Detaylı Arama

İptal
Bulunan: 107 Adet 0.001 sn
- Eklemek veya çıkarmak istediğiniz kriterleriniz için 'Dahil' / 'Hariç' seçeneğini kullanabilirsiniz. Sorgu satırları birbirine 'VE' bağlacı ile bağlıdır.
- İptal tuşuna basarak normal aramaya dönebilirsiniz.
Filtreler
Filtreler
Bulunan: 107 Adet 0.001 sn
Koleksiyon [11]
Tam Metin [1]
Yayın Türü [3]
Yazar [20]
Yayın Yılı [14]
Konu Başlıkları [20]
Yayın Dili [3]
Dergi Adı [20]
Buhara - Afganistan - Türkiye Üçgeninde Mangıt Hanedanı’nın Dil ve Aidiyet Durumu

Hatunoğlu, Nurettin

Article | 2015 | Bilig / Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi0 ( 75 ) , pp.127 - 156

Mangıt Hanedanlığı, Timur Devleti’nin yıkılışının ardından Türkistan’da ortaya çıkan hanlıklardan biri olan Buhara Hanlığı’nı 1785-1920 yılları arasında idare eden üç hanedandan birisidir. Bolşeviklerin 1920 yılında Buhara’yı işgali sırasında tahtta bulunan Âlim Han, önce Doğu Buhara’ya çekilmiş, oradan da askerî yardım sağlama amacıyla Afganistan’a gitmiştir. Âlim Han, 1944 yılında vefat edince hanedan mensupları Afganistan’ın değişik yerlerine dağılmışlardır. Afganistan’da mülteci durumundaki hanedan mensupları 1979 yılında yaşanan Rus işgali ve sonrasında çıkan iç savaş nedeniyle Pakistan’a sığınmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti Bak . . .anlar Kurulu’nun kararıyla, 1983 yılında Pakistan’dan Türkiye’ye getirilerek Gaziantep iline yerleştirilmişlerdir. Yaşanan süreçte hanedan mensuplarının dil ve aidiyet duygularında meydana gelen muhtemel değişimlerin tespiti bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Yapılan saha çalışmasında ikili görüşme, derinlemesine mülakat ve anket tekniğine başvurulmuştur. Hanedan mensuplarının siyasi kimlikleri dolayısıyla tarihî süreçten de bahsedilmiştir. Mangit Dynasty is one of the three dynasties governing the Buhara Dynasty that appeared in Turkestan after the fall of the Timurids between 1785-1920. During the occupation of Bukhara by the Bolsheviks, Alim Han initially retreated to East Bukhara and headed from there to Afghanistan to maintain martial support. After Alim Han’s death in 1944, the members of his dynasty spread to different parts of Afghanistan. Living as refugees in Afghanistan, they then took refuge in Pakistan because of the Russian invasion in 1979 and the civil war that followed. Through the decision of the Council of Ministers of the Turkish Republic they were placed in the Gaziantep province of Turkey in 1983. Exploring the dynasty members’ potential change of language and sense of belonging during this period forms the aim of this study. The field work that was conducted for this purpose involved one-to-one conversations, detailed interviews and questionnaires. Because of the political identity of the dynasty members, the historical context was also dwelt on in this study Daha fazlası Daha az

TÜRKİYE’DE TARİH FELSEFESİ ÇALIŞMALARI BİBLİYOGRAFYASI

Karakuzu, Hasan | Acar, Erhan

Article | 2015 | Turkish Studies (Elektronik)10 ( 5 ) , pp.201 - 228

http://www.trdizin.gov.tr/publication/paper/detail/TWpVME56RTVPUT09 https://hdl.handle.net/20.500.12628/1383

Bulgaristan’dan Türkiye’ye Gelen Göçmenlerin Yaşam Profillerinin Memnuniyet Durumlarına Etkisi

Utaş, Latife Akhan | Batmaz, Makbule

Article | 2015 | Bilig / Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi0 ( 75 ) , pp.23 - 42

Bu çalışmanın amacı; İstanbul’un çeşitli semtlerinde yaşayan, Balkan Türkleri ve Dayanışma Derneği’ne kayıtlı olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden, çeşitli yıllarda Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç eden 300 göçmenin yaşam profilleri ve memnuniyet durumlarının incelenmesidir. Veriler, araştırmacılar tarafından literatür taranarak hazırlanan, 42 sorudan oluşan “bilgi formu” kullanarak toplandı. Türkiye’de yaşamaktan memnun olan göçmenlerin %53.4’ünün, memnun olmayanların %32,1’inin serbest meslek sahibi olduğu saptandı (p

KARAYOLU YÜK TAŞIMACILIĞI YAPAN İŞLETMELERİN MÜŞTERİ MEMNUNİYETİNİ ARTTIRMA ÇABALARININ TESPİTİ: BİR ARAŞTIRMA

Aydın, Sonay Zeki | Bitlisli, Ferhat | Pala, Yunus

Article | 2013 | Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi5 ( 9 ) , pp.46 - 58

http://www.trdizin.gov.tr/publication/paper/detail/TWpBNU9UUXhNUT09 https://hdl.handle.net/20.500.12628/942

Kan Gütme Saiki ile İşlenen Adam Öldürme Suçu

Leyla, Çakıcı Gerçek | Bafra, Jale

Article | 2005 | Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi5 ( 1 ) , pp.1 - 29

http://www.trdizin.gov.tr/publication/paper/detail/TkRZMU9ESXk= https://hdl.handle.net/20.500.12628/941

Ratchet Model: 1939-2005 Dönemi Türkiye Uygulaması

Pazarlıoğlu, M. Vedat | Çevik, Emrah İ.

Article | 2007 | Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi9 ( 1 ) , pp.17 - 34

Yüksek işsizlik ve enflasyon sorunu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli iki sorunudur. Türkiye son otuz yıldır yüksek işsizlik ve enflasyon oranları ile karşı karşıya kalmış ve buna bağlı olarak ekonomik krizler yaşamıştır. Özellikle son beş yıldır uygulanan istikrar programı ile enflasyonla mücadelede göreceli olarak başarı sağlanmasına rağmen işsizlik oranlarında aynı başarı sağlanamamıştır. Son yıllarda ülke ekonomisinde sağlanan sürekli büyümeye rağmen işsizlik oranlarında beklenen azalmanın gerçekleşmemesi işsizlik oranlarında histeri etkisinin varlığını araştırmayı gerektirmektedir. Bu amaçla bu çalışmada gelenekse . . .l Ratchet model kullanarak işsizlik oranları üzerindeki histeri etkisi araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre 1939-2005 dönemi için işsizlik oranlarında histeri etkisinin varlığı tespit edilmiştir. High unemployment rates and high inflation rates are the two main problems of the developing economies. Turkey had to face with high inflation and unemployment rates for the last thirty years and have several financial crises afterwards. Although a lower inflation rate was achieved after the implementation of the stabilization program, the unemployment rate still remains high. It is necessary to search for the existence of hysteria effect on unemployment rate since the unemployment rate could not be lowered despite the high growth rates of the economy. In this study, we examine the hysteria effect on the unemployment rate using the traditional Ratchet model. Empirical results support the evidence of hysteria effect on the unemployment rates in Turkey for the period of 1939-2005 Daha fazlası Daha az

Atatürk, Cumhuriyet ve Demokrasi

Güner, Zekai

Article | 2006 | Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (. Uluslararası Yönetim İktisat ve İşletme Dergisi)2 ( 3 ) , pp.41 - 51

Cumhuriyet, yönetim biçimi olarak halkın üstünde hiçbir otorite veya yetkili makam tanımamakta, devlet gücü doğrudan doğruya halkı oluşturan bireylerin elinde bulunmaktadır. Cumhuriyette en temel kural mutlak surette seçimdir. Cumhuriyet, en büyüğünden en küçüğüne kadar devlet hizmetlerinin hepsinde veraset usulünü mutlak surette reddeder. Bunun yerine seçim ve tayin usulünü koyar. İşte cumhuriyetin özü ve gerçek anlamı bu noktada saklı bulunmaktadır. Cumhuriyet, demokrasinin en gelişmiş şeklidir. Atatürk’e göre, “demokrasi prensiplerinin en asrî ve en mantıkî tatbikini temin eden hükümet şekli cumhuriyettir”. Mustafa Kemal Paşa, Sa . . .msun’dan Sadarete (Başbakanlık) gönderdiği 22 Mayıs 1919 tarihli raporunda, “Millet, millî hakimiyet esasını ve Türk Milliyetçiliğini kabul etmiştir, bunun için çalışacaktır” demekle, Türk yurdunun ve istiklâlinin kurtarılması yolundaki parolayı bildirmiştir. Atatürk başta olmak üzere, cumhuriyeti kuranlar; cumhuriyet ile beraber, her zaman demokrasiyi hedeflemişlerdir. Bu makalede meşruti bir sistemden, demokrasiye uzanan yolda Atatürk’ün konu hakkındaki görüşleri anlatılmaktadır. Republic, as an administrative form, rejects any authority or power upon the people, but keeps the power of the state in the individuals representing them. Election is absolutaly the basic rule of Republic. Republic unconditionally rejects any form of heredity in the governmental services from the biggest to the smallest, but applies to the system of election and appointment instead. That is why, the real meaning of republic is hidden at this point. Republic is the most progressed form of democracy. According to Ataturk, “The best form of government representing the most contemporary and logical democratic principles is republic”. Mustafa Kemal Pasha, in his report of May 22, 1919 which he sent to the office of Prime Minister says : “The nation has accepted the status of national sovereignty and will struggle for that”. By pointing out that he declares the parole on the way ta save the nation’s country and independence. The ones who founded the Turkish Republic with Ataturk together had targeted at democracy with the republic at the very begining. In this article, Ataturk’s ideas about how was gone on the way of democracy from the autocratic system are described Daha fazlası Daha az

Döviz kuru-ticaret dengesi ilişkisi. Türkiye örneği

Vergil, Hasan | Erdoğan, Serdar

Article | 2009 | Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (. Uluslararası Yönetim İktisat ve İşletme Dergisi)5 ( 9 ) , pp.35 - 57

Geleneksel teori uzun dönemde Marshall-Lerner şartı gerçekleştiğinde devalüasyonun ticaret dengesini olumlu yönde etkileyeceğini fakat kısa dönemde J eğrisi etkisinden dolayı bu etkilerin negatif yönde olabileceğini ileri sürmektedir. Fakat gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerine yapılan pek çok çalışmada bu şartın ve/veya J eğrisi etkilerinin gerçekleştiği yönünde bir tutarlılık bulunmamaktadır. Bu çalışma ile Türkiye’de 1989-2005 dönemi içerisinde çeyrek yıllık veriler kullanılarak Marshall-Lerner koşulunun sağlanıp sağlanmadığı ve kısa dönemde J eğrisi etkisinin geçerliliği birlikte incelenmiştir. ADF ve PP birim kök testleri . . . ve ARDL koentegrasyon testlerinden sonra yapılan tahminlerde, incelenen dönemde, Marshall-Lerner koşulunun sağlandığı ve Almon çok terimli model kullanılarak yapılan tahminde de J eğrisi etkisinin Türkiye için geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. According to the conventional theory, if the Marshall-Lerner condition is met, devaluation affects trade balance positively. However, as a result of the J curve effect, the effects can be negative in the short run. Although there are many studies which question these effects, they do not share a consistent conclusion. In this study, the Marshall-Lerner condition and the J curve effect were questioned by using quarterly data in Turkey for the period 1989-2005. The results received through the ADF and PP unit root tests and the ARDL co-integration tests show that during the period in question, the Marshall-Lerner condition held and the empirical evidence provided by the Almon methodology supports the pattern of movement described by the J curve Daha fazlası Daha az

Kadro and its Analysis of the Great Depression

Özgür, M. Erdem

Article | 2006 | Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (. Uluslararası Yönetim İktisat ve İşletme Dergisi)2 ( 4 ) , pp.91 - 103

The Kadro movement emerged in 1932, when a number of intellectuals started to publish Kadro journal. Kadro was a monthly periodical, published between January 1932 and January 1935. Kadro authors viewed the Great Depression, which started in 1929, as a structural crisis, which would totally change the world economic structure. They argued that the system that would follow the Depression would be completely different from the pre-1914 liberal economic system. However, although the world economy had shown some serious changes in the 1930’s compared with pre-1914 conditions, it had not changed as dramatically as foreseen by the Kadro a . . .uthors. Kadro hareketi 1932 yılında bir grup aydının Kadro dergisini yayımlamaya başlaması ile ortaya çıktı. Dergi, Ocak 1932 ve Ocak 1935 tarihleri arasında aylık olarak yayımlandı. Dergi yazarları, 1929’da başlayan ve tüm dünyayı etkileyen Büyük Buhran’ı dünyanın ekonomik yapısını değiştirebilecek bir kriz olarak değerlendirdiler. Kriz sonrası ortaya çıkacak sistemin Birinci Dünya Savaşı öncesinde egemen olan liberal sistemden tamamen farklı olacağını iddia ettiler. Ancak Büyük Buhran’dan sonra dünya ekonomisinde ciddi değişiklikler olmakla beraber bunlar Kadro yazarlarının öngördükleri kadar köklü değişiklikler olmadı Daha fazlası Daha az

SON DÖNEM OSMANLI MÜTEFEKKİRLERİNDEN ABDULLAH ŞEVKET’İN AHLAK VE TERBİYEYE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Meydan, Hasan

Article | 2017 | BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ4 ( 2 ) , pp.133 - 156

Bu çalışmada son dönem Osmanlı ulemasından Bandırma ve Karamürsel Naibi Abdullah Şevket’in ahlak ve eğitime ilişkin görüşlerinin tanıtılması ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Necatul Mükellefin ve Ahlak-ı Dini isimli iki eserin yazarı olan müellifin fıkıh, akaid, hadis ve edebiyat/şiir konularında yetkin olduğu görülmektedir. Fikirlerinde ehlisünnet geleneğine ve bu geleneği temsil eden âlimlerin görüşlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Ahlakı insanın yaratılışından gelen içsel bir mevhibe olarak gören Şevket’e göre terbiye işi bu içkin mevhibeyi açığa çıkartmaktan ibarettir. Ona göre güzel ahlakı belirleyen dinin emir ve nehiyleridir. G . . .üzel ahlaka insanı sevk eden motivasyonsa Allah rızası, Allah korkusu, cennet veya cehennem düşüncesidir. Ahlaki terbiyenin yol ve yöntemleri konusunda ise edep ahlakı ve tasavvuf terbiye geleneğinden yoğun şekilde istifade etmektedir. In this study, it is aimed to introduce and evaluate the moral and educational views of Bandırma and Karamürsel’s Vice Kadi (Naib) Abdullah Şevket from the Ottoman period. It is understand that the author of two works named “Necatul Mukellefin and Ahlak-i Dini”, is competent in the subjects of fiqh, akaid, hadith and literature/poetry. In his thoughts he is closely linked to ideas and traditions of Ehl-i Sunnah (Followers of Sunnah) and opinions of scholars representing this tradition. According to Şevket, who sees morality as an inner capability coming from the creation of man, the work of education is to reveal this capability. According to him, religious orders and prohibitions that determine good moral values. The factor that motives the human beings to morality is the inspiration of God, the fear of God, the thought of heaven or hell. In terms of the ways and methods of moral education, he extensively uses traditional Islamic moral education concepts and Sufism Daha fazlası Daha az

Felsefi Yakınlıklar: Theodor W. Adorno ve Jean Baudrillard Arasındaki Yakınlıklara Dair

Dikmen, Mustafa

Article | 2018 | BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ5 ( 1 ) , pp.63 - 76

Bu çalışma Eleştirel Teori ya da Frankfurt Okulu olarak bilinen okula müntesip olan Theodor W. Adorno ile Jean Baudrillard’ın düşünceleri arasındaki yakınlığa odaklanmaktadır. Theodor Adorno ve Jean Baudrillard, son dönem düşünce tarihinde oldukça önemli görüşler serdetmiş iki önemli isimdir. Bu görüşlerin belli oranda bir paralellik arz ettiği söylenebilir. Bu paralelliklerin başında kültür endüstrisi, toplum felsefesi, eleştirellik ve medya gelmektedir. Adorno, düşüncelerini Almanya, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde geliştirirken, Baudrillard ise düşüncelerini Fransız düşüncesi içerisinde geliştirmiştir. Son dönem düşü . . .nce tarihine bakıldığında, iki filozofun birbirine bu kadar yakınlaşan düşüncelerinin olması –hem de birbirlerini tanımadanoldukça dikkate değerdir. İki düşünürün de belli ölçüde birbirlerinin düşüncelerini tamamladıklarını söylememiz mümkündür. Bu açıdan postmodernizmin öncülerinden sayılan Eleştirel Teori’nin teorileriyle, postmodernizmin içinden konuşan Baudrillard arasındaki irtibat oldukça önemlidir. İki düşünür de Batı’nın kendini hâkim paradigma olarak dayatmasına, Aydınlanma düşüncesiyle insanların, ulaşılması hedeflenen o hedeflere ulaşılamadığına dair aynı kanaatleri paylaşmaktadır. Dahası hem Adorno hem Baudrillard, kitleye dair açıklamalarda bulunmuş, toplumun bir kültürünün olmasından ziyade kültürün bir endüstrileşme yoluna gittiğini düşünmüşlerdir. This work focuses on the parallelism between the ideas of Jean Baudrillard and Theodor W. Adorno who is known as a follower of the Critical Theory or Frankfurt School. Theodor Adorno and Jean Baudrillard are two important thinkers that propounded considerable ideas in the recent periods. It can be said that these ideas are in parallel with each other. Cultural industry, social philosophy, criticism and media are at the forefront of these parallels. Adorno developed his thoughts in Germany, England and the United States, while Baudrillard developed his ideas in the context of the French school of thought. Despite not meeting each other, it is remarkable that the two philosophers have so close thoughts to each other. It can be said that the ideas of two thinkers complete each other. In this respect, liaison between Baudrillard who speaks from the inside of postmodernism and theories of Critical Theory, which is considered as one of the pioneers of postmodernism, is very important. The two thinkers share the same conviction that the West imposes itself on the World and through Enlightenment poeple can not achieve the goals they are aiming for. Moreover, both Adorno and Baudrillard have explanations about masses. According to them rather than saying that society has a culture, it is more appropriate to say that culture is industrialized Daha fazlası Daha az

İşari tefsirde sembolizm

Kabakçılı, Osman

Article | 2013 | Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi (elektronik)12 ( 46 ) , pp.337 - 349

Bu makale giriş ve diğer üç bölümden oluşur. Giriş bölümünde makalenin yazılış amacı ve işari tefsir yaparken karinenin önemi üzerinde durulur. İşari tefsir ile tasavvufi tefsirin farklılığına dikkat çekilir. Birinci bölümde işari tefsirin kapsamı üzerinde durulur. İkinci bölümde sembolizm kavramının anlamına değinilir. Sembolizmin dar ve geniş anlam olmak üzere iki anlamının olduğuna dikkat çekilir. Üçüncü bölümde sembolizm kullanılarak işari anlamların çıkarılması yöntemleri üzerinde durulur. İşari anlamların çıkarılmasında sembolleşen veya sembolleştirilmek istenen harf, isim ve kavramlara değinilir. Bunlarla ilgili verilen işari . . . anlamlardan örnekler verilerek üzerlerinde değerlendirmeler yapılır. İşari tefsirin sembolizmi kullanarak zengin bir anlam kazanmasına vurgu yapılır. Sembolizm kavramının işari tefsirde dillendirilebilmesi için dar anlamında anlaşılmaması üzerinde durulur. Makalenin sonuç bölümünde işari tefsirde önemli olanın ilk bakışta akla gelmeyen derin anlamların ortaya çıkarılması olduğu vurgulanır. Bu derin anlamların çıkarılmasında geniş anlamıyla kullanılan sembolizmden yararlanmanın uygun olduğu belirtilir. This article consisted of introduction and three chapters. In the introduction the goal of the article and the importance of evidence when doing ishari tafseer have been emphasized. At the same time the differences between ishari tafseer and sufi tafseer were been explored. The first chapter examines the scope of ishari tafseer. The second chapter touches on the meaning of the term of symbolism and calls attention to the two -the strict and broad- sense of symbolism. In the third chapter the methods of unveiling ishari meanings using symbolism have been explored. The letters, nouns and terms which become symbol or are tried to symbolize in unveiling ishari meanings have been examined, too. This issue has been evaluated through exemplifying ishari meanings. The fact that ishari tafseer gains reach meaning by using symbolism was also emphasized. The article also stresses that the term of symbolism should not be understood in the strict sense for using it in ishari tafseer. In the conclusion it is emphasized that the important point in the ishari tafseer is the unveiling of deep meanings which do not come to mind at first glance. In the conclusion it is also expressed that for unveiling this deep meanings the using of the broad sense symbolism is appropriate Daha fazlası Daha az

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms