Filtreler
Filtreler
Bulunan: 216 Adet 0.001 sn
Koleksiyon [15]
Tam Metin [2]
Yayın Türü [3]
Yazar [20]
Yayın Yılı [18]
Konu Başlıkları [20]
Yayın Dili [3]
Dergi Adı [20]
Türkiye’de meme kanserli hastaların tanı ve tedavi yöntemlerine ulaşım hızı; çok merkezli gözlemsel çalışma

Saip, Pınar | Keskin, Serkan | Özkan, Metin | Kaplan, Mehmet Ali | Aydoğan, Fatma | Demirağ, Güzin Gönüllü | Uzunoğlu, Sernaz

Article | 2011 | Meme Sağlığı Dergisi7 ( 2 ) , pp.109 - 117

Amaç: Bu çalışmada Türkiye’deki meme kanserli hastaların hastalıklarını ilk fark ettikleri tarihten tanı ve tedavi yöntemlerine ulaşana kadar geçen zamanı ve ilişkili faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmamızda veriler 1–28 Şubat 2010 tarihleri arasında Türkiye’deki 14 farklı tibbi onkoloji kliniğine başvuran 535 hasta ile yapılan anket ile elde edildi. Büyükşehirlerde -İstanbul, Ankara, İzmir- bulunan merkezler Grup 1 (n=161), İç Anadolu ve Marmara bölgesinde yer alan Kocaeli, Bursa, Edirne ve Kayseri’deki merkezler Grup 2 (n=189), Karadeniz ve Doğu-Güneydoğu Anadolu’da bulunan Zonguldak, Samsun, Trabzon, . . .Elazığ ve Diyarbakır’daki merkezler (n=185) Grup 3 merkezler olarak gruplandı. Merkezlerin gruplanmasında bulundukları illerin sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralaması dikkate alındı. Bulgular: Ortanca yaş 48 ± 11.2 (24–89), yaşı ?50 olan hasta sayısı 282 (%56.1) idi. Hastaların %85’i eline kitle gelmesi sonrası doktora başvurmuş ve elli yaş üzeri hastaların %27’si tanı anına kadar meme USG ve/veya mamografi çektirmemişti. Hastalığın fark edilmesi-sağlık kuruluşuna başvuru arası süre ortanca 10 gün, başvurubiyopsi arası 19 gün, biyopsi-ameliyat arası 10 gün, ameliyat-sistemik tedavi arası 31 gün idi. Grup 1, Grup 2 ve Grup 3 merkezlerde hastalığın fark edilmesi-başvuru arası süre sırasıyla 15, 10 ve 14 gün, biyopsi-ameliyat arası sırasıyla 14, 1.5 ve 12 gün idi. Grup 2 merkezlerde ilk fark etme-başvuru ve biyopsi-ameliyat arası süre grup 1 ve 3 merkezlerden daha kısa idi ( Daha fazlası Daha az

Femoral bölgede arteryal grefte komşu bir hidatik kist (Olgu sunumu)

Özkökeli, Mehmet | Ünal, Mehmet | Sönmez, Bingür

Other | 2001 | Van Tıp Dergisi8 ( 2 ) , pp.73 - 75

: Ülkemiz Echinococcus granulosus'un neden olduğu Kist Hidatik olguları yönünden endemik bir bölgedir. Bu bildiride, Echinococcus alveolaris'in nadir yerleşim yerlerinden biri olan, femoral bölgede arteryal grefte komşu, kas içi yerleşimli bir Kist Hidatik olgusu sunuldu. Daha önce cross femoro-femoral bypass operasyonu yapılan olguda ameliyat sonrası 5. ayda rutin kontrolleri sırasında, sol femoral bölgede pulsatil kitle farkedildi. USG'de kistik yapı görülen olguya sol femoral eksplorasyon ve kist rezeksiyonu uygulandı. Histopatolojik tetkik sonucu Echinococcus granulosus saptandı. Medikal tedavi başlanan olgu poliklinik kontrolü . . .altında takip edilmektedir. Echinococcus alveolaris is an endemic infectious disease in our country. We reported a case of hydatid cyst which was situated within muscle near the femoral artery. Previously, the patient was carried on femora-femoral bypass operation, there was a pulsatile mass in left femoral region in physical examination S months later. In ultrasonographic evaluation, a cystic lesion was seen. After femoral exploration, the patient was taken for surgery. The surgical approach was cystic resection. Echinococcus alveolaris was seen in histopathological examination. The patient was discharged at the 6 t h postoperative day without any complications Daha fazlası Daha az

Selection of Appropriate Pedicle for Dorsal Skin Flap Studies on Rats

Gorgulu, Tahsin

Article | 2016 | Şişli Etfal Hastanesi Tıp Bülteni50 ( 2 ) , pp.93 - 96

Amaç: Deneysel flep sağ kalımı çalışmalarında en sık kullanılan flepler, rat dorsumundan kaldırılan cilt flepleridir. Çeşitli ebatlardaki modifiye edilmiş McFarlane flepleri, birçok çalışmada sadece kranial bazlı değil ayrıca kaudal bazlı olarak da kullanılmıştır. Bu şekildeki hem kranial hem de kaudal bazlı flep kullanımı, çalışmalarda kullanılan teknikleri kıyaslamanın önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır. Bu soruna açıklık getirmek amacıyla kranial ve kaudal bazlı fleplerin sağ kalım oranını karşılaştıran bir çalışma planladık. Gereç ve Yöntemler: Her biri 10 adet rat içeren kranial ve kaudal bazlı flep gurubu olmak üzere 2 g . . .rup oluşturduk. Her bir ratın dorsumundan 11x3 cm'lik kranial veya kaudal bazlı cilt flepleri kaldırdık ve bunların sağ kalımını araştırdık. Kranial bazlı fleplerin sağ kalım oranlarının kaudal bazlı olanlara oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğunu bulduk ( Daha fazlası Daha az

Yaşlı erkeklerde spermatogenez ve fertilizasyon

Ok, Elvan

Article | 2008 | Türk Geriatri Dergisi11 ( 4 ) , pp.204 - 207

Yaşlılık, hem erkek hem de kadın organizmasında bir dizi değişikliğe yol açarken, ilerleyen erkek yaşının spermatogenezi ve fertilizasyonu da etkileyebileceği düşünülmektedir. Günümüzde babalık yaşının ileri yaşlara kayması, ileri erkek yaşının etkileri konusundaki araştırmaları hızlandırmıştır. Çoğu çalışma erkek yaşının ilerlemesiyle semen parametrelerinden özellikle sperm hareketliliği, semen hacmi ve normal morfolojideki sperm sayısının olumsuz etkilendiğini savunurken, sperm konsantrasyonunun ise değişmeden kaldığını bildirmektedir. Ancak bu yaşa bağlı değişikliklerin ılımlı düzeyde olduğu ve bu durumun geciken fertilitede etki . . .si olup olmadığı henüz açıklık kazanmamıştır. İleri erkek yaşı ile sperm kromozomlarında kalitatif ve kantitatif değişikliklerin ilişkisi tartışmalı bir konu olarak güncelliğini korumaktadır. Sonuç olarak maternal yaşın ekarte edildiği ve sistemik veya üreme sağlığı açısından sorunu olmayan yaşlı erkeklerde yapılacak daha fazla çalışmanın daha somut bilgiler verebilir. Old age leads to a series of changes both in male and female organisms and increasing male age is considered to affect spermatogenesis and fertilization as well. Recently, the upward shift in paternal age has accelerated research on the effects of advanced male age. Most studies maintain that semen parameters; in particular, sperm mobility, semen volume, and the number of sperms with normal morphology are adversely affected by the increase in male age, while sperm concentration remains unchanged. However, these age-dependent changes are at a moderate level and it is still uncertain whether this phenomenon has an impact on delayed fertility. The relationship between advanced male age and the qualitative and quantitative changes in sperm chromosomes is a controversial subject of current interest. Consequently, further studies to be conducted on elderly men with no systemic or reproductive health-related problems in which maternal age will be eliminated could provide more tangible information Daha fazlası Daha az

Azotprotoksitin zamana göre endotrakeal kaf basıncına etkisi

Altunkaya, Hanife | Çıtır, Seden | Özkoçak, Işıl | Özer, Yetkin | Ayoğlu, Hilal | Yapakçı, Osman

Article | 2004 | Türk Anestezi ve Reanimasyon Dergisi32 ( 5 ) , pp.362 - 366

Çalışmamızda; azotprotoksit+oksijen ile uygulanan genel anestezi sırasında endotrakeal kaf basıncı artışının zamana göre değerlendirilmesi amaçlandı. Genel anestezi altında baş boyun cerrahisi ve laparoskopik cerrahi dışında supin pozisyonda opere olacak ASA I-III grubunda 60 olgu çalışmaya dahil edildi. Tüm olgulara; 2 mg kg-1 propofol ve 2 µg kg-1 fentanil ile anestezi indüksiyonu, 0.6 mg kg-1 rokuronyum ile kas gevşemesi sağlandı ve polivinil klorürden yapılmış, yüksek volüm, düşük basınçlı, kaflı uygun çapta endotrakeal tüp ile entübasyon yapıldı. Endotrakeal tüp kafı hava ile, kaçak sesi olmayacak şekilde şişirildi ve basınç ma . . .nometresine bağlandı. Başlangıçtaki kaf basınçları kaydedildi. Olgular rasgele 2 gruba ayrıldı. Grup A (Azotprotoksit grubu) olgulara % 60 N2O+% 40 O2+% 2-2.5 sevofluran, Grup H (Hava grubu) % 50 hava+% 50O2+1 µ kg-1 sa-1 fentanil infüzyonu+% 2-2.5 sevofluran uygulandı. Başlangıç kaf basıncı 35 cmH20'dan fazla ise kaf basıncı kaçak olmayacak şekilde 25-30 cmH2O basıncına indirildi. Kaf basıncı entübasyondan sonraki 5-10-15-30-45-60-75-90-120. dk.'larda kaydedildi. Kaf basıncı, 45 cmH20 basıncınca ulaştığında ölçüm zamanı beklenmeksizin başlangıç değerine indirildi. Postoperatif derlenme odasında ve postoperatif 1.gün boğaz ağrısı olup olmadığı soruldu. Kaf basınçları karşılaştırıldığında 30. dk.'dan itibaren Grup A'da yüksekti ve 45.dk' da 45 cmH2O değerini aşmaktaydı ( Daha fazlası Daha az

Premedikasyonda deksmedetomidin veya midazolam kullanımının spinal anestezide anksiyete ve hemodinamik parametreler üzerine etkisi

Eminferzane, Seden | Altunkaya, Hanife | Ayoğlu, Hilal | Özer, Yetkin | Yapaklı, Osman | Özkoçak, Işıl

Article | 2008 | Anestezi Dergisi16 ( 3 ) , pp.130 - 135

Amaç: Spinal anestezi premedikasyonunda deksmedetomidinin ve midazolamın anksiyete ve hemodinami üzerine etkisi karşılaştırıldı. Gereç ve Yöntem: Minör cerrahi geçirecek 60 (ASA I-II) olguya operasyondan bir gece önce durumluluk-süreklilik kaygı envanter testi (STAI) uygulandı. Hemodinamik veriler premedikasyon öncesi ve sonrasında beşer dakika aralar ile kaydedildi. Rasgele iki gruba ayrılan olgulardan Grup D’ye 1µg kg-1 iv deksmedetomidin, Grup M’ye 0.03 mg kg-1 iv. midazolam uygulandı. 15 dk sonra STAI testi yeniden uygulandı. Spinal anestezi uygulanırken VAS değerleri kaydedildi. Cerrahi başladıktan sonra Ramsey sedasyon skorlar . . .ı değerlendirildi. Bulgular: Her iki grupta da premedikasyon sonrası STAI testinin durumluluk gösteren skorlarında azalma saptandı ( Daha fazlası Daha az

Sezaryen operasyonlarında intratekal levobupivakaine eklenen fentanil ve morfin kombinasyonlarının etkilerinin karşılaştırması

Akay, Süleyman | Ayoğlu, Hilal | Yurtlu, B.Serhan | Okyay, R.Dilek | Turan, Işıl Özkoçak

Article | 2009 | Türk Anestezi ve Reanimasyon Dergisi37 ( 1 ) , pp.25 - 34

Amaç: Çalışmamızda, spinal anestezi ile elektif sezaryen operasyonu planlanan gebelerde; levobupivakain, fentanil ve morfin kullanılarak hazırlanan farklı intratekal kombinasyonların anne ve yeni doğan üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Sezaryen operasyonu planlanan, ASA I-II grubundan 120 gebe çalışmaya alındı. Randomize, dört gruba ayrılan olgulardan Grup L’ye (n=30) 12 mg % 0,5 levobupivakain, Grup LF’ye (n=30) 10 mg % 0,5 levobupivakain + 12,5 µg fentanil, Grup LM’ye (n=30) 11 mg % 0,5 levobupivakain + 100 µg morfin, Grup LFM’ye (n=30) 11 mg % 0,5 levobupivakain + 5 µg fentanil + 50 µg morfin intrateka . . .l uygulandı. Bulgular: Fentanil eklenen gruplarda hemodinami daha fazla etkilendi ve duyusal blok düzeyi daha hızlı yükseldi ( Daha fazlası Daha az

1990-2001 yılları arasında adli dosyalardaki anesteziyle ilişkili tıbbi uygulama hataları

Ayoğlu, Hilal | Atasoy, Havva | Ayoğlu, Ferruh N.

Article | 2004 | Anestezi Dergisi12 ( 3 ) , pp.213 - 218

Bu retrospektif çalışmada, anesteziye ait uygulamalar ve sonrasında oluşan tıbbi uygulama hatalarının araştırılması planlanmıştır. Nisan 1990- Temmuz 2001 yılları arasında Yüksek Sağlık Şurası'nca incelenen 1826 adli dosya taranmış ve 82 dosyada (%4.5) sorumluluğun direkt anestezi uygulaması ile ilişkisinin olduğu görülmüştür. Elli iki olguda (% 63.4) kusur bulunmuştur. Bu olgulardan 49'una genel anestezi uygulanmıştır. Anestezi ile ilgili 82 dosya incelendiğinde,- kusurlu bulunan 52 dosyadan 40''mm ölümle (%76.9) sonuçlandığı gözlenmiştir. Kusurlu bulunan anestezi uygulamalarındaki ölümlerin %25'inde, diğer kusurlu adli olayların i . . .se %33.4'ünde yalnızca anestezistler sorumlu tutulmuştur. Kusurlu bulunan anestezi ile ilgili olaylarda ölümlerin %42.5'inin 0-10 yaş grubu arasında olduğu gözlenmiştir. Anestezi uygulamalarına bağlı tıbbi uygulama hatalarının en sık genel cerrahi, kadın doğum ve kulak burun boğaz ameliyatları sırası ve sonrasında oluştuğu saptanmıştır. Kusurlu anestezi uygulamalarında 27 ölüm ilk 24 saat içinde olurken, 7 ölüm postoperatif 30 gün içerisinde oluşmuştur. Kalıcı beyin hasan ve yanıklar da sık karşılaşılan diğer sorunlar olarak gözlenmiştir. Tıbbi uygulama hatalarının sebeplerinin başında ventilasyon problemleri yer alırken bunu preoperatif tetkik ve muayene eksikliği izlemektedir. Sonuç olarak, anestezi uygulamalarına bağlı tıbbi uygulama hatalarının düzenli olarak irdelenmesinin mortalite ve morbiditeyi azaltmada faydası olabileceği düşünüldü. In this retrospective study, we aimed to evaluate malpractices during anesthesia and postanesthetic period. We found out that 1826 forensic reports were examined at Medical Council between April 1990 and July 2001. Eightytwo cases (4.5%) were directly related with anesthesia. In 52 cases (63.4%) anesthetic management was found to be responsible. Forty nine patients were given general anesthesia and 40 (76.9%) patients died. Anesthetists were found to be responsible for 25% of death cases and 33.4% of other faulty cases. Deaths between 0-10 age group were 42.5% of deaths. Malpractices related to anesthesia occured mostly in general surgery, obstetrics and ear-nose-throat operations. 27 death occured within 24 hours and 7 of them within 30 days after the operation. Permenant brain damage and burns were other frequently seen problems. Ventilation problems were the major cause of malpractice and inadequate preoperative evaluation followed it. As a result, it is thought to be useful that periodical evaluation of medical malpractices about anesthesia can play important role in decreasing morbidity and mortality Daha fazlası Daha az

Effects of statins in an indomethacin-induced gastric injury model in rats

Özbakış, Günnur Dengiz | Hekimoğlu, Aşkın | Kandemir, Nilüfer | Kurcer, Zehra

Article | 2012 | Turkish Journal of Gastroenterology23 ( 5 ) , pp.456 - 462

Amaç: Statinlerin lipid düşürücü etkilerinin yanısıra ilave pleiotropik etkileri vardır. Bu çalışmada, statinlerin sıçanlarda indometazinle oluşturulan mide hasarı üzerine etkileri değerlendirildi. Gereç ve Yöntem: Hayvanlar sekiz gruba ayrıldı. Kontrol grubuna distile su, diğer gruplara omeprazol (30 mg/kg), atorvastatin (20-40 mg/kg), simvastatin (20-40 mg/kg) ve rosuvastatin (20-40 mg/kg) oral yolla verildi. Otuz dakika sonra, bütün gruplara yine oral yolla indometazin (25 mg/kg) uygulandı. Altı saat sonra, hayvanlar dekapitasyon ile öldürüldü. Her grup için ortalama ülser indeksleri hesaplandı. Daha sonra, mideler histopatolojik . . . olarak değerlendirildi. Bulgular: Ülser indeksleri kontrol grubunda 1.72±0.16, omeprazol grubunda 0±0.00, atorvastatin, simvastatin ve rosuvastatinin 20 ve 40 mg/kg dozlarında sırasıyla 4.28±0.39, 4.99±0.96, 1.72±0.73, 1.90±0.48, 1.85±0.26 ve 1.67±0.18 tespit edildi. Atorvastatin her iki dozda indometazinle oluşturulan ülser indeksini ve 40 mg/kg dozda erozyon skorunu anlamlı olarak artırmıştır. Simvastatinin 20 mg/kg dozu mononükleer lökosit infilrasyonunu inhibe etmesine rağmen, 40 mg/kg dozu hiperemiyi artırmıştır. Rosuvastatin 20 mg/kg dozda hem mononükleer lökosit hem de nötrofil infiltrasyonlarını, 40 mg/kg dozda ise sadece nötrofil infiltrasyonunu azaltmıştır. Sonuç: Mide rahatsızlığı olan hastalarda, statinler dikkatli kullanılmalıdır. Statin tedavisi mutlaka gerekiyorsa, atorvastatin kullanılmamasını ve diğer statinlerin de etkili en düşük dozlarda kullanılmasını tavsiye etmekteyiz. Background/aims: Statins have additional pleiotropic effects beyond their lipid-lowering effects. In this study, the effects of statins were evaluated in an indomethacin-induced gastric injury model in rats. Materials and Methods: Animals were divided into eight groups. Distilled water (control group), omeprazole (30 mg/kg), atorvastatin (20 and 40 mg/kg), simvastatin (20 and 40 mg/kg), and rosuvastatin (20 and 40 mg/kg) were given orally (gavage). Thirty minutes later, indomethacin (25 mg/kg) was administered orally to all groups. Six hours later, the animals were sacrificed by decapitation. The mean ulcer indexes for each group were calculated, and the stomachs were evaluated histopathologically. Results: The ulcer indexes were as follows: control 1.72±0.16, omeprazole 0±0.00, and atorvastatin, simvastatin and rosuvastatin (at 20 and 40 mg/kg doses, respectively) 4.28±0.39, 4.99±0.96, 1.72±0.73, 1.90±0.48, 1.85±0.26, and 1.67±0.18. Atorvastatin significantly increased the indomethacin-induced ulcer index at both doses and the erosion score at 40 mg/kg dose. Although the 20 mg/kg dose of simvastatin inhibited mononuclear leukocyte infiltration, the 40 mg/kg dose induced hyperemia. Rosuvastatin did not decrease mononuclear leukocyte or neutrophil infiltrations at 20 mg/kg dose, and only neutrophil infiltration at the 40 mg/kg dose. Conclusions: In patients with gastric discomfort, statins must be used carefully. If statin therapy is needed, we recommend to avoid using atorvastatin and to use the other statins only in the minimum effective dose. Top Summary Introduction Materials And Methods Results Discussion Reference Daha fazlası Daha az

Boyun ve omuz ağrılı olgularda skapular diskinezi, ağrı, eklem hareket açıklığı ve esneklik arasındaki ilişki

Özünlü, Nihan Pekyavaş | Kunduracılar, Zuhal | Ersin, Aybüke | Ergüneş, Cengiz | Tonga, Enis | Karataş, Metin

Article | 2014 | Ağrı26 ( 3 ) , pp.119 - 125

Amaç: Boyun, omuz ve boyun-omuz ağrılı olgularda, skapular diskinezi, ağrı ve esneklik arasındaki ilişkilerin araştırılması. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Başkent Üniversitesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı’na boyun ve omuz ağrısı şikayeti ile başvurmuş, patolojik tanı almış 160 olgu alındı. Hastalar boyun (n=80, yaş ort=48.78±15.97, VKİ ort=27.14±4.62), omuz (n=54, yaş ort=54.01±14.64, VKİ ort=26.28±3.43) ve boyun+omuz (n=27 yaş ort=51.48±15.25, VKİ ort=26.13±4.53) ağrısı grupları olmak üzere üç gruba ayrıldı. Boyun ve omuz ağrı şiddetinin değerlendirilmesi amacıyla Görsel Analog Skalası (GAS), eklem hareket . . .açıklıklarının ölçülmesi amacıyla gonyometre, omuz internal ve eksternal rotas- yon hareketlerinin esnekliklerinin değerlendirilmesi amacıyla mezura ile ölçüm yapıldı. Skapular diskineziyi değerlendirmek amacıyla Lateral Scapular Slide Test (LSST), Scapular Retraction Test (SRT) ve Scapular Assistance Test (SAT) kullanıldı. Bulgular: Boyun patolojili olgularda dominant tarafta SRT ve SAT pozitifliği bulunan olgularda dominant olmayan taraf- ta da SRT (r=0.617, p=0.000) ve SAT (r=0.565, p=0.000) pozitif bulundu. Boyun ve omuz patolojili olgularda, aktivite sırasında boyun+omuz ağrısı istirahatte ve gece de ağrı devam etmektedir (r=0.572, p=0.002). Her üç grupta da ağrı şidde- ti ile skapular diskinezi arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Tüm gruplarda LSST (LSST1=0.76±0.74; LSST2=0.68±0.81; LSST3=0.75±0.75) değerleri 1.5 cm altında olduğundan dolayı skapular hareketlilik normal kabul edildi. Sonuç: Boyun, omuz, boyun ve omuz birlikte olan ağrılı durumlarda eklem limitasyonları ile birlikte skapular diskinezinin de değerlendirilmesinin ağrı ile ilişkili sorunların çözümünde yol gösterici olacağını düşünmekteyiz. İleriki çalışmalarda dahil edilecek grupların patolojiye göre sınıflandırılması, mevcut patolojinin skapular diskinezi üzerine etkisini anlamak açısından önemli bir yol çizecekti Objectives: To investigate the relationship between scapular dyskinesia, pain, and flexibility in patients with neck, shoulder, or both injuries. Methods: A total of 160 patients who came to Baskent University Hospital, Department of Physical Medicine and Rehabilitation with pathology and pain in the neck and shoulder regions were included to our study. Patients were divided into three groups; Neck group, shoulder group and neck+shoulder group. Visual Analog Scale (VAS) for pain intensity, goniometer for range of motion, and tape measurement for evaluation of flexibility was used. Lateral Scapular Slide Test (LSST) and Scapular Retraction Test (SRT) vs Skapular Assisstance Test (SAT) were used for evaluation of scapular dyskinesia. Results: SRT (r=0.617, p=0.000) and SAT (r=0.565, p=0.000) positivity was found to be correlated with dominant and non- dominant sides in patients with neck pathology. Pain at night and during rest were found to correlate with pain during activity in patients with neck+shoulder pathology (r=0.572, p=0.002). No signi ficant correlation was found between pain intensity and scapu- lar dyskinesia in all groups. LSST values were found under 1.5 cm and therefore, scapular mobilization was considered as normal (LSST1=0.76±0.74; LSST2=0.68±0.81; LSST3=0.75±0.75). Conclusion: In addition to joint limitations and flexibility, scapular dyskinesia should also be evaluated in order to solve problems related to pain in patients with neck, shoulder and neck+shoulder pathology. In future studies, the classi fication of groups according to pathology may hel p to understand the impact of scapular dyskinesia on the pathology of shoulder and neck pain Daha fazlası Daha az

Yetişkin femur cisim kırıklarında genişleyebilir intramedüller çivi uygulamasının sonuçları

Zehir, Sinan | Şahin, Ercan | Sipahioğlu, Serkan

Article | 2017 | ORTADOĞU TIP DERGİSİ9 ( 2 ) , pp.66 - 72

Amaç: Çalışmamızda AO-32A ve 32B yetişkin femur cisim kırıklarında genişleyebilir intramedüller çivilerin kullanımı ve sonuçlarını değerlendirdik.Gereç ve Yöntem: En az 1 yıllık takipleri olan, AO-32A ve 32B yetişkin femur cisim kırığı nedeniyle genişleyebilir intramedüller çivi tedavisi uygulanmış 71 hasta (25 kadın, 46 erkek; ortalama yaş 37.2 yıl; aralık 17-83 yıl) retrospektif olarak çalışmaya alındı. Ameliyat süreleri ameliyat notlarından kayıt edildi. Hastalar son kontrollerinde klinik olarak Thoresen kriterlerine göre değerlendirildi ve alt ekstremite uzunluk farkları not edildi. Radyolojik olarak ise kırığın kaynamasına ve r . . .edüksiyonun devamlılığına bakıldı.Bulgular: 64 çivi açık cerrahi yaklaşımla, 7 çivi ise kapalı cerrahi yaklaşımla uygulandı ve ortalama ameliyat süresi 78 dakika (60-135 dakika) olarak bulundu. 63 (%88,7) olguda kaynama gerçekleşti ve ortalama kaynama süresi 18 hafta (13-32 hafta) idi. Son kontrollerde yapılan muayenede Thoresen kriterlerine göre 51 (%71,8) çok iyi, 12 (%16,9) iyi, 6 (%8,4) orta ve 2 (%2,8) olguda kötü sonuç alındı. 1 olguda 3 cm kısalık, 3 olguda 2 cm kısalık, bir olguda 1 cm kısalık ve 2 olguda ise < 1 cm kısalık vardı. 7 olguda diz ön ağrısı gelişti. 3 (%4,2) olguda uygulanan çivi şişirilemedi. 15 (%21,1) olguda çivi uygulandıktan sonra şişirilmeyi takiben kırık hattı etrafında femur medullasının genişleme, bir olguda lateral sirkumfleks femoral arter yaralanması oluştu. 4 (%5.6) olguda yüzeyel enfeksiyon görüldü ve antibiyotik tedavisi ile iyileşme sağlandı.Sonuç: Genişleyebilir intramedüller çiviler uygulama zorluğu ve sebep olabileceği komplikasyonlar nedeniyle sınırlı endikasyonlarla kullanılmalıdır. Aim: To evaluate the use and results of expandable intramedullary nails applied to adult AO -32A and 32B femoral shaft fractures.Material and Method: This retrospective study included 71 patients (25 females, 46 males; mean age 37.2 years, range 17-83 years) applied with expandable intramedullary nailing treatment for AO-32A and 32B femoral shaft fractures, with at least a 1-year follow-up period. Operating time was recorded from the operating notes. At the final follow-up examinations, patients were evaluated clinically according to the Thoresen criteria and lower limb length differences were recorded. Bone union and continuity of reduction were examined radiologically. Results: 64 nails were applied with an open surgical approach and 7 nails with a closed surgical approach. Operating time was mean 78 mins (range, 60-135 mins). In 63 (88.7%) cases, bone union was delayed and the mean time to union was 18 weeks (range, 13-32 weeks). According to the Thoresen criteria at the final follow-up examination, the results were very good in 51 (71.8%) cases, good in 12 (16.9%), fair in 6 (8.4%) and poor in 2 (2.8%). Shortness of 3cm was determined in 1 case, 2cm in 3 cases, 1cm in 1 case and Daha fazlası Daha az

Comparison of clinical outcomes with three different intramedullary nailing devices in the treatment of unstable trochanteric fractures

Zehir, Sinan | Şahin, Ercan | Zehir, Regayip

Article | 2015 | Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi21 ( 6 ) , pp.469 - 476

BACKGROUND: The aim of this study was toreport our experience regarding the use of three different methods for intramedullary nailing in the treatment of intertrochanteric fractures.METHODS: Patients with A2 and A3 type fractures operated on for unstable trochanteric fractures were included into this retrospective cohort study. Patients were divided into three groups based on the technique used; Talon distal fix nail/lag screw (n=78; mean age, 78.5±6.6), PFNA nail (n=96; mean age, 77.2±6.8) or InterTan nails (n=102; mean age, 76.8±6.7). Harris hip scores were recorded at the last outpatient visit and survival information was obtaine . . .d by phone interview and civil registry database.RESULTS: Baseline characteristics were similar among groups. Operation time, fluoroscopy time and blood loss were significantly higher in InterTan group. Screw cut-out occurred in eight patients in PFNA group. In-hospital mortality occurred in nine (3.2%) patients. Length of hospital stay and postoperative tip-apex distance was not different among groups. At follow-up, healing time and Harris hip scores were also similar among groups. One-year survival rate was 83.1±4.5% in Talon distal fix nail/lag screw, 84.0±3.8% in PFNA group and 84.4±3.7% in InterTan group (p=0.33).CONCLUSION: New Talon distal fix nail/lag screw was associated with lower cut-out rates than PFNA and shorter operative times than InterTan. Further study is warranted to clearly establish the potential advantages of Talon distal fix over any other technique described herein BACKGROUND: The aim of this study was toreport our experience regarding the use of three different methods for intramedullary nailing in the treatment of intertrochanteric fractures.METHODS: Patients with A2 and A3 type fractures operated on for unstable trochanteric fractures were included into this retrospective cohort study. Patients were divided into three groups based on the technique used; Talon distal fix nail/lag screw (n=78; mean age, 78.5±6.6), PFNA nail (n=96; mean age, 77.2±6.8) or InterTan nails (n=102; mean age, 76.8±6.7). Harris hip scores were recorded at the last outpatient visit and survival information was obtained by phone interview and civil registry database.RESULTS: Baseline characteristics were similar among groups. Operation time, fluoroscopy time and blood loss were significantly higher in InterTan group. Screw cut-out occurred in eight patients in PFNA group. In-hospital mortality occurred in nine (3.2%) patients. Length of hospital stay and postoperative tip-apex distance was not different among groups. At follow-up, healing time and Harris hip scores were also similar among groups. One-year survival rate was 83.1±4.5% in Talon distal fix nail/lag screw, 84.0±3.8% in PFNA group and 84.4±3.7% in InterTan group (p=0.33).CONCLUSION: New Talon distal fix nail/lag screw was associated with lower cut-out rates than PFNA and shorter operative times than InterTan. Further study is warranted to clearly establish the potential advantages of Talon distal fix over any other technique described herei Daha fazlası Daha az

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms