Detaylı Arama

İptal
Bulunan: 161 Adet 0.001 sn
- Eklemek veya çıkarmak istediğiniz kriterleriniz için 'Dahil' / 'Hariç' seçeneğini kullanabilirsiniz. Sorgu satırları birbirine 'VE' bağlacı ile bağlıdır.
- İptal tuşuna basarak normal aramaya dönebilirsiniz.
Filtreler
Filtreler
Bulunan: 161 Adet 0.001 sn
Koleksiyon [13]
Tam Metin [2]
Yayın Türü [2]
Yazar [20]
Yayın Yılı [17]
Konu Başlıkları [20]
Yayın Dili [3]
Dergi Adı [20]
Hemoglobin varyantının HbA1c ölçümüne etkisi

Güven, Berrak | Can, Murat | Eskici, Zeynep

Article | 2011 | Fırat Tıp Dergisi16 ( 2 ) , pp.97 - 99

HbA1c testi diabetes mellitusun tanısı ve takibinde kullanılmaktadır. Bu olgu sunumunda, klinik ile uyumsuz HbA1c sonucuna sahip bir hasta sunulmuştur. İleri araştırmalar asemptomatik hemoglobin varyantının bu uyumsuzluğa neden olduğunu göstermiştir. HbA1c test is used in diagnosis and monitoring of diabetes mellitus. In this case report, a patient was presented that had discordance between clinical status and HbA1c result. Further investigations showed asymptomatic hemoglobin variant was caused this discordance.

Subakut ve subkronik formaldehide maruz bırakılmış sıçanların akciğer dokusunda CAT, SOD, ADA, XO aktiviteleri ile MDA ve NO düzeyleri

Songur, Ahmet | Söğüt, Sadık | Özen, Oğuz Aslan | Yılmaz, H. Ramazan | Özyurt, Hüseyin

Article | 2004 | Tıp Araştırmaları Dergisi2 ( 3 ) , pp.31 - 36

Amaç: Formaldehit (FA) irrite edici ve zehirli bir gazdır. Aldehit ailesinin en önemli üyesidir. FA anatomi, patoloji ve histoloji laboratuvarlarinda tahnit ve dezenfeksiyon işlemlerinde kullanılır. Bu çalışmada, subakut ve subkronik periyotlarda solunan FA'in akciğer dokusu enzim aktiviteleri ile MDA ve NO düzeylerine etkileri araştırılmıştır. Gereç ve yöntem: 60 adet erkek sıçan herbirinde 10 sıçan olmak üzere 6 gruba ayrıldı. Sıçanlar subakut (4 hafta) ve subkronik (13 hafta) olarak 0, 10 ve 20 ppm dozunda formaldehit gazına maruz bırakıldı Deneylerin sonunda sıçanlara eter anestezisi yapılarak dekapite edildi ve akciğer dokuları . . . çıkarıldı. Homojenize edilerek biyokimyasal analizlerde kullanıldı. Bulgular: Akciğer dokusunda total SOD, CAT ADA, XO aktiviteleri ile MDA ve NO seviyeleri ölçüldü. Kontrol grubuna göre, subakut 10 ppm grubunda, SOD aktivitesinde anlamlı bir azalma saptandı. Subakut 20 ppm grubunda, CAT ve SOD aktivitelerinde belirgin bir azalma, MDA ve NOdüzeylerinde ise anlamlı bir artış vardı. Subkronik 10 ve 20 ppm gruplarında XO aktivitelerinde ve subkronik 20 ppm grubunda ise MDA ile NO seviyelerinde anlamlı artma tespit edildi. Sonuç: Sıçanların inhalasyon yoluyla formaldehite maruz bırakılması akciğerin enzimatik antioksidan sistemini olumsuz yönde etkilemektedir. MDA düzeylerinde ki artış, FA dozunun lipit peroksidasyonu üzerinde ve NO düzeylerindeki artış da, FA maruziyet süresinin oksidatif stres üzerinde etkili olduğunu düşündürmektedir. Purpose: Formaldehyde (FA) is an irritating and toxic gas. It is the most important member of aldehydes. FA is used in anatomy, pathology and histology laboratories, embalming and deselection procedures. The aim of this study is to investigate the effect of FA on the activities of the lung enzymes and MDA and NO levels in lung tissues exposed to subacute and subchronic FA inhalation. Methods: Sixty male rats were divided into six groups each included ten rats. The rats exposed to subacute (4 weeks) and subchronic (13 weeks) 0,10, 20 ppm FA. At the end of the exposure period, rats were decapitated under ether anesthesia. The lung tissues were extracted and homogenized and used in biochemical analyses. Results: The total activities of superoxide dismutase (SOD), catalase (CAT), adenosine deaminase (ADA), xanthine oxidase (XO) and levels of MDA, NO in lung tissue were measured. A significant decrease in SOD activity was found in subacute 10 ppm group compared to control group. There was a significant decrease in CAT and SOD activities in subacute 20 ppm group and significant increase in MDA and NO levels was found. We found significant XO activity increase at subchronic 10 and 20 ppm groups. Conclusion: We suggest that enzymatic antioxidant system of rat lungs were affected adversely from inhalation of FA. MDA levels suggests the importance of FA dosage on lipid peroxidation and NO levels suggests the importance of. FA exposure period on oxidative stress of lung tissue Daha fazlası Daha az

Remifentanil nörolept anestezide fentanile alternatif olabilir mi ?

Muslu, Bünyamin | Muslu, Selda | Zengin, R.Dilek | Özkök, Ayşegül | Erdemli, Özcan

Article | 2008 | Yeni Tıp Dergisi25 ( 1 ) , pp.25 - 30

Çalışmamızda remifentanil ile uyguladığımız nörolept anestezi (NA) tekniğini fentanil ile uygulanan NA tekniği ile karşılaştırıp hemodinami, derlenme, kan glukoz değerleri ve gelişebilecek komplikasyonlar üzerine etkisini araştırdık. Laparoskopik kolesistektomi uygulanan 30 hasta rastgele iki eşit gruba ayrıldı. İndüksiyon, droperidol (0.15 mg kg-1), maskeyle %50 O2-%50 N2O, remifentanil grubunda 0.5 ?g kg-1 remifentanil, fentanil grubunda 2 ?g kg-1 fentanil ile uygulandı. Bütün hastalara roküronyum bromür (0.6 mg kg-1) uygulamasını takiben idamede sırasıyla remifentanil infüzyonu (0.25 ?g kg-1dk-1) ve 20 dk aralıklarla fentanil (50 . . . ?g) kullanıldı. Hemodinamik veriler, kan glukoz değerleri, derlenme süreleri ve gelişen komplikasyonlar kaydedildi. Remifentanil grubunda hemodinaminin daha stabil ve kan glukoz değerlerinin daha düşük olduğu görüldü ( Daha fazlası Daha az

Fagositik aktivasyon yoluyla lökosit işaretlemede Tc-99m poli (l-laktik) asit mikrokürelerinin kullanımı

Peksoy, İrfan | Arıca, Betül | Ercan, Tayan Meral | Kaş, H. Süheyla | Tuncel, Mürvet | Şener, Burçin | Aşansü, Ayşe

Article | 2004 | Genel Tıp Dergisi14 ( 4 ) , pp.125 - 132

Amaç: Bu çalışmanın amacı Tc-99m poli (l-laktik) asit (PLA) mikrokürelerini lökositleri fagositik yolla işaretleyebilmek için hazırlamak ve gerekli optimum şartları belirlemektir. Yöntem: PLA polimerlerinden (MA:52.000 D) çözücü buharlaştırma yöntemi ile PLA mikroküreleri (1-5 µm) hazırlandı. Daha sonra pH 3’te kalay klorürle Tc-99m ile işaretlendi, işaretleme verimi % 95’in ve stabilitesi ise 24 saat içinde % 70’in üzerinde bulundu. 50 ml heparinli kan gönüllü sağlıklı erişkin insanlardan alınarak oda sıcaklığında sedimantasyona bırakıldı ve lökositten zengin plazma elde edildi. 1 mL’de hazırlanan 50 mCi Tc-99m-PLA mikroküresi löko . . .sit çökeleğine ilave edilip rotator bir mekanik sallayıcıda 37oC’de 1. saat inkubasyona bırakıldı. Tc-99m PLA ile işaretlenen lökositler santrifüj ile süspansiyondan ayrıldı, yıkandı ve trombositten fakir plazma ile süspansiyon yapıldı. Bulgular: Lökositlerin işaretlenme verimi yaklaşık % 70 bulundu. Monositlerin PLA mikrokürelerini fagosite ettiği elektron mikroskobunda gösterildi. Lökositlerin kemotaktik indeksi 2’nin üzerinde bulundu. Lökositlerin canlılığı Tripan mavisi ile değerlendirildi ve % 90’ın üzerinde bulundu. Sonuç: Tc-99m-PLA mikroküreleri ile lökosit işaretlemenin potansiyel değeri olduğu görülmektedir. Monositlerin daha belirgin işaretlenmesi nedeniyle özellikle kronik inflamasyonda kullanılabilir. Objective: The aim of this study was to prepare Tc-99m poly (l-lactic) acid (PLA) particles for phagocyting engulfment by leucocytes and determine optimization conditions. Methods: PLA microspheres (1-5 µm) were prepared from PLA polymeres (MW=52.000) by solvent evaporation from methylene chloride. Then, they were labeled with Tc-99m by stannous chloride reduction at pH 3 with an efficiency of >95% and a stability of >70% at 24 hours. 50 mL heparinized blood was obtained from normal adult volunteers. The precipitate was removed and the sediment was washed with 0.9 NaCl and then centrifuged at 600 rpm for 5 minutes. 50 mCi Tc-99m-PLA particles in 1 mL was added to precipitated leukocytes and rotated in mechanical shaker in incubation at 37oC for 1 hour. Tc-99m-PLA labeled leukocytes were separated by centrifugation, washed and suspended in platelet poor plasma. Results: Leukocytes were labeled with an efficiency of about 70%. The engulfment of PLA particles by monocytes and the integrity of cell membrane afterwards were demonstrated by electron microscopy. Chemotactic index was >2. The viability of leukocytes was >90%, determined with trypan blue. Conclusion: Our results indicated the potential value of leukocyte labeling with Tc-99m PLA microspheres. This may be especially useful in demonstrating chronic infection, because of the preference of monocytes in labeling Daha fazlası Daha az

Clinical Course and Prognosis at Isolated Patent Foramen Ovale

Karacı, Mehmet | Tanyeri, Bilge | Tekin, Deniz | Toroslu, Ertuğ | Baysal, Kemal

Article | 2015 | Journal of Clinical and Analytical Medicine6 ( 2 ) , pp.152 - 155

Amaç: Patent foramen ovale (PFO) septum primum ile septum sekundumun arasında ince, membranöz, esnek ve fleb benzeri konjenital, oblik bir kanaldır. Bu yapının erişkin dönemde birçok hastalıkla ilişkisi gösterildiğinden çocukluk çağında tanı alan hastaların takip ve tedavisi önemli hale gelmiştir. Bizde bu çalışmada çocukluk çağında tanı alan ve kendi takip ettiğimiz hastalarımızın klinik seyir ve prognozunu incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Ocak 1991-Ocak 2001 tarihleri arasında 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi pediatrik kardioloji bilim dalında düzenli takip edilen hastaların dosya kayıtları retrospektif olarak i . . .ncelendi. Yenidoğan döneminden itibaren farklı aylarda başvuran ve ekokardiografilerinde izole PFO saptanan hastalar çalışmaya alındı. Bulgular: İzole patent foramen ovale tanısıyla takip edilen 100 kız (%50.3), 99 erkek (%49.7) toplam 199 hasta vardı. Yaşları iki gün ile onbir yaş arasında olup ortalama yaş 16±1.2 aydı. Tanı anındaki yaş ortalaması 4.3 ± 0.7 ay olarak saptandı. Hastaların ortalama patent foramen ovale çapı 4.2 mm (3.1-7.9mm) ve takip süresi ise 3 ay-5 yıl arasında idi. Takip süresince 59 (%30) hastada PFO tamamen kapandı. Ortalama kapanma yaşı 25.7 ±2.5 aydı (3-44 ay). Bu hastaların 34 erkek 25 tanesi ise kız idi. Üç hastaya cerrahi müdahale uygulandı. Ama bunlarda soldan-sağa atrialseptal anevrizma vardı. Tartışma: Erişkin döneminde kriptojenik inme, migren, paradoksal emboli gibi çeşitli hastalıklarla PFO’nin ilişkisi gösterilmiştir. Bu yüzden çocukluk döneminde tanı alan hastaların düzenli aralıklarla ekokardiografik çalışmalar ile kapanma durumu takip edilmeli ve gereken hastaların opere edilmesi sağlanmalıdır. Aim: Patent foreman ovale (PFO), which takes part between the septum primum and the septum sekundum, is a thin, membranous, flexible, flap-like congenital, and an oblique channel. This structure related with many diseases in adulthood; therefore, the follow-up and treatment in childhood of PFO patients has become important. In this study, we evalated the clinical course and the prognosis of our patients with PFO. Material and Method: The data of the recent study were collected retrospectively from 19 Mayıs University Pediatric Cardiology department in Turkey between January 1991 and January 2001. This study enrolled the patients who were diagnosed isolated PFO by echocardiography examination in different months of applicant from the newborn era. Results: We enrolled 199 patients data’s with the diagnosis of patent foramen ovale into the recent trial. A hundred patients (50.3%) were female, and ninety-nine (49.7%) were male. The mean age was 16±1.2 months (between 2 days-old and 11 years–old). The mean age of PFO diag- nose was 4.3 ± 0.7 months. The follow-uptime dispersed with 3 months to 5 years. The mean diameter of PFO was 4.2 mm (3.1-7.9mm). During the follow-up, the foramen ovale of fifty-nine (30%) patients were closed. The mean closure age was 25.7 ±2.5 months (3-44 months). Of 59 patients; 34 were male and 25 were female. Three patients were underwent surgical due to having left to right atrial septal aneurism. Discussion: Patent foramen ovale is associated with cryptogenic stroke, migraine, paradoxical embolic events in adulthood. Thus, we suggest that it is crucial to undergo routinely echocardiogram to check the closure of patent foramen ovale in childhood. It is also critical to refer patients to the invasive surgical repairment when it requires Daha fazlası Daha az

Possible healing effects of aloe barbadensis on nephrotoxicity induced by soybean oil in rats

Kosif, Rengin | Aktaş, Renan Gülhan | Ok, Elvan

Article | 2011 | Erciyes Tıp Dergisi33 ( 3 ) , pp.175 - 182

Amaç: Bu çalışmada Aloe Barbadensis’in böbrek üzerine koruyucu etkilerinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Wistar Albino cinsi 18 dişi sıçan kullanıldı. Sıçanlar 3 eşit gruba ayrıldı. Ratların sağ böbreklerinin korteka ve medulla'sından biyopsi materyalleri alınarak ışık mikroskobik düzeyde incelendi. Bulgular: Kontrol deneklerin böbreklerinden alınan biyopsi materyalleri incelendiğinde normal boyut ve yapıda Malpighi cisimcikleri gözlendi. Proksimal,distal tübüller ve medulla olağandı. Aloe barbandensis verilmiş grupta ise Malpighi cisimciklerinde belirgin bir farklılık görülmedi. Ancak proksimal tübüllerde değişen der . . .ecelerde vakuolizasyon ve sonuçta yapısal özelliklerini tamamen yitirmiş proksimal tübüller gözlendi. Distal tübüllerde ise nadiren vakuolizasyon görüldü. İnterstisyel alanda korteks ve medullada konjesyon vardı. Sadece soya yağının verildiği üçüncü grupta ise tüm glomerüllerde ve medullada belirgin konjesyon vardı. Proksimal tübüllerdeki değişiklikler de ikinci gruba göre daha yaygın ve şiddetli düzeyde idi. Sonuç: Bu sonuçlar bize Aloe barbadensis’in, soya yağının böbrek üzerine olan toksik etkilerini iyileştirici rolü olduğunu düşündürmektedir. Purpose: This study aimed to analyze the effects of Aloe barbadensis on kidney. Material and Methods: Eighteen Wistar Albino female rats were used for the experiment. They were divided into 3 groups. Biopsy materials were taken from the right kidneys of the rats and were analyzed under the light microscope. Results: Biopsy materials, which were taken from the kidneys of the control subjects, revealed normal structural features of renal cortex and medulla. No distinctive difference was found in the Malpighi corpuscles in the group receiving Aloe Barbadensis. However, various degrees of vacuolization in the proximal tubules, and the complete loss of structural characteristics of proximal tubules were observed. Vacuolization was rarely seen in distal tubules. Congestion was clear in the medulla. In the third group receiving only soybean oil, a distinctive congestion was observed in all glomerulus and in the medulla. The detected pathologic changes were more common and severe in the third experiment group that received only soybean oil. Congestion in glomerulus was mostly observed in this group. Conclusion: These results lead us to consider that Aloe barbadensis plays a healing role against the toxic effects of soybean oil on the kidney Daha fazlası Daha az

Presence of toxic heavy metals in human breast milk

Özçetin, Mustafa | Yılmaz, Resul | Mendil, Durali | Koçyiğit, Rasim | Kulak, Deniz Gedik

Article | 2013 | Journal of Clinical and Analytical Medicine4 ( 2 ) , pp.89 - 92

Amaç: Anne sütüyle beslenen bebeklerde, annenin daha önceden maruz kalmış olduğu toksik kimyasal maddeler bebek için de potansiyel bir risktir. Bu çalışmanın amacı, anne sütünde Ni, Cd, Pb ve Sb varlığının araştırılması ve yayınlanan epidemiyolojik çalışmalar ve bilimsel literatür ışığında toksik ağır metallerin olası potansiyel risklerin ortaya konulmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bulunduğu ilde beş yıldan daha uzun süre ikamet eden ve burada doğum yapan, ilk aydan sonra herhangi bir dönemde kontrole gelen, 58 emziren anneden süt örnekleri çalışma amacıyla toplandı. Süt örneklerinin Ni, Cd, Pb ve Sb düzeyleri ICP (Inductively Coupled Pla . . .sma) spektroskopi cihazı kullanılarak ölçüldü. Bulgular: İncelenen anne sütlerinin % 53.4’ünde Ni, % 17,2’sinde Cd, %12,1’inde Pb ve % 15,5’inde de Sb saptandı. Çalışmaya dahil olan 58 anneden sadece 13’ünün (%22,4) sütünde bakılan ağır metallerin hiç biri tespit edilmedi, geri kalan annelerin sütlerinde bir veya birden fazla ağır metal bulundu. Sonuç: Kırsal ve kentsel bölgelerde çevre ağır metallerle yaygın olarak kirletilmektedir. Bu toksik maddeler anne sütünde bulunur duruma gelmiştir. Yeryüzünde süt çocuklarının çevresel toksinler ile karşılaşabildikleri başlıca kaynak anne sütüdür. Anne sütüyle maruziyeti azaltabilmek için annelerin toksik ajanlar ile karşılaşma risklerini azaltmak gerekir. Aim: In breast-fed infants, toxic chemicals previously been exposed to the mother are also a potential risk to the baby. The aim of this study is to in- vestigate the presence of Ni, Cd, Pb and Sb in mother’s milk and to highlight the possible potential risks of toxic heavy metals in the light of published epidemiological studies and scientific literature. Material and Method: For the study, milk samples were collected from 58 breast-feeding mothers who were residing in their provinces for more than five years and gave birth here and applied to follow up in any time after the first month period. Ni, Cd, Pb and Sb levels of milk samples were measured by ICP (Inductively Coupled Plasma) spectroscopy device. Results: In examined breast milks, 53.4% Ni, 17.2% Cd, 12.1% Pb and 15.5% Sb were found. Out of 58 mothers enrolled in the study, none of the heavy metals was detected in only 13 (22.4%) mother’s milk, one or more heavy metal was found in the rest of the milks of mothers. Discusssion: In rural and urban areas, the environment is widely contami- nated with heavy metals. This toxic substances come to be found in breast milk. In the earth, the main source of environmental toxins that breast-feed infants faced with is breast milk. To minimize the exposure of toxins with breast milk, the risk of confrontation with mothers and toxic agents should be reduced Daha fazlası Daha az

Prognostic Value of Serum Gamma-Glutamyltransferase, Calcium, and Inorganic Phosphorus Levels in Short-Term Mortality of Patients with Acute Coronary Syndrome

Ergen, Selçuk | Erdenen, Füsun | Müderrisoğlu, Cüneyt | Altunoğlu, Esma | Aral, Hale | Şak, Duygu | Polat, Hayri

Article | 2015 | İstanbul Medical Journal16 ( 1 ) , pp.23 - 28

Amaç: GGT, LDL-kolesterolün oksidasyon basamaklarındaki rolünden dolayı proaterojenik bir moleküldür; ayrıca glutatyon metabolizması ile ilişkili olup oksidatif stres için bir biomarkır olarak düşünülebilir. Serum inorganik fosfor düzeyleri de kardiyovasküler olay ve mortalite için bağımsız bir risk faktörü olşarak kabul edilmektedir. Biz de çalışmamızda akut koroner sendromlu hastalarda erken mortalite ile serum GGT, Ca, P değerlerinin ilişkisini araştırdık. Yöntemler: Çalışmamıza akut koroner sendrom tanısıyla Koroner Yoğun Bakım Ünitesine yatırılan kadın, erkek toplam 200 hasta alındı. Hepatobiliyer sistemle ilgili, kronik metabo . . .lik kemik hastalığı, paratiroid ve ciddi sistemik hastalığı olmayan, GFR 'si >60 mL/dk olan olgular çalışmaya alındı. Hastaların biyokimyasal verileri ile taburcu olduktan sonraki bir aylık dönemdeki kardiyak kaynaklı mortalitelerinin ilişkisi değerlendirildi. Serum GGT düzeyinin normal referans aralığı erkekler için 12-64 U/L, kadınlarda ise 9-36 U/L, kalsiyum düzeylerinin normal aralığı 8,4-10,2 mg/dL idi ve inorganik fosfor için üst sınır Daha fazlası Daha az

Nervus suralis'in unilateral varyasyonu: Bir kadavra çalışması

Barut, Çağatay | Kaçar, Dündar

Article | 2013 | Genel Tıp Dergisi23 ( 2 ) , pp.50 - 52

Bu çalışmada formalin ile fikse edilmiş beyaz, erişkin bir kadın kadavrada sağ bacak arka bölgesinin diseksiyonu sırasında n. suralis yapısının fossa poplitea'nın alt sınırının 10.55 mm aşağısında oluştuğunu tespit ettik (Şekil 1, 'E' transvers hattı). Çalışmamızda bacak topografisi ile ilgili mesafeler ve sinir uzunlukları 0,01 mm hassasiyeti olan dijital bir kumpas kullanılarak ölçülmüştür. Konunun daha kolay anlaşılır olmasını sağlamak amacıyla diseksiyon sahası fotoğraf üzerinde şematize edilerek anatomik lokalizasyonlar işaretlenmiştir (Şekil 1) We identified a superiorly located sural nerve formation 10.55 mm under the poplite . . .al fossa of right sural nerve during the dissection of right volar surface in a white adult female cadaver. Examining the leg, the digital caliper length of lateral sural cutaneous nerve originating from common fibular nerve was 11.76 mm and medial sural cutaneous nerve branching from tibial nerve was 13.88 mm. We identified that medial sural cutaneous nerve, normally branching from between the two heads of gastrocnemius muscle, branches at a superior region, in the lower margin of popliteal fossa. This is a single-sided variation in which sural nerve forms superiorly. Clinically, these types of variations are vital in diagnostic invasive interventions, angiographic applications and treatment surgeries of the region Daha fazlası Daha az

Amfizemin yüksek rezolüsyonlu bilgisayarlı tomografi incelemesinde görsel skorlama: gözlemci içi ve gözlemciler arasında korelasyon

Asil, Kıyasettin | Beşir, Fahri Halit | Mahmutyazıcıoğlu, Kamran | Kart, Levent | Gündoğdu, Sadi

Article | 2012 | Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi14 ( 1 ) , pp.42 - 46

Amaç: Amfizem değerlendirmesinde genellikle hard-copy film veya BT ekranı üzerinde subjektif görsel değerlendirme kullanılmaktadır. Bu yöntemde gözlemciler arası ve gözlemci içi uyumsuzluk kantitatif analizlere oranla yüksektir. Bu çalışmanın amacı density mask yöntemi kullanılarak segmentasyon analizi ile elde edilen amfizematöz parankim görüntüleri ile konvansiyonel görüntülerin gözlemciler arası ve gözlemci içi subjektif skorlamaya etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 10’u amfizemli 7’si sağlıklı birey incelendi. YRBT kesitleri iki gözlemci tarafından standart hard-copy filmden ve amfizematöz parankim pencerelerinde . . . amfizemin yaygınlığı ve şiddeti olmak üzere skorlandı. Her hastada total amfizem skorları hesaplandı ve gözlemciler arası ve gözlemci içi korelasyona bakıldı. Bulgular: Gözlemcilerin yaptıkları skorlamada; yaygınlık skorlarında 19 skorda, şiddet skorlarında 30 skorda artış izlendi. Gözlemciler arasında hem konvansiyonel hem de segmentasyon penceresinde korelasyon vardı. Ayrıca gözlemciler arası korelayona benzer şekilde gözlemci içi korelasyon da izlendi. Sonuç: Amfizemli hastalarda YRBT incelemesinin amfizematöz parankim penceresinde görsel skorlanması kolay uygulanabilir bir metodolojidir. Bu metod ile gözlemciler arasındaki uyum artmakta ve gözlemcilerin tekrar eden değerlendirmelerindeki uyumsuzluk azaltmaktadır. Purpose: The subjective visual assessment is usually used on the hard-copy film or CT monitor for assessment of emphysema. This method has a higher interobserver and intraobserver discrepancy than quantitative analyzes. In this study, the effect of interobserver and intraobserver discrepancy was investigated on subjective visual scoring of conventional images and emphysematous parenchyma images which is gained with the density mask method. Material and Methods: In this study, ten emphysematous patient and seven healthy subjects were examined. HRCT images were scored on the standard hard-copy film and emphysematous parenchymal window settings as the distribution and severity of emphysema by two observers. Total emphysema score was calculated for each patient and the interobserver and intraobserver correlations were evaluated. Results: An increase was observed in 19 scores of distribution and 30 scores of severity. The interobserver correlation was observed in both conventional images and emphysematous parenchyma images. In addition, an intraobserver correlation was also observed similar to interobserver correlation. Conclusion: The visual scoring methodology of patients with emphysema can be easily applicable in HRCT examination of emphysematous parenchymal window. Intraobserver correlation was increased, and the concordance was reduced in repeated assessments of physicians with this method Daha fazlası Daha az

Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi Gebe Polikliniğine Başvuran Kadınların Sigara İçme Konusunda Bilgi, Tutum ve Davranışları

Koçak, Cemal | Kurçer, Mehmet Ali | Arıkan, İnan İlker

Article | 2015 | İstanbul Medical Journal16 ( 4 ) , pp.133 - 136

Amaç: Gebelik ve doğum sonrası dönemde sigara içilmesi fetus, yenidoğan ve çocukta ciddi riskler oluşturmaktadır. Gebelikte sigara kullanımının azal-tılması için öncelikle problemin boyutu ile birlikte sigara kullanan gebelerin bilgi, tutum ve davranışları hakkında bilgi sahibi olmak gereklidir. Bu çalış-manın amacı hastaneye başvuran gebe kadınların sigara içme sıklıklarının ve ilişkili sosyo-demografik faktörlerin belirlenmesi; hamilelik ve emzirme sürecinde sigara kullanmanın bebeğe zararları konusunda bilgi ve tutum düzeylerinin ve sigara içen gebelerin davranışlarının gösterilmesidir. Yöntemler: Bu çalışma tanımlayıcı bir araşt . . .ırmadır. Örneklemi Bülent Ecevit Üniver-sitesi Hastanesi Gebe Polikliniği'ne 1 Mart - 30 Nisan 2014 tarihleri arasında başvuran 335 gebe oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanmış 24 sorudan oluşan anket formu ile toplanmıştır. İstatistiksel analizler ise; SPSS 19 yazılım progra-mını kullanılarak yapılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler sıklıklar olarak, ölçümler ortala-ma ± standart sapma ile sunulmuş, kategorik değişkenler arasındaki karşılaştırma-larda Ki-kare testi, non-parametrik test olarak ikili gruplarda Mann-Whitney U testi, üç ve üzeri gruplarda ise Kruskal-Wallis varyans analizi kullanılmıştır. Bulgular: Gebelerin %79,5'i hiç sigara içmezken, %20,5'i gebelikte bir süre veya devamlı olarak sigara kullanmıştır. Öğrenim ve gelir durumu ile gebelikte sigara içme arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0,172, p=0,203). Gebelikte sigara içme durumu ile gebelik, emzirme ve toplam bilgi puanları kıyaslanmış-tır. Gebelik ve toplam bilgi puanları açısından anlamlı bir fark bulunmazken (p=0,126, p=0,051), emzirme konusundaki bilgi puanları gebelikte sigara içme-ye devam eden kadınlarda anlamlı düzeyde düşüktür (p=0,031). Öğrenim duru-mu ile bilgi puanları kıyaslandığında, her üç bilgi puanının da, lise ve üzeri öğre-nim görenlerde daha yüksek olduğu görülmüştür (p=0,003, Daha fazlası Daha az

Radial Sinir Nöropatilerinin Retrospektif Değerlendirilmesi

Demiryürek, Bekir Enes | Emre, Ufuk | Demirel, Esra Acıman | Taşçılar, F Nida | Atasoy, H Tuğrul | Ortancıl, Özgür | Korucu, Osman

Article | 2015 | İstanbul Medical Journal16 ( 3 ) , pp.116 - 118

Amaç: Radial sinir nöropatisi, farklı etyolojik nedenlere bağlı gelişen üst ekstremite tuzak nöropatileri arasında daha az oranda görülen bir nöropatidir. Biz bu çalışmada elektromiyografi (EMG) laboratuarımıza radial sinir nöropati tanısı ile yönlendirilen olguların retrospektif olarak değerlendirilmesini amaçladık. Yöntemler: Çalışmada 2004-2013 tarihleri arasında radial sinir lezyonu tanısı ile EMG laboratuarımıza yönlendirilen 41 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Çalışmaya 41 hasta dahil edildi. Hastaların 36'sı erkek (%87,8), 5'i kadın (%12,2), yaş ortalamaları 42,36±15,21 idi. Sırasıyla hastaların %39 . . .'u Ortopedi, %34,1'i Nöroloji, %24,4'ü FTR, %2,4'ü ise Plastik ve Rekonstriktif Cerrahi bölümleri tarafından laboratuarımıza yönlendirilmişti. Etyolojik nedenlerle, sinirin hasarlanma şekli arasındaki ilişkiye bakıldığında, humerus ve radius kırığının en sık düşme sonrası meydana geldiği gözlendi. Sonuç: Sonuç olarak, radial sinir lezyonuna yol açan etyolojik nedenlerin çe- şitliliği dikkat çekicidir. Erkek hastalarda sıklığın daha fazla olması travma ve iş kazası gibi faktörlerin bu cinsiyette daha yaygın görülmesi ile ilgili olabilir. Radial sinir nöropatisi tanı ve takibinde elektrofizyolojik inceleme değerli katkılar sağlayabilir.Hastaların EMG sonuçları değerlendirildiğinde, en yüksek oranı %34,1 ile radial sinirin spiral olukta triceps kası sonrası aksonal lezyonu ile uyumlu bulgular oluşturmaktaydı. Hastaların ortalama iyileşme süreleri, hastaların kontrole gelmemesi ve bazı hastaların dış merkez sevkleri ile gelmiş olmaları nedeni ile kayıt edilemedi. Telefonla ulaşılabilen 10 hastanın 5'i tam düzelme olduğu, diğer 5 hastada düzelme olmadığı kaydedildi. Conclusion: Therefore, the variety of etiological factors leading to the radial nerve lesions is remarkable. The higher incidence in male patients may be as- sociated with more common factors such as trauma and work accidents in this gender. The electrophysiological examinations can provide valuable contribu- tions to the diagnosis and follow-up of radial nerve neuropathy. On examin- ing the EMG results of patients, the findings consistent with axonal lesion of radial nerve in the spiral grove after the triceps muscle were the most common (34.1%). The average recovery time of the patients could not be recorded be- cause of the referred patients from other centers and the lack of control visits of the patients. It was found that five of the 10 patients contacted by phone had complete recovery, and there was no recovery in the other five patients Daha fazlası Daha az

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms