Filtreler
Filtreler
Bulunan: 422 Adet 0.002 sn
Koleksiyon [20]
Tam Metin [2]
Yayın Türü [7]
Yazar [20]
Yayın Yılı [1]
Konu Başlıkları [20]
Yayıncı [20]
Yayın Dili [2]
Dergi Adı [20]
Editör/Editörler [11]
Serum TNF-? ve İL-8 düzeylerinin prostat kanserli hastalardaki tanısal değeri

Erol, Bülent | Dönmez, İbrahim | Mungan, Görkem | Cam, Murat | Tokgöz, Hüsnü | Mungan, Necmettin Aydın

Other | 2008 | Türk Üroloji Dergisi/Turkish Journal of Urology34 ( 3 ) , pp.295 - 299

Bu çalışmamızda prostat kanserinde PSA’ya ek olarak TNF-? ve IL-8’in tanısal değerinin olup olmadığının araştırılmasını amaçladık. Bu çalışmaya Ocak ve Aralık 2005 tarihleri arasında ZKÜ Tıp Fakültesi üroloji polikliniğinde PSA yüksekliği nedeniyle prostat biyopsisi planlanan toplam 37 hasta alındı. Hastaların TNF-? ve IL-8 düzeyleri her hasta için iki adet 100 µL serum örneği alınarak ve Immulite® IL8 ve Immulite® TNF-? kitleri kullanılarak pg/ml biriminde ölçüm yapıldı. BPH ve Prostat kanserli grupta TNF-? ve IL8 değerleri karşılaştırıldı. Ayrıca kanserli grupta Gleason skoru ile bu ölçütler arasındaki korelasyon incelendi. Prosta . . .t kanseri olan grupta (n=20) IL-8 düzeyleri 5.0 pg/ml ile 46.2 pg/ml arasında ve ortalama 12.1 pg/ml, TNF-? düzeyleri ise 4.0 ila 10 pg/ml arasında ve ortalama 5.64 pg/mL olarak saptandı. BPH grubunda (n=17) ise bu düzeyler IL-8 için 5.0 ila 27.4 pg/ml arasında ve ortalama 9.094 pg/ml, TNF-? düzeyleri ise 4.0 ila 9.0 pg/ml arasında ve ortalama 5.46 pg/ml olarak tespit edildi (p>0.05). Gleason skoru ve bu ölçütler arasında istatistiksel olarak korelasyon saptanmadı. Çalışmamızdan BPH’lı ve prostat kanserli hastaların serum TNF-? ve IL-8 düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık saptanmamıştır. TNF-? ve IL-8’in prostat kanserli hastalarda tanısal değerinin olmadığı düşünülse de, TNF-? ve IL-8’in prostat kanseri patogenezindeki rolleri ve prostat kanseri seyrindeki belirleyici yerleri farklı evredeki hasta grupları ve daha geniş serilerde araştırılmalıdır. Introduction: In this study, we aimed to evaluate TNF-α and IL-8 levels in patient with prostate cancer as diagnostic tools additional to PSA. Materials and Methods: In this current study, we included a total of 37 patients who were planned to undergo prostate biopsies in Department of Urology of Zonguldak Karaelmas University due to having high PSA levels between January and December 2005. Two samples of serum each containing 100 µL plasma were collected from each patient in order to measure TNF-α and IL-8 levels by using Immulite® IL8 and Immulite® TNF-α immunometric assays and results were given in pg/mL unit. TNF-α and IL-8 levels were compared in groups of BPH and prostate cancer. Additionally, Gleason score and those parameters were compared within prostate cancer group. Results: IL-8 levels were between 5.0 pg/mL to 46.2 pg/ml and mean IL-8 level was 12.1 pg/ml; TNF-α levels were between 4.0 pg/ml to 10 pg/mL and mean TNF-α level was 5.64 pg/ml in prostate cancer group (n=20). IL-8 levels were between 5.0 pg/ml to 27.4 pg/ml and mean IL-8 level was 9.094 pg/ml; TNF-α levels were between 4.0 pg/ml to 9 pg/mL and mean TNF-α level was 5.46 pg/ml in BPH group (n = 17) (p>0.05). There was no statistical corelation detected between Gleason score and those parameters. Conclusion: There were not any significant statistical difference in TNF-α and IL-8 levels between patients with BPH and prostate cancer. IL-8 and TNF-α do not seem to diagnostic value in patients with prostate cancer. However, the role of TNF-α and IL-8 in prostate cancer etiology and their roles in diagnosing prostate cancer and prognosis of prostate cancer should be investigated in larger series Daha fazlası Daha az

Hisse Senedi Fiyatları ve Döviz Kuru Arasındaki Nedensellik İlişkisi: YTL/USD, İMKB 100 ve S&P 500 Üzerine Bir Uygulama

Pekkaya, Mehmet | Bayramoğlu, Fatih M.

Article | 2008 | Muhasebe ve Finansman Dergisi (. e-Muhasebe ve Finansman Dergisi)0 ( 38 ) , pp.163 - 176

Türkiye, 1997 Asya krizi ve 1994 ve 2001 yerel para krizlerinden etkilenmiştir. Bu çalışmada, 1990-2007 arasındaki YTL/USD döviz kuru, İMKB 100 endeks ve S&P 500 endeks verileri kullanılarak, aralarındaki nedensellik ilişkileri araştırılmıştır. 1990-2007 döneminde, İMKB 100 ve S&P 500 endekslerinden döviz kuruna Granger nedenselliği bulunmuştur. Hatta döviz kuru ile İMKB 100 endeksi arasında çift yönlü Granger nedensellik ilişkisi vardır. S&P 500 endeksi, tek yönlü olarak döviz kuru ve İMKB 100 endeksini etkilemekte ve bu değişkenlerden etkilenmemektedir. 1994 krizi hariç, kriz dönemleri ve diğer dönemlerde genelde temel etkileyici . . .S&P 500 endeksi olurken kendisi etkilenmemektedir. Granger nedensellik testinin kriz dönemleri sonrası sonuçlarına göre, S&P 500 endeksi genel etkileyici, döviz kuru ise endekslerden etkilenen konuma geldiği gözlenmiştir Türkiye was influenced 1994 and 2001 currency and 1997 Asian crisis. In this study, we focused on granger causality relation between YTL/USD exchange rate, ISE 100 index and S&P 500 index by using 1990-2007 data for each instrument. There is Granger cause from ISE 100 and S&P 500 indexes to exchange rate for the period of 1990-2007. Bidirectional Granger cause has exists between exchange rate and ISE 100 index. S&P 500 index has unidirectional Granger cause of ISE 100 index and exchange rate. However, only S&P 500 index is usually common effective without being effected during all periods and crises except 1994 crises. According to Granger causality tests after the crises period, S&P 500 index common effective and exchange rate is affected by the indexes Daha fazlası Daha az

Tek başına seçim kazanmak: Türk siyasal hayatında bağımsız milletvekili adaylığı

Abdulhakimoğulları, Erdal

Other | 2008 | Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi12 ( 1-2 ) , pp.269 - 304

Parlamento üyesi olmaya hevesli ve seçilebilmek için seçmenin oyuna sunulan kişilere aday denilmektedir. Adaylık, bir siyasal partiden aday olmak suretiyle ya da bağımsız adaylık yoluyla gerçekleşebilmektedir. Bağımsız adaylar kendi isteklerinin yanı sıra belli sayıda seçmen tarafından ya da bir siyasal parti tarafından seçimlerde aday gösterilebilmektedir. Günümüzde bir kimsenin bağımsız aday olarak seçilmesi oldukça güçtür. Ancak demokrasilerde parti seçimi kadar kişilerin seçimi de bir o kadar önemlidir. Bağımsız adaylar seçim yarışına katılmakla vatandaşı oldukları ülkenin yönetimine katılma ve bunda söz sahibi olma iradesini or . . .taya koymaktadırlar. Ayrıca bağımsız adayların seçilme ihtimalleri uygulanan seçim sistem ile de yakından ilgilidir. Çalışmada bağımsız adaylık genel olarak ele alınacak ve adayların belirlenme yöntemlerine ve seçimlerde uygulanan mekanizmalara yer verilecektir. Ayrıca çalışmada sadece genel seçimlerde bağımsız adaylık ele alınmış olup daha çok idare hukuku ile bağlantılı mahalli idare seçimleriyle ilgili adaylık düzenlemelerine değinilmemiştir. Those who are enthusiastic for being a member of Parliament and are introduced to the voters’ agenda for election are called ‘candidates’. One can independently be a candidate or through a political party membership. Independent candidacy can be gained by either the own will of the person concerned or by nomination of a group of voters. It is rather diffi cult to get elected independently. Currently, in democracies, choosing the individuals is of equal importance as it is the case in choosing the political parties. The independent candidates, when getting involved in the election process, participate in the administration of the country and thus fi nd the opportunity to have a say. The possibility as to the eligibility of the independent candidates is closely related to the election system itself. The study deals with the independent candidacy in general and sheds light on the candidate designation process and the other mechanisms applied. The study generally deals with the independent candidacy during the general elections, however does not touch upon the candidacy regulations as to the administrative law and the related local election Daha fazlası Daha az

Selim prostat büyümeli hastalarda transizyonel zon indeksinin yeri ve önemi

Bayar, Deniz | Erol, Bülent | Altınel, Mert | Dönmez, İbrahim | Özgök, Yaşar

Article | 2008 | Türk Üroloji Dergisi/Turkish Journal of Urology34 ( 3 ) , pp.340 - 344

Transizyonel zon indeksi (TZI), Selim Prostat Büyümesi (BPH) tanısında ve belirtilerin değerlendirilmesinde kullanılan bir ölçüttür. Bu çalışma Alt Üriner Sistem Belirtileri (AÜSS) nedeniyle başvuran olan hastalarda yaş, Uluslarası Prostat Semptom Skoru (IPSS), Pik İdrar Akım Hızı (PİAH) ve Prostat Spesifik Antijen (PSA)’in TZI ile karşılaştırılması ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon olup olmadığının değerlendirilmek üzere planlandı. Çalışmaya hastanemiz üroloji polikliniğine AÜSS nedeniyle başvuran 81 erkek hasta alındı. Hastaların yaş, IPSS, PIAH ve PSA değerleri belirlenerek bu değerlerin TZI ile korelasyon . . .u araştırıldı. Ayrıca yaş, IPSS ve PSA değerleri kendi aralarında gruplandırılarak her biri önce TZI ile daha sonra TZI sabitlenerek kendi aralarındaki istatistiksel analizleri yapıldı. Hastaların ortalama yaşı 62,6±8 yıldı. Hastaların TZI değerleri ile yaş, IPSS skoru ve PSA değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde korelasyon ve PİAH değerleri ile istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde korelasyon saptandı ( Daha fazlası Daha az

Aloe Barbadensis'in reproduktif sisteme etkisinin araştırılması

Kosif, Rengin | Aktaş, R. Gülhan | Birincioğlu, Serap

Article | 2008 | İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi34 ( 1 ) , pp.21 - 38

Bir Aloe Vera tipi olan Aloe Barbadensis’in doğum sürecindeki ratların reprodüktif sistemine olan etkisi araştırıldı. Bunun için Aloe Barbadensis’in tedavi amaçlı kullanılmayan ticari bir formu olan Aloe Vera jel kullanıldı. Bir kontrol ve 2 deney grubu olmak üzere, 3 grup Wistar Albino hiç doğum yapmamış dişi ratlar üzerinde çalışıldı. Grup I’e günde 25 mg (140 mg/kg ) Aloe Barbadensis oral yolla ve gavaj uygulanarak verildi. Aloe Barbadensis 500 mg soya yağı içeren kapsüller içinde bulunmaktaydı, o nedenle grup II’ye her gün 500 mg soya yağı verildi. Grup III ise kontrol grubuydu. 3 grup da normal yem ve su ile beslendi. Doğum ger . . .çekleşene kadar 20 gün boyunca hergün madde uygulandı. 21. gün ratlar anestezi altında açıldı. Reprodüktif sisteme ait organların doku örnekleri rutin histolojik prosedürü takiben ışık mikroskobunda incelendi. Aloe Barbadensis verilen grupta uterus dokusu hiperemik görünümde damarlar belirgin ve dilateydi. Lamina propria’dan myometriuma kadar tüm katmanlarda nötrofil lökosit infiltrasyonu belirlendi. Endometriumda bezler kistik dilate görünümde, damarlanmada artma ve endometrium lümen epitelyumunda hipertrofi mevcuttu. Endometriumun epitelyum hücrelerinin Aloe Barbadensis verilen grupta yer yer yüksekliklerinin artmış olduğu, nucleus’larının büyüdüğü, tek katlı epitelyumun yer yer çok katlı hale geldiği gözlendi. Hiperplaziden çok hipertrofi belirgindi. Aloe Barbadensis verilen grupta ovaryum dokusunun damarlı ve hiperemik hali dikkat çekiciydi. Ovaryumlardaki folliküller incelendiğinde primer follikül sayısında azalma, sekonder follikül çapında küçülme ve sayısında artış meydana geldi. Gebelik süresince uygulanan Aloe Barbadensis fetal ölüme, gelişme geriliğine, abortusa ya da anomaliye sebep olmadı. Histolojik değişiklikler bize uterusta Aloe Barbadensis’in angiogenesis etkisini ve östrojen benzeri etkisini, ovaryumda ise FSH benzeri etkisini işaret etmektedir. Bu etki 140 mg/kg dozda fetusa zarar vermemiştir. Effects of Aloe Barbadensis, a type of Aloe Vera, on reproductive system were investigated during pregnancy. Aloe Vera gel, a commercial and nontherapeutic form of Aloe Barbadensis, was used for this purpose. 3 groups – 1 control and 2 test groups – of female Wistar Albino rats with no birth before were studied. Group I was administered 25 mg (140 mg/kg) of Aloe Barbadensis per day both orally and through gavage. Aloe Barbadensis was inside capsules that contain 500 mg of soybean oil; therefore Group II was administered that 500 mg of soybean oil. Group III were the control group. All three groups were nourished on normal feed and water ad libitum. The substance had been administered for 20 days until the birth. Organs involved in reproductive system were examined on histological bases. Tissue of uterus had a hyperemic view, and vessels were distinct and dilated. Neutrophil leukocyte infiltration was detected on all layers from lamina propria to myometrium. Glands were cystic dilated, and epitel had a hyperplasic view some regions. Vascular increase and hypertrophy on endometrium lumen epitel were observed. Vascular increase and hyperemic form of ovary in the group administered with Aloe Barbadensis was notable. Decreasing of primer follicle’s number, increasing of seconder follicle’s number and diminishing of seconder follicle’s diameter have been occurred in ovary. Aloe Barbadensis administered during pregnancy period did not cause fetal death, growth retardation, abortus or anomaly. The histological changes imply angiogenesis effect of Aloe Barbadensis and an effect like estrogen in uterus and an effect like FSH in ovary. This effect did not damage fetus a dose of 140 mg/kg Daha fazlası Daha az

İzole sabit distonilerden yumruk el sendromu: Olgu sunumu ve literatürün gözden geçirilmesi

Taşçılar, Nida | Ekem, Süreyya | Başaran, Aynur | Özdolap, Şenay

Article | 2008 | Türk Nöroloji Dergisi14 ( 5 ) , pp.344 - 349

Bilimsel zemin: istirahatte nötral pozisyona dönmeyen, hareketsiz distonik postür olarak tanımlanan sabit distoninin ellerde görülen izole formu olan yumruk el sendromu (YES), fokal el distonisiyle karışabilir. Sabit distoniler; sekonder distonilerde (akkiz bazal ganglion hastalıklarında, kortikobazal dejenerasyonda), kompleks bölgesel ağrı sendromunda, psikojen hareket bozukluğunda karşımıza çıkabilir. Bu tip distonilerin tanı aşaması uzun, tedavisi de güç olmaktadır. AMAÇ: Yumruk el sendromlu bir olguyu sunarak, ayırıcı tanısını ve tedavisini literatür eşliğinde tartışmayı amaçladık. OLGU: Ellerini (sağı 5, solu 3 yıldır) kullanam . . .ama şikâyeti ile gelen, 42 yaşında kadın hastanın fizik muayenesinde, iki elin dorsal yüzünde gode bırakan ödem, palmar yüzünde maserasyon, fissür ve kötü bir koku, tırnaklarda trofik değişiklikler gözlendi. Nörolojik muayenede bilateral üst ekstremitelerde yumruk yapılmış el şeklinde fleksiyon postürü saptandı. Volenter ve zorlu ekstansiyona getirilemedi. Anestezi uygulandıktan sonra ellerde minimal pasif ekstansiyon sağlandı. Kranial ve spinal MR, biyokimya ve kan tetkikleri normal saptandı. EMG'de distonik aktivite gözlenmedi. Tedavide multidisipliner yaklaşım uygulandı. YORUM: Sabit distonili ve dolayısı ile yumruk el sendromlu hastalarda primer ve sekonder sebepler ekarte edildikten sonra tanıya ve tedaviye yönelik invazif yaklaşımlardan kaçınılarak, fizyoterapi, iş-uğraşı tedavisi, kognitif davranışçı tedavi, psikoterapi, botulinum toksin uygulaması, antikolinerjik, antiepileptik, benzodiazepinler gibi tedavileri içeren, nörolog, fizyoterapist, psikiyatrist, el cerrahı ve dermatoloğun katılımıyla multidisipliner bir yaklaşım gerçekleştirilmelidir. Scientific BACKGROUND: Fixed dystonia, is an immobile dystonic posture which could not return to neutral position at rest. Clenched fist syndrome, which is an isolated form of fixed dystonia of hands, could be confused with focal hand dystonia. Fixed dystonias could be seen in symptomatic dystonias (such as corticobasal degeneration, acquired basal ganglion disease), complex regional pain syndrome, and psychological movement disorder. The diagnosis of this kind of dystonias may be delayed and the treatment is difficult. OBJECTIVE: Our aim is to present a case with clenched fist syndrome, to discuss the differential diagnosis, treatment and to review of the literature. CASE: The patient is a 42-year-old woman with inability to use her right hand for 5 and left hand for 3 years. In physical examination, dorsum of the hands were oedematous, palms of the hands were macerated with a bad odour, and unguis had a dystrophic appearence. In neurologic examination, clenched fists were observed. Voluntary and forced extension of the interphalangeal and metacarpophalangeal joints were impossible. After general anesthesia, passive extension of the hands were only minimal. Cranial, spinal magnetic resonance imaging and blood chemistry were within normal limits. In needle electromyographic study dystonic discharges were not observed. Multidisciplinary approach was performed in management. CONCLUSION: In clenched fist syndrome or generally in fixed dystonias, invasive treatment modalities had to be avoided. Treatment modalities including physiotherapy, work-therapy, behavioural therapy, psychotherapy, botilinum toxin injection, medical treatment such as anticholinergics, benzodiazepine and antiepileptics should be performed by multidisciplinary approach after primary and secondary etiologies were eliminated. This means neurologist, physiotherapist, psychiatrist, dermatologist, and hand surgeon should work together when dealing such a patient Daha fazlası Daha az

Characteristics of external genitalia in pre- and postmenopausal women

Basaran M. | Kosif R. | Bayar U. | Civelek B.

Article | 2008 | Climacteric11 ( 5 ) , pp.416 - 421

Objective: To determine those objective measurements that characterize the differences between the external genital organs of pre- and postmenopausal women. Methods: During the study period, 50 premenopausal and 50 postmenopausal patients were recruited. Only women who were admitted for routine control examinations were consecutively included in the study. Exclusion criteria were previous history of pelvic surgery including external and internal genital organs, presence of diseases that may change the anatomy of external genital organs, Mullerian anomalies, previous vaginal birth with mediolateral episiotomy, and use of hormone repl . . .acement therapy. The following measurements were performed: length and width of clitoris, labium majus, and labium minus, the distance between the clitoris and urethra, perineal length, and length of vagina. Results: The length of the vagina and the width of the labium minus were significantly different between the two groups. Mean vaginal length was significantly longer in premenopausal women compared to postmenopausal women (90.3 ± 14.8 mm vs. 82.3 ± 11.2 mm, respectively). The labia minora were wider in premenopausal women than in postmenopausal women (17.9 ± 4.1 mm vs. 15.4 ± 4.7 mm). Conclusions: Characterization of the anatomical changes and relationships of external genitalia in postmenopausal women is important for functional and perioperative evaluation. In addition to reconstructive surgical procedures, determination of the objective measurements of anatomical landmarks in postmenopausal external genitalia might also be useful for assessing the results of treatment of 'atrophic' changes in women. © 2008 International Menopause Society Daha fazlası Daha az

Classic Kaposi sarcoma with sarcoid-like granulomas: a case report and review of the literature

Kandemir, N. Onak | Yurdakan, G. Gamze | Bektas, S.

Conference Object | 2008 | HISTOPATHOLOGY53 , pp.396 - 397

27th International Congress of the International-Academy-of-Pathology -- OCT 12-17, 2008 -- Athens, GREECE WOS: 000259524800907

Impact of Forest Restoration Practices on the Some Soil Properties in Bartin-Ardic District

Oezel, Halil Baris

Article | 2008 | EKOLOJI18 ( 69 ) , pp.14 - 19

This study was carried out in a forest restoration zone in Arch district within the borders of Bartin. The aim of this research is to determine the changes in the physical and chemical properties of soil caused by the land preparation applications, which were performed as a requirement of restoration practices. 60 samples of soil were taken from different places in the zone before the land preparation applications were practiced (in 2000) and six years later (in 2006). When compaired the physical and chemical analyses values of these samples, it was determined that the amount of sand, pH, organic elements, azote, phosphorus and pota . . .ssium decreased; but, the amount of dust and clay increased Daha fazlası Daha az

A study on the characteristics of electrical discharge textured skin pass mill work roll

Elkoca, Oktay

Article | 2008 | SURFACE & COATINGS TECHNOLOGY202 ( 12 ) , pp.2765 - 2774

Electrical discharge texturing induces a recast white layer on the skin pass mill work roll surface, which forms the surface topography required for outer autobody steel strips and a heat-affected zone beneath it. The characteristics of these thermally influenced layers were studied by means of optical and scanning electron microscopes, X-ray diffractometer, radio frequency-glow discharge optical emission spectrometer and microhardness tester. It was found that the electrical discharge texturing led to a dramatic hardness drop in the white layer, which was attributed to the high amount of retained austenite. Moreover, softening was . . .observed in over tempered section within heat-affected zone. Sub-zero and cryogenic treatments seem to be potential methods in order to restore the hardness of white layer and over tempered zone with an increase in both. Additionally, de-ionised water was found to be a promising dielectric liquid to abstain from retained austenite. (C) 2007 Elsevier B.V. All rights reserved Daha fazlası Daha az

The assesment for CO2 sequestration potential by magnesium silicate minerals in Turkey: Cases of orhaneli-bursa and divrigi-sivas regions

Baris K. | Ozarslan A. | Sahin N.

Article | 2008 | Energy Exploration and Exploitation26 ( 5 ) , pp.293 - 309

This paper examines the CO2 sequestration potential of magnesium silicate minerals in Turkey for two example cases, the Orhaneli- Bursa and Divrigi -Sivas regions. The distribution and properties of the silicate mineral deposits are provided and the quantities of CO2 that can be sequestered in these deposits is estimated. The silicate minerals in the Orhaneli and Divrigi deposits provide significant CO2 sequestration capacity. Assuming 100% mineral carbonation efficiency, approximately 2.4 million tons/year of olivine and 6.5 million tons/year of serpentine would be required to sequester the CO2 released by the power plants investig . . .ated in this study. Although more detailed studies are needed, it is concluded that this approach has potential given Turkey's large dunite (olivine) and serpentine reserves. Furthermore, the proximity of these deposits and active open-pit mines to thermal power plants emitting CO2 facilitate the utilization of mineral carbonation Daha fazlası Daha az

The role of polystimulin hormone application and stratification temperature to break the dormancy and improve seed germination for Abies nordmanniana (Stev.) Spach

Kirdar E. | Ertekin M.

Article | 2008 | Seed Science and Technology36 ( 2 ) , pp.301 - 310

Abies nordmanniana seedlots, selected from provenances at various altitudes, were investigated. Cutting test showed that the filled seed percentage was relatively high among seedlots originated from the seed-stands of Artvin district in Turkey. Filled seeds percentage varied from 70% to 87% in the four seedlots. The seed of A. nordmanniana from the lower altitude (Ortaköy seedlot, 1600 m asl) showed a greater response to stratification treatment to overcome dormancy than did other seedlots from higher altitudes (Meydancik seedlot, 1950 m; Yayla and Veliköy seedlots, 1800 m). There were significant differences in germination among pr . . .e-treatments, seedlots and stratification temperatures. Polystimulin hormones had a large effect on enhancing the germination of all seedlots. Twenty-three days of cold-moist stratification in sand increased the percentage germination and germination energy. Stratification at 9°C was more effective than stratification at 4°C. A combination of polystimulin pre-treatment with 23 days of stratification gave the best results in terms of the percentage germination and germination energy. Germination was obtained in 87% of filled seeds, which is the highest ratio yet obtained for A. nordmanniana Daha fazlası Daha az

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms