Filtreler
Filtreler
Bulunan: 48 Adet 0.002 sn
Koleksiyon [10]
Tam Metin [2]
Yayın Türü [3]
Yazar [20]
Yayın Yılı [13]
Konu Başlıkları [20]
Yayıncı [1]
Yayın Dili [2]
Dergi Adı [1]
Batı Karadeniz Bölgesinde İntrakardiyak Kitleler ve Cerrahi Deneyimimiz

Coşkun, Elif | Büyükateş, Mustafa

Article | 2016 | Gazi Medical Journal27 ( 2 ) , pp.48 - 50

Amaç: Kliniğimizde intrakardiyak kitle nedeni ile opere edilen hastalarla ilgili cerrahi deneyimimizi ve sonuçlarını sunmayı amaçladık. Yöntemler: Mayıs 2006-Mart 2015 tarihleri arasında 6 hasta intrakardiyak kitle tanısı ile opere edildi. Hastaların 5'i kadın,1'i erkek ve yaş ortalaması 54 idi. Hastanemize bir hasta pulmoner tromboemboli (PTE)'ye bağlı dispne ve taşikardi, bir hasta senkop, diğer hastalar ise halsizlik ve nefes darlığı gibi konstitisyonel semptomlarla başvurdular. Kesin tanı hastaların birinde ekokardiyografi, diğerlerinde transtorasik ekokardiyografi (TTE) ve/veya transözefagial ekokardiyografi (TEE) ile kondu. Ta . . .nı konduktan sonra operasyon zamanına kadar geçen süre hastalarda ortalama 2,5 gün 'dü. Cinsiyet ayırt etmeksizin 45 yaş üstü olan dört hastamıza koroner anjiyografi yapıldı. Operasyonlar kardiyopulmoner by-pass ile standart aorta bikaval kanülasyon, antegrad soğuk kan kardiyoplejisi ve orta dereceli hipotermi altında uygulandı. Miksoma öntanısı olan hastalardaki tüm defektler primer kapatıldı. Bir hastada sağ atriyal kitle (trombüs) nedeni ile opere edildi. Hiçbir hastada intraoperatif komplikasyon gelişmedi. Hastalar ortalama olarak 9,6 günde taburcu edildi. Bulgular: Histopatolojik tanı bir hastada antipsikotik ilaç kullanımına bağlı hiperkoagulabiliteye sekonder oluşan trombüs, diğer hastalarda miksoma olarak tespit edildi. Yerleşim yerleri ise tüm miksomalarda sol atriyumda, trombüs formasyonu ise sağ atriyumda ve vena cava inferiora uzanmaktaydı. İntrakardiyak kitle ile ilgili aile öyküsü hiçbir hastada yoktu. Kitlelerin çıkartılması ile hastalarda açık bir klinik düzelme sağlandı. Erken ve geç dönem mortalite izlenmedi. Hastaların erken ve geç dönem takibinde, 1 ay ile 106 ay arasında ortalama 17,6 ay sürede nüx gözlenmedi. Sonuç: Miksomalar başta olmak üzere intrakardiyak kitleler emboli, senkop, çarpıntı, nefes darlığı yakınmalarına neden olabildiklerinden diğer intrakardiyak patolojilerden ayırıcı tanıda akılda tutulmalı, tanı konar konmaz erken dönemde operasyon yapılmalı ve tümör dokusu total olarak geniş rezeksiyon yapılarak çıkarılmalıdır. Objective: We aimed to report our surgical experience and outcomes in patients operated for intracardiac mass in our clinic. Materials and Methods: Six patients were operated for an intracardiac mass between May 2006 and March 2015. Five patients were female and 1 was male; the mean age of the study population was 54 years. One patient presented with dyspnea and tachycardia secondary to pulmonary thromboembolism (PTE) and one patient with syncope, while the other patients presented with constitutional symptoms such as fatigue and dyspnea. Definitive diagnosis was made by a combination of thoracoabdominal tomography (CT) and echocardiography in one patient, and transthoracic echocardiography (TTE) and/or transesophageal echocardiography (TEE) in the remaining patients. The time from the diagnosis to the operation of masses was 2.5 days (1-4 days) on average. Four patients aged over 45 years underwent coronary angiography, irrespective of gender. The operations were performed via cardiopulmonary bypass, under standard aorta bicaval cannulation, antegrade cold blood cardioplegia, and moderate hypothermia. All defects in the patients with the initial diagnosis of cardiac myxoma were primarily closed. One patient was operated for a right atrial mass (thrombus). None of the patients suffered an intraoperative complication. The patients were discharged after an average of 9.6 days. Results: Histopathological diagnosis was a thrombus secondary to hypercoagulopathy related to antipsychotic drug use in one patient, and myxoma in the other patients. All myxomas were located in the left atrium while thrombi were in the right atrium, extending to the inferior vena cava. None of the patients had a family history for intracardiac mass. All patients enjoyed a clear clinical benefit upon mass removal. No early or late-term mortality was observed. There were no recurrences between 1 to 106 months (17.6 months on average) during early or late follow-up. Conclusion: Intracardiac masses, with myxomas being in the first place, may cause embolism, syncope, palpitations, and dyspnea; they should thus be remembered in the differential diagnosis of other intracardiac pathologies and operated at an early stage as soon as they are diagnosed; the tumor mass should be totally excised with a wide resection Daha fazlası Daha az

The follow-up results of insulin pump use in Turkish children with type I diabetes mellitus

Çamurdan, Mahmut Orhun | Bideci, Aysun | Demirel, Fatma | Cinaz, Peyami

Article | 2008 | Gazi Medical Journal19 ( 1 ) , pp.10 - 14

Amaç: Çocuklarda kullanımı giderek yaygınlaşmasına rağmen, diyabetli Türk çocuklarında insülin pompası uygulanımma dair yayınlanmış veri yoktur. Bu çalışmanın amacı diyabetli Türk çocuklarında insülin pompası uygulanmanın sonuçlarım araştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Yaş ortalaması 14.7±2.6 yıl, pompa kullanım süresi 3-24 ay olan on diyabetik çocuğun verileri incelenmiş, ve pompa kullanımı öncesi bir senelik sürede elde edilen verilerle karşılaştırılmıştır. Bulgular: İstatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte, HbAlc düzeyi pompa öncesi döneme kıyasla azalma eğiliminde idi. Vücut kitle indeksi Z skorları benzerdi (Pompa öncesi v . . .e sonrası sırasıyla; 0.45±0.76 ve 0.54±0.53 kg/m2, p>0.05). Ortalama insülin dozu azalmıştı (Pompa öncesi ve sonrası sırasıyla; l.l±0.2 ve 0.9±0.1 U/kg/gün, Daha fazlası Daha az

The follow-up results of insulin pump use in Turkish children with type I diabetes mellitus

Çamurdan M.O. | Bideci A. | Demirel F. | Cinaz P.

Article | 2008 | Gazi Medical Journal19 ( 1 ) , pp.10 - 14

Purpose: Although its use is increasing in children, there are no data about pump use in Turkish children with diabetes. The aim of this study was to investigate the outcome measures of insulin pump use in diabetic Turkish children. Materials and Methods: Ten children (age; 14.7±2.6 years, pump therapy duration; 3-24 months) were prospectively studied. Main outcome measures were compared with those of the 12 months prior to pump therapy. Results: Although statistically insignificant, HbA1c tended to be lower compared to the pre-pump period. Body mass index Z scores remained similar (0.45±0.76 vs. 0.54±0.53 kg/m2, p>0.05). Insulin do . . .ses decreased (1.1±0.2 vs. 0.9±0.1 U/kg/day, Daha fazlası Daha az

Pseudoaneurysm of the brachial artery and median nerve compression after a stab wound

Büyükates M. | Turan S.A. | Altunkaya S.A.

Article | 2005 | Gazi Medical Journal16 ( 2 ) , pp.92 - 94

A 35-year-old male patient was seen with pulsatile swelling in the left antecubital fossa and a flexion defect in the thumb and adjacent finger 50 days after suffering a stab wound. A cardiovascular examination revealed weak pulsation in the brachial, radial and ulnar arteries. The neurological findings included an extension defect of the forearm in addition to the flexion defect in the fingers. During surgery, a false aneurysm of the brachial artery was confirmed and a short segment of the brachial artery was excised with the aneurysm and replaced with a saphenous vein graft. In this setting, the median nerve examination was perfor . . .med by neurosurgery experts. One month later, the patient had fully recovered and had returned to his normal occupation Daha fazlası Daha az

Traditional tonsillectomy versus radiofrequency dissection tonsillectomy in adults

Yılmaz, Metin | Uğur, Mehmet Birol | Uzun, Lokman | Beder, Levent Bekir | Çınar, Fikret

Article | 2004 | Gazi Medical Journal15 ( 1 ) , pp.13 - 17

Amaç: Amacımız geleneksel diseksiyon tonsillektomi (GLT) He radyofrekans tonsillektomiyi (RFT) postoperatif ağrı, operasyon süresi ve operasyondaki kan kaybı miktarı açısından karşılaştırmaktı. Yöntem: 15 tanesi RFT, 15 tanesi GLT grubuna ait olmak üzere 30 hastaya genel anestezi altında tonsillektomi yapıldı. '3.5' ayarında (17 watt) saf kesme ve koagulasyon modunda çalışmak üzere ayarlanmış iğne elektrottu radyofrekans cerrahi ünitesi (Surgitron FFPF 140 watt machine, Ellman Corporation, Hewlett New York) RFT grubunda tonsil soğuk diseksiyonu için kullanıldı. Postoperatif ağrı vizüel analog skalasıyla (VAS) değerlendirildi. VAS sk . . .orları ilk 24 saatte saat başı ve onuncu güne kadar günlük olarak kaydedildi. Operasyon süresi ilk keşiden entübasyon kanülünün çıkarılmasına kadar olan süre olarak belirlendi. İntraoperatif kanamayı değerlendirmek üzere aspire edilen kan hacmi ölçüldü. Bulgular: VAS skorları, operasyon süresi ve intraoperatif kanama açısından iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0,05) ancak VAS skorları GLT grubunda daha iyiydi. RFT grubunda operasyon süresi daha kısaydı ve intraoperatif kanama daha az bulundu. Sonuç: Her iki yöntemin de güvenilir olduğu ve postoperatif ağrı, operasyon süresi ve intraoperatif kan kaybı miktarı açısından benzer sonuç verdikleri gözlendi. RFT tekniğinin, geleneksel tekniğe göre belirgin avantajlar taşıdığı gözlenmedi. Purpose: To compare traditional dissection tonsillectomy (TRT) with radiofrequency dissection tonsillectomy (RFT) in terms of postoperative pain, intraoperative blood loss, and operation time. Methods: Thirty patients underwent elective tonsillectomy under general anesthesia. RFT was performed in 15 and TRT was performed in the remaining. A radiofrequency surgical unit (Surgitron FFPF 140 watt machine, Ellman Corporation, Hewlett New York) equipped with a needle electrode on pure cut and coagulate setting of about '3.5' (17 watts) was used for cold dissection of the tonsils in the RFT group. Postoperative pain was assessed by visual analog scale (VAS). The VAS scores were recorded every hour in the first 24 hours and daily until the 10th day. The operation time was regarded as the period between the first incision and extubation. The amount of blood in the suction container was considered the amount of intraoperative bleeding. Results: There was no significant difference between the groups regarding VAS scores, intraoperative bleeding, or operation time (p>0.05, c2 test). Conclusion: Both TRT and RFT techniques are safe and similar in terms of postoperative pain, operation time, and intraoperative blood loss. RFT does' not have any significant advantage over the traditional technique Daha fazlası Daha az

Nadir bir akut karın nedeni; Duodenumun 4. kısmının İdiyopatik Nekrozu

Gültekin, Fatma Ayça | Tokgöz, Özlem | Çakmak, Güldeniz Karadeniz | Taşçılar, Öge | Cömert, Mustafa

Article | 2012 | Gazi Medical Journal23 ( 1 ) , pp.29 - 32

Duodenum nekrozu peritonit nedenlerinden biridir. İyi bilinen ve mutlak girişim gerektiren cerrahi acillerdendir. Çoğunlukla cerrahi sonrası duodenum güdüğünün kanlanmasının iyatrojenik nedenlere bağlı bozulması veya nekrotizan pankreatit sonucu gelişmektedir. Bu yazıda akut karın bulguları acil servise başvuran herhangi bir etiyolojik neden saptanmaksızın duodenumun 4. kısmında nekroz tespit edilen 69 yaşında kadın hasta sunulmuştur. Çekilen abdominal bilgisayarlı tomografisinde anormal değişiklikler saptanmış ve laparatomi yapılan hasta tüp duodenostomi uygulanarak başarılı bir şekilde tedavi edilmiştir. (Gazi Med J 2012; 23: 29-3 . . .2) Duodenal necrosis is one of the causes of peritonitis. It remains a well-known surgical emergency requiring prompt surgical intervention. Duodenal necrosis mostly occurs following iatrogenic devascularisation of a duodenal stump or in the course of necrotising pancreatitis. We present a case of idiopathic necrosis of the fourth part of the duodenum without a certain aetiologic cause in a 69-year-old woman who was admitted to our hospital with acute abdomen findings. Abdominal computed tomography scan revealed abnormal results. Laparotomy was performed and the case was successfully treated with tube duodenostomy. (Gazi Med J 2012; 23: 29-32 Daha fazlası Daha az

Rare Variation of the Profunda Brachii Artery and its Clinical Significance

Coskun, Zafer Kutay | Atalar, Kerem | Kastamoni, Yadigar | Gurbuz, Neslihan | Turgut, Hasan Basri

Article | 2016 | Gazi Medical Journal27 ( 4 ) , pp.207 - 209

A. axillaris dallarının çıkış yerindeki varyasyonlar en yaygın varyasyonlardan biridir. Ancak a. circumflexa humeri'den a. profunda brachii'nin çıkması pek ender bir durumdur. Sık sakatlanan bir bölge olduğu için ve pek çok cerrahi ve invazif prosedürler ile ilgili olduğu için koldaki arterial varyasyonlar klinisyen için önemlidir. Tıp öğrencileri için gerçekleştirilen rutin bir diseksiyon sırasında a. profunda brachii'nin varyasyonu 62 yaşındaki erkek bir kadavranın sağ üst ekstremitesinde gözlemlenmiştir. Bu çalışmada, a. profunda brachii a. circumflexa humeri posterior'dan çıkmıştır ve sulcus radialis'teki n. radialis a. profunda . . . brachii'ye eşlik etmemiştir. A. axillaris varyasyonlarının detayları ile ilgili farkındalık vasküler cerrahlar için faydalı bir rehber görevi görebilir. Axilla bölgesindeki cerrahi işlemler sırasındaki komplikasyonları önlemede katkı sağlayabilir. Variations in the origin of axillary artery branches are one of the most common variations. However, derivation of profunda brachii artery from circumflex humeral artery is a rare occurrence. Since it is a frequent site of injury and it is involved in many surgical and invasive procedures, the arterial variations in the arm is important for a clinician. During routine dissection, for students of medical school, a variation of profunda brachii artery was observed in right upper extremity of 62 year old male cadaver. In the present study, profunda brachii artery arose from posterior circumflex humeral artery and radial nerve in radial sulcus did not accompany profunda brachii artery. Awareness of details of variations of the axillary artery may function as a beneficial guide for vascular surgeons. It may contribute to preventing complications during the surgery of the axilla region Daha fazlası Daha az

A case of cerebral hydatid cyst with an unusual CT finding

Erdem, C. Zuhal | Erdem, L. Oktay | Akduman, Deniz | Gündoğdu, Sadi

Article | 2004 | Gazi Medical Journal15 ( 1 ) , pp.31 - 32

Hidatik kist hastalığında beyin tutulumu yaygın değildir ve sıklıkla çocuklarda gözlenir. Bilgisayarlı tomografi (BT) incelemede perifokal ödemin eşlik etmesi beklenen bir bulgu değildir ve mevcut olması kistin infekte olduğunu gösterir. Biz bu yazımızda, beyin BT incelemede çevresel ödem gösteren ancak infekte olmayan hidatik kist olgumuzu sunduk. Brain involvement in hydatid disease is uncommon and usually seen in children. On computed tomography (CT) scans perifocal edema is not usually present and, when noted, usually reflects an infected cyst. We report an unusual case of an uninfected hydatid cystic lesion with surrounding ede . . .ma on brain CT Daha fazlası Daha az

Congenital cholesteatoma: A case report

Uzun, Lokman | Uğur, Mehmet Birol | Çınar, Fikret

Article | 2004 | Gazi Medical Journal15 ( 3 ) , pp.111 - 114

Konjenital kolesteatom sağlam kulak zarı arkasında beyaz kitle ile karakterize nadir, görülen bir kulak hastalığıdır. Orta kulakta yer alan epidermoid kalıntılardan kaynaklandıkları düşünülmektedir. Bu yazıda konfenital kolesteatomlu bir vaka sunularak hastalığın prezentasyonu, lokalizasyonu ve tedavisi tartışılmıştır. Congenital cholesteatoma is a rare entity characterized by a white mass behind an intact tympanic membrane. It arises from ectopic epidermoid remnants in the middle ear. In this article, a case of congenital cholesteatoma is discussed with regard to the presentation, localization and treatment of the disease. . . . Daha fazlası Daha az

Comparison of EuroScore and STS (The Society of Thoracic Surgeons) risk scoring systems in isolated coronary artery bypass surgery [Koroner bypass cerrahi·si·nde EuroScore ve STS (The Society of Thoracic Surgeons) ri·sk skorlama yöntemleri·ni·n karşilaştirilmasi]

Kandemir Ö. | Büyükateş M. | Turan S.A. | Atalay A. | Tokmakoglu H.

Article | 2007 | Gazi Medical Journal18 ( 2 ) , pp.78 - 80

Objective: To compare the feasibility of the EuroScore and STS (The Society of Thoracic Surgeons) risk scoring systems for predicting the surgical mortality of isolated coronary artery bypass surgery patients. Materials and Methods: The risk scoring of 148 patients who were operated on between November 2002 and December 2005 was performed prospectively according to the EuroScore and STS risk scoring systems. The predicted and observed mortality rates according to each scoring system were compared. Results: Hospital mortality was 2% (3 patients). The predicted mortality rate according to EuroScore was 3.4±2.2%, whereas it was 3.0±2.1 . . .% for STS. There were no significant differences between predicted and observed mortality rates according to either scoring system. The area under the receiver operating characteristic curve was 0.83 for EuroScore and was 0.82 for STS (p>0.05). Conclusion: Both scoring systems were efficient for predicting mortality rates for our patient population. It is an advantage of STS that it also gives valuable information about morbidity Daha fazlası Daha az

Attitudes of patıents in a rural area and an urban area about groin hernia repair

Karakaya, Kemal | İrkörücü, Oktay | Emre, A. Uğur | Uçan, H. Bülent | Ankaralı, Handan | Cömert, Mustafa

Other | 2009 | Gazi Medical Journal20 ( 4 ) , pp.149 - 151

Amaç: Kasık fıtığı onarımı en sık yapılan cerrahi uygulamalardan biridir. Bu çalışmanın amacı kırsal ve kentsel yerleşim yerlerinde yaşayan hastalar arasında tercih edilen anestezi yöntemi, hastaların karar verme sürecine katılımı ve hastanede yatma süresi açısından fark olup olmadığının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Kasım 2001- Nisan 2006 tarihleri arasında elektif kasık fıtığı onarımı uygulanan 206 hastaya ait veriler retrospektif olarak değerlendirildi. Karadeniz bölgesinde yerel bir hastanede kasık fıtığı nedeniyle ameliyat edilen hastalar ulaşım imkanlarına göre kırsal ve kentsel yerleşim yerinde yaşayanlar olarak 2 gr . . .uba ayrıldılar. Bu gruplar arasında tercih edilen anestezi yöntemi, hastanede ameliyat sonrası yatış süresi ve hastaların karar verme sürecine katılımı irdelendi. Aynı zamanda hastaların yaşı ve cinsiyetine göre bu parametreler açısından fark olup olmadığı irdelendi. Sonuç: Ameliyat sonrası hastanede ortalama yatış süresi kırsal alanda yaşayanlarda ve erkeklerde daha uzundur. Genç hastalar ve şehirliler, yaşlılar ve kırsal kesimde yaşayanlara göre seçilecek ameliyat ve anestezi yöntemi konusunda daha çok kendileri karar verme eğiliminde olmuşlardır. Purpose: Groin hernia repair is one of the commonest operations in surgical practice. The aim of this study was to find out if there is any difference between patients living in a rural area and those living in an urban area in terms of preferred type of anaesthesia, patients’ participation in decision making, and hospitalisation time. Methods: The records of patients that underwent an elective groin hernia repair between November 2001 and April 2006 were evaluated retrospectively. Preferred type of anaesthesia, hospitalisation time, and participation in the decision making were investigated in patients living in arural and an urban area, in the northern Black Sea region of Turkey. We also investigated whether the patient’s age and sex had any effect on these parameters. Results: A total of 206 patients underwent elective repair of groin hernia in a State Hospital. Mean postoperative time spent in hospital was significantly longer for patients living in the rural area than for those living in the urban area. The hospitalisation time was longer for male than for female patients. Local anaesthesia was the preferred type of anaesthesia for the elderly. Older patients and villagers mostly preferred the physician to make the final decision about their treatment and they had longer hospital stays. Conclusion: Mean hospitalisation time was longer for patients living in the rural area and for male patients than for female patients. Younger patients and city dwellers preferred to make their own decision about their treatment and they had shorter hospital stays Daha fazlası Daha az

Congenital cholesteatoma: A case report

Uzun L. | Ugur M.B. | Çinar F.

Article | 2004 | Gazi Medical Journal15 ( 3 ) , pp.111 - 114

Congenital cholesteatoma is a rare entity characterized by a white mass behind an intact tympanic membrane. It arises from ectopic epidermoid remnants in the middle ear. In this article, a case of congenital cholesteatoma is discussed with regard to the presentation, localization and treatment of the disease.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms