon steel welded with submerged ARC welding

Nizamettin, Kahraman | Gülenç, Behçet | Durgutlu, Ahmet

Article | 2005 | Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Dergisi18 ( 3 ) , pp.473 - 480

Bu çalışmada tozaltı ark kaynağı ile düşük karbonlu çelik malzemeler OE SI kaynak teli ve OP 139 kaynak tozu ile üç değişik serbest tel uzunluğu kullanılarak birleştirilmiş ve birleştirmenin mekanik ve metalurjik özellikleri araştırılmıştır. Araştırmalar sonucunda kaynak esnasında kullanılan farklı serbest tel uzunluklarının kaynak metali sertliği ve mikroyapısmı değiştirdiği tespit edilmiştir. Düşük karbonlu çelik malzemelerin tozaltı ark kaynağında, serbest tel uzunluğunun artması ile kaynak metali ve ITAB'deki sertlik değerlerinin azaldığı görülmüştür. Yapılan çekme testlerinde bütün numunelerde kopma ana malzemeden gerçekleşmişt . . .ir. Çentik darbe testi sonucunda en iyi tokluğu 24 mm serbest tel uzunluğunun kullanıldığı birleştirmeler göstermiştir. In this study, the effect of electrode extension distance on metallurgical and mechanical properties of low carbon steel joints welded with submerged arc welding was investigated. OP 139 flux and OE SI welding wire were used to weld steel parts using three different electrode extension distances. It is found that electrode extension distance effected the hardness and changed the microstructure of weld metal. It was seen that increasing electrode extension distance reduced the hardness of weld metal and HAZ. Tensile tests showed that rupture occurred in the base metal of all samples. Impact tests revealed that the best toughness value was obtained from the sample welded using 24 mm electrode extension distance Daha fazlası Daha az

Vakumlu termosifon tip güneşli su ısıtma sistemlerinde antifriz-su karışımı kullanımının sistem performansına etkileri

Öz, Etem Sait | Deniz, Emrah | Özbaş, Engin

Article | 2006 | Tesisat Mühendisliği ( 94 ) , pp.41 - 48

Bu çalışmada, vakumlu termosifon tip güneşli su ısıtma sistemlerinde çalışma akışkanı olarak antifıriz-su karışımı kullanımının kollektör performansına etkileri araştırılmıştır. Yapılan çalışmada vakumlu termosifon tip ve doğal dolaşınüı güneşli su ısıtma sistemlerinden birer prototip hazırlanarak aynı koşullarda denenmiştir. Deneylerden elde edilen sonuçlar karşılaştırıldığında vakumlu sistemin doğal dolaşımlı sisteme göre daha verimli olduğu ve sıcak su ihtiyacını daha etkin bir şekilde karşılayabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

İnşaat yatırımlarında öncelik kuralları performanslarının incelenmesi

Kanıt, Recep | Özkan, Ömer | Erdal, Mürsel

Article | 2005 | Politeknik Dergisi8 ( 1 ) , pp.101 - 109

Sezgisel yöntemlerle proje programlama her zaman optimum sonucu vermemektedir. Ancak, inşaat yatırımları gibi faaliyet sayısı çok fazla olan projelerin programlanmasında sezgisel yöntemlerin kullanılması zorunluluk halini almaktadır. Çalışmamızda üç farklı öncelik kuralının, Türkiye'de Temel İlköğretim okulları kapsamında yürütülen proje üzerinde performansı incelenmiştir. Proje, 79 adet işlemden ve her işlemde kullanılan 11 farklı kaynaktan oluşmaktadır. Kaynakların sınırsız olduğu durumda proje süresi 226 gün, kaynakların sınırlı tutulduğu durumda; İşlemin başlangıcından proje sonuna kadar geçen zamanın büyük olması önceliğinde 26 . . .0 gün, bolluk miktarı en az olan işlemin önce programlanması önceliğinde 262 gün, geç başlama zamanı küçük olan işlem önce programlanır önceliğinde ise 259 gün proje süresi elde edilmiştir. Project scheduling with heuristic algorithms can not always reach the optimum solution. However large projects having numerous facilities such as construction projects, require the use of heuristic algorithms. In this study, performances of three different priority rules were tested on a basic primary school project in Turkey. Project is composed of 78 facilities and 11 different sources that are used in every facility. Project duration is obtained as 226 days, for unconstrained sources. For constrained sources cases if the priority rule is the facility having longest time span from the start to end of the project will programmed first, 260 days, if the priority rule is the facility which has the longest slack time will programmed first, 262 days, if the priority rule is the facility which has the smallest late start time will programmed first 259 days are obtained Daha fazlası Daha az

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms