Filtreler
Filtreler
Bulunan: 56 Adet 0.001 sn
Koleksiyon [9]
Tam Metin [2]
Yayın Türü [3]
Yazar [20]
Yayın Yılı [15]
Konu Başlıkları [19]
Yayın Dili [2]
Dergi Adı [15]
Araştırmacılar
Yayınlar
Kardiyak cihazlara bağlı olarak gelişen enfektif endokardit; 15 olgunun analizi

Elbey, Mehmet Ali | Eren, Nihan Kahya | Kalkan, Mehmet Emin | Demirtaş, Sinan | Kahraman, Fatih | Sayın, Raşit | Oylumlu, Mustafa

Makale | 2013 | Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi41 ( 2 ) , pp.131 - 135

Amaç: Bu çalışmada, kalıcı pacemaker (PM) ve implante edilebilir kardiyoversiyon defibrilatörleri (ICD) ile ilişkili endokarditin demografik, klinik ekokardiyografik ve mikrobiyolojik özellikleri ve sonuçlarının araştırılması amaçlandı. Çalışma planı: Kalıcı PM ve ICD endokarditi tanısı olan 15 hasta çalışmaya alındı. Hastaların demografik özelikleri, kullandıkları ilaçlar, klinik ve mikrobiyolojik özellikleri, ekokardiyografi sonuçları, cerrahi tedavi ve sonuçları kaydedildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 57±16 ve 7’si (%47) kadındı. Kalıcı PM ve ICD’si olan 15 hastadan 5’i takip sırasında kaybedildi (%33). Dört hastada pulmon . . .er emboli gelişti (%27). Kan kültürü 5 hastada (%33) negatif bulundu. Hastaların %60’ında üretilen stafilokoklar en sık saptanan mikrobiyolojik ajanlardı. Üç hastaya (%20) cerrahi tedavi uygulandı. Sonuç: Kardiyak cihazlarla ile ilişkili endokardit, kardiyak cihaz implantasyonun nadir bir komplikasyonu olmasına rağmen mortalitesi halen yüksek olan bir hastalıktır. Objectives: We aimed to investigate the demographic and clinical characteristics, echocardiographic and microbiologic features, and outcomes of patients with permanent pacemak- er (PM) and implantable cardioverter-defibrillator (ICD) endo- carditis in this study. Study design: The study population consisted of 15 patients with permanent PM and ICD endocarditis. Data on demo- graphics, medications, clinical procedures, microbiology, echocardiography, surgery, and outcome were collected. Results: The mean age of the patients was 57±16. Seven pa- tients (47%) were female. Of the 15 permanent PM and ICD endocarditis patients, 5 died during hospital follow-up (33%). Four patients (27%) experienced a pulmonary embolism. Cul- ture-negative endocarditis was seen in 5 cases (33%). Staph- ylococci were the most common causative organisms (60%). Three patients had undergone surgical treatment (20%). Conclusion: Cardiac device-related endocarditis remain a rare but potentially fatal complication of device implantation Daha fazlası Daha az

Metabolik sendromlu bir olguda 26 yıl açık kalan safen ven grefti

Sayın, Muhammet Raşit | Akpınar, İbrahim | Demirtaş, Abdullah Orhan

Mektup | 2013 | Türk Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Dergisi21 ( 3 ) , pp.868 - 869

Comparison of traditional risk factors, natural history and angiographic findings between coronary heart disease patients with age <40 and ?40 years old

Yıldırım, Nesligül | Arat, Nurcan | Doğan, Mesut Sait | Sökmen, Yeliz | Özcan, Fırat

Diğer | 2007 | Anadolu Kardiyoloji Dergisi7 ( 2 ) , pp.124 - 127

Amaç: Bu çalışmamızdaki amacımız, ülkemizdeki 40 yaş altı ile 40 yaş ve üzerindeki koroner arter hastalarındaki konvansiyonel risk faktörleri, koroner anatomi ve erken klinik seyri incelemektir. Yöntemler: Akut koroner sendrom (AKS) veya kararlı anjina pektoris tanılarıyla kliniğimizde yatırılarak koroner anjiyografisi (KAG) yapılmış olan toplam 491 hasta geriye dönük olarak incelendi. Kırk yaş altındaki hastalar (grup 1) ile ?40 yaş hastaların (grup 2) demografik ve KAG verileri karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların 240’ı grup 1’de (ortalama yaş 35.7±3.4 yıl); 251’i grup 2’de (ortalama yaş 61.0±9.7 yıl) yer almaktaydı. Grup 1’de si . . .gara kullanımı, aile öyküsü, hiperkolesterolemi, hipertrigliseridemi ve düşük yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol düzeyi daha sık iken; Grup 2’de hipertansiyon ve diyabet sıktı. Kırk yaş altı hastalar sıklıkla AKS nedeniyle, ?40 yaş hastalar ise stabil angina ile hastaneye başvurmaktaydılar. Grup 2’deki hastalarda ciddi ve yaygın koroner arter hastalığı, Grup 1’deki hastalarda ise tek damar hastalığı yaygındı. Sonuç: Koroner arter hastalığı risk faktörleri ve yaygınlığı yaşa göre farklılık göstermektedir. Kırk yaş altı koroner arter hastalarında engellenebilir bir risk faktörü olarak sigara kullanımı ve dislipideminin görece fazlalığı toplum sağlığımız için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Sigara kullanımı konusunda yeni tedbirler alınması ve sağlıklı yaşam biçiminin genç yaşlardan itibaren özendirilmesi önem taşımaktadır. Objective: In this study we aimed to examine the angiographic findings, traditional risk factors and natural history of Turkish patients Daha fazlası Daha az

Romatoid Artriti Olan Hastada Masif Pulmoner Tromboemboli ve Başarılı Trombolitik Tedavisi

Kalaycı, Belma | Korkmaz, Ahmet | Kalaycı, Süleyman | Duman, İlker

Makale | 2017 | MN Kardiyoloji24 ( 1 ) , pp.24 - 26

Pulmoner tromboemboli akut dönemde yüksek mortaliteye neden olan bir hastalıktır. Yüksek riskli pulmoner tromboemboli varlığında kontrendikasyon yoksa trombolitik tedavi hayat kurtarıcıdır. Fakat orta riskli pulmoner tromboemboli hastalarında antikoagülan tedavi-ye trombolitik ajan eklenmesi net değildir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda kanama risk profili düşük olan hastalarda antikoagü-lan tedaviye düşük doz trombolitik tedavinin güvenle eklenebileceği belirtilmektedir. Pulmoner tromboemboliye yatkınlık oluşturan bir çok klinik durum vardır. İmmobilizasyon, obezite, operasyon sonrası dönem, kanser varlığı, trombofili, oral kon . . .traseptif kullanımı gibi du-rumlar bunlardan bazılarıdır. Otoimmün hastalıkların bir kısmı venöz tromboembolizm riskini arttırabilir. Romatoid artritin de venöz tromboembolizm riskini arttırdığı bildirilmiştir. Biz romatoid artritli bir hastada gelişen masif pulmoner emboli vakasını sunduk. Pulmonary thromboembolism is a disorder that causes high mortality rate in the acute phase. Thrombolytic therapy is a life saving treat-ment in patients with high risk pulmonary thromboembolism without contraindications. However addition thrombolytic agent to anti-coagulant therapy in patients with moderate risk pulmonary embolism is not clear. In recent studies, addition thrombolytic agent to an-ticoagulant therapy in patients with moderate risk pulmonary thromboembolism had found safely in patients with low bleeding risk pro-file. There are many situations that predispose to pulmonary embolism. Immobilization, obesity, post-operative period, the presence of cancer, thrombophilia and use of oral contraceptive are some of them. Some autoimmune diseases may increase the risk of venous thromboembolism. Also rheumatoid arthritis have been reported to increase the risk of venous thromboembolism. We reported a case that massive pulmonary thromboembolism in a patient with rheumatoid arthritis Daha fazlası Daha az

P-wave duration and P-wave dispersion is increased in patients with obstructive sleep apnea

Yıldırım, Nesligül | Arat, Nurcan | Çiftçi, Bülent | Güven, Sela Fırat | Sabah, İrfan

Makale | 2009 | Türk Girişimsel Kardiyoloji Derg.13 ( 4 ) , pp.138 - 142

Uzamış P dalga süresi ve artmış P dalga dis-persiyonu (PD), atriyal fibrilasyon ile birlikte rapor edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, obstrüktif uyku apnesi (OUA) hastalarda (minimum ve maksimum) P dalga süresi (Pmax). OUA M hastalar (30 hasta, yaş ortalaması 38±6 yıl) ile kontrol grubunu oluşturan 30 hasta, gece boyunca uyku apnesî yönünden çalışıldıktan sonra, prospektif olarak karşılaştırıldı. OUA şiddeti apne-hiperapne indeksi (AHİ) ile belirlendi. Sol atriyal çap, sol ventrikül diyastol sonu çapı ve sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu, transtorasik ekokardiyografi ile hesaplandı. Pmax ve Pmin 12 derivasyonlu yüzey elektrokardiyo . . .gramından ölçüldü. PD, Pmax ve Pmin arasındaki fark olarak hesaplandı. Pmax ile PD ve AHİ arasındaki ilişki araştırıldı. Sol atriyal çap, kontrol grubu ile kıyaslandığın- da OUA lı hastalarda çok yüksekti (4.3±0.3 cm ve 3.9±0.3cm, Daha fazlası Daha az

Non-Dipper Hipertansiyon ile Enflamatuvar Belirteçlerin İlişkisi

Kalaycı, Belma

Makale | 2018 | MN Kardiyoloji25 ( 1 ) , pp.1 - 7

Amaç: Bu çalışmanın amacı non-dipper hipertansiyon ile bazı enflamatuvar belirteçlerin ilişkisini değerlendirmektir; nötrofil-lenfosit ora- nı, platelet-lenfosit oranı, kırmızı hücre dağılım genişliği ve monosit yüksek yoğunluklu lipoprotein oranı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 170 hipertansif hasta dahil edildi. 24 saat ambulatuvar kan basıncı monitörizasyon cihazları ile belirlenen kan basıncı paternine göre hastalar dipper ve non-dipper olarak iki gruba ayrıldı. Kan örnekleri alındı ve tam kan sayımı, lipid paneli, kreatinin ve açlık glukozuna bakıldı. Enflamatuvar belirteçler bu kan örneklerinden hesaplandı. Bulgular: Seksenüç hast . . .a dipper hipertansiyon grubunda, 87 hasta non-dipper hipertansiyon grubundaydı. Nötrofil-lenfosit oranı dipper hipertansiyon grubunda 2,61 [0,09-6,31], non-dipper hipertansiyon grubunda 2,04 [0,81-12,45] (p=0,824) olup benzerdi. Platelet-lenfo- sit oranı non-dipper hipertansiyon grubunda daha yüksekti fakat bu istatistiksel olarak anlamlı bir fark değildi (111 [18-265], 115 [44- 364], p=0,518). Monosit HDL oranı da iki grup arasında benzer bulundu; dipper hipertansiyon grubunda 0,11 [0-0,03], non-dipper hi- pertansiyon grubunda 0,11 [0-0,70] (p= 0,753). Kırmızı hücre dağılım genişliği non-dipper grubunda anlamlı olarak yüksek saptandı (13,5 [11,9-19,8], 14 [12,3-21], p= 0,008). Sonuç: Nondipper ve dipper hipertansiyon hastalarında nötrofil-lenfosit oranı, platelet-lenfosit oranı ve MHR bakımından fark yoktur. Ancak kırmızı hücre dağılım genişliği değeri non-dipper hipertansiyon ilişkili enflamasyonu göstermede kullanılabilir. Objective: This study aimed to evaluate the associations between non-dipper hypertension and some inflammatory markers, including; neutrophil-lymphocyte ratio, platelet-lymphocyte ratio, monocyte HDL ratio and red cell distribution width. Material and Method: A total of 170 hypertensive patients enrolled in the study. Study patients were divided into two groups accord- ing to blood pressure pattern measured by 24-hour ambulatory blood pressure monitoring devices; dipper and non-dipper. Blood sam- ples were taken to determine complete blood counts, lipid panel, creatinine, fasting glucose. Inflammatory markers were calculated from these blood samples Results: Eightythree patients were in dipper hypertension group, and 87 patients were in non-dipper hypertension group. Neutrophil- lymphocyte ratio was similar between two groups; 2.61 [0.09-6.31] in dipper hypertension group, 2.04 [0.81-12.45] in non-dipper hy- pertensive group (p=0.824). Platelet-lymphocyte ratio was higher in non-dipper hypertension group but it was not statistically signifi- cant (111 [18-265] , 115 [44-364], p=0.518). Also monocyte HDL ratio was similar between two groups; 0.11 [0-0.03] dipper hyperten- sion group, 0.11 [0-0.70] in non-dipper hypertension group (p= 0.753). Red cell distribution width was significantly higher in non-dipper hypertension group (13.5 [11.9-19.8], 14 [12.3-21], p= 0.008) Conclusion: There was no difference among neutrophil-lymphocyte ratio, platelet-lymphocyte ratio and monocyte HDL ratio in patients with non-dipper hypertension and dipper hypertension. However red cell distribution width value may be used to identify inflammation related non-dipper hypertension Daha fazlası Daha az

Severe hemodynamic compromise due to left atrial compression by a dissecting aortic aneurysm

Yıldırım, Nesligül | Dusak, Abdurrahim | Onuk, Tolga | Aydın, Mustafa

Diğer | 2010 | Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi38 ( 5 ) , pp.359 - 362

Aort anevrizmasının hemodinamik bozulmaya yol açacak derecede sol atriyuma bası yapması nadir görülen bir durumdur. Daha önce konjestif kalp yetersizliği tanısı olan 83 yaşında kadın hasta, giderek ağırlaşan solunum güçlüğü (NYHA derece III) ve çarpıntı yakınmalarıyla yatırıldı. Elektrokardiyografide atriyal fibrilasyon, göğüs grafisinde mediyastumda genişleme ve akciğer alanlarında göllenme izlendi. Transtorasik ekokardiyografide büyük bir inen torasik aort anevrizmasının sol atriyuma bası yaptığı görüldü. Sol ve sağ ventrikül sistolik fonksiyonları korunmuş bulundu. Üçboyutlu torasik manyetik rezonans görüntülemede, inen torasik a . . .ort anevrizmasının sol atriyuma basısı ile birlikte intramural hematom izlendi. Torasik aortta intimal flebe rastlanmadı. Acil cerrahi kararı verilen hasta ameliyatı kabul etmedi ve yatışın dördüncü gününde ani ölüm gelişti. Aort duvarında intramural hematomun eşlik ettiği ve sol atriyum boşluğunda tama yakın tıkanmaya yol açan fokal inen aort anevrizması daha önce bildirilmemiştir. Hemodynamically compromising left atrial (LA) compression by an aortic aneurysm is a rare entity. An 83-year-old woman with a previous diagnosis of congestive heart failure was admitted with worsening shortness of breath (NYHA grade III) and palpitations. The electrocardiogram showed atrial fibrillation. The chest X-ray revealed widening of the mediastinum and congested lung fields. Transthoracic echocardiography demonstrated LA compression by a large descending thoracic aortic aneurysm. Left and right ventricle systolic functions were preserved. Thoracic three-dimensional magnetic resonance imaging showed LA compression by a descending aortic aneurysm and an intramural hematoma. No intimal flap was seen in any part of the thoracic aorta. Emergency surgery was planned, but the patient did not accept surgery and suddenly died after four days of admission. Focal descending aortic aneurysm with an intramural hematoma in the aortic wall causing nearly complete obliteration of the LA cavity has not been reported before Daha fazlası Daha az

Kalbin venleri: Terminolojik inceleme

Kaçar, Dündar | Barut, Çağatay

Makale | 2011 | Türk Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Dergisi19 ( 4 ) , pp.529 - 532

Amaç: Günümüzde hem temel hem de klinik branşlarda kalbin damarlarının adlandırılmasında farklı terminolojiler kullanılmaktadır. Bu çalışmada, kalbin venlerinin tanımlanması için kullanılan “coronaria” teriminin kullanımındaki ve kalbin sol ana veninin oluşumunun tarif edilmesindeki farklılıklarının değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışma planı: Çalışmamızda 1951-2007 yılları arasında yayınlanan 32 kaynak kitap ve beş anatomi atlası incelendi. Ek olarak, 1895-1985 tarihlerini kapsayan “Nomina Anatomica” ve 1998 yılında yayınlanan Terminologia Anatomica’da yer alan terimler değerlendirildi. Bulgular: Kalbin venleri için kullanılan “coro . . .naria” teriminin kaynak kitaplarda farklı şekillerde adlandırıldıkları saptandı. Bazı kaynaklarda “v. cardiaca (cordis) magna ve parva” terminolojisinin eskiden kullanıldığı belirtilirken, farklı bazı kaynak kitaplarda ise her iki terminolojiye de yer verilmiştir. Bunun yanında kimi kaynaklarda ise “vena coronaria” ifadesi hiç yer almamaktadır. Anatomi atlasları da bu damarları “vena coronaria” olarak göstermemektedir. Ayrıca kalbin sol ana veninin oluşumunun tarif edilmesinde farklılıklarla da karşılaştık. Sonuç: Kalbin venleri için kullanılan bu terminoloji (coronaria) ve venlerin oluşumunun tarif edilmesindeki farklılıklar hem eğitmenlerin hem de öğrencilerin ikilemde kalmasına yol açmaktadır. Aynı terminoloji kullanmak eğitim açısından büyük önem arz etmektedir. Background: Currently, different terminology is used for the vessels of the heart in both clinical and basic branches of medicine. This study aims to evaluate the differences in the usage of the term &#8220;coronaria&#8221; which is used for describing the veins of heart and in the description of the formation of the left main vein of the heart. Methods: In our study, 32 textbooks and five anatomy atlases which were published between 1951-2007 were examined. Furthermore, the terms which were used in &#8220;Nomina Anatomica&#8221; published between 1895-1985 and in Terminologia Anatomica published in 1998 were evaluated. Results: We discovered that the term &#8220;coronaria&#8221; which was used for the veins of heart was named in different ways in different textbooks. Some books state that the terms &#8220;vena cardiaca (cordis) magna and parva&#8221; were used in the past, but some different textbooks used both terminologies. However some books do not use the term &#8220;vena coronaria&#8221;. Anatomy atlases also do not show these vessels as vena coronaria. We also encountered differences in the description of the formation of the left main vein of the heart. Conclusion: The differences in the terminology (coronaria) which is used for the veins of the heart and the differences in describing the formation of veins cause a dilemma both for the instructors and for the students. Using the same terminology is very important for education Daha fazlası Daha az

Behçet hastalarında aortik elastik özellikler ve diyastolik fonksiyonların değerlendirilmesi

Sayın, Muhammet Raşit | Akpınar, İbrahim | Eriş, Naile Güdül | Gürsoy, Yusuf Cemil | Bilici, Muammer | Karabağ, Turgut | Koca, Rafet

Makale | 2013 | MN Kardiyoloji20 ( 1 ) , pp.1 - 7

Amaç: Behçet hastalığında kalp tutulumu seyrek olarak görülmekle birlikte, hastanın prognozunu önemli derecede etkilemesi ve mortalite riskini arttırması nedeni ile önemlidir. Çalışmamızda bilinen başka hastalığı olmayan Behçet hastalarında kardiyovasküler hastalıklarda önemli bir prediktör olan aortik elastik özellikler ve sol ventrikül diyastolik fonksiyonlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Behçet hastalığı tanısı olan 25 hasta [14 K, ortanca yaş 40 (20-64) yıl] dahil edildi. Kontrol grubu olarak benzer demografik özellikleri olan 25 sağlıklı gönüllü [12 K, ortanca yaş 40 (19-60) yıl] alındı. Aortik e . . .lastik özellikler ve sol ventrikül diyastolik fonksiyonları ekokardiyografi ile değerlendirildi. Bulgular: Aortun sistolik ve diyastolik çapı her iki grupta da benzer olmasına rağmen aortik elastik özelliklerde Behçet grubunda an- lamlı olarak bozulma olduğu görüldü [Aortik Gerilim (%): 10,65 (5,56-16,90) - 7,21 (1,72-13,6) p=0,001; Aortik Esneklik (cm2xdyn- 1x10-6): 4,14 (1,71-9,22) - 2,89 (0,69-5,23) p=0,002; Aort Sertlik İdeksi: 2,75 (2,24-3,55) - 3,21 (2,51-4,60) p=0,001]. Behçet grubun- da diyastolik parametrelerde kontrol grubuna göre olumsuz yönde farklılık saptandı. Ancak belirgin bir diyastolik disfonksiyon saptanmadı. Hastalık süresi ile aortik elastik özellikler arasında ilişki saptanmadı. Sonuç: Behçet hastalarında aortik elastik özelliklerde bozulma olması hastalığın subklinik kardiyak tutulumunun bir göstergesi olabilir. Ekokardiyografi ile aortik elastik özelliklerin değerlendirilmesinin en önemli avantajı kolay uygulanabilir, tekrarlanabilir ve ucuz bir yöntem olması nedeni ile tüm hastalarda takip amaçlı kullanılabilir olmasıdır. Aim: Although cardiac involvement in Behçet's disease is rare, it is an important factor due to its significant effects to the prognosis of the patient and its role in increasing the risk of mortality. In this study, we aimed to assess the aortic elastic properties, an important predictor of cardiovascular disease and left ventricular diastolic functions in patients with Behcet's disease without any other disease. Material and Method: In our study, 25 patients with a diagnosis of Behçet's disease [14 F, median age 40 (20-64) years] were included. A control group of 25 healthy volunteers with similar demographic characteristics [12 F, median age 40 (19-60) years] were admitted. Aortic elastic properties and left ventricular diastolic functions were assessed by echocardiography. Results: Despite the systolic and diastolic diameter of the aorta being similar in both groups, there was a significant deterioration of the aortic elastic properties in Behçet's group. [Aortic strain (%):10.65 (5.56-16.90) - 7.21 (1.72-13.6) p=0.001; Aortic distensibility (cm2xdyn-1x10-6): 4.14 (1.71-9.22) - 2.89 (0.69-5.23) p=0.002; Aortic stiffness index: 2.75 (2.24-3.55) - 3.21 (2.51-4,60) p=0.001]. Compared to the control group, an abnormal variation was observed in the diastolic parameters in Behçet&#8217;s group. However, there is no significant diastolic dysfunction. There was no association between the duration of disease and aortic elastic properties. Conclusions: The impairment of aortic elastic properties in patient with Behçet's disease may be an indicator of subclinical cardiac involvement. The most important advantage of the evaluation of aortic elastic properties by echocardiography is the fact that it is an easily reproducible and inexpensive method that can be used for follow-up in all patients Daha fazlası Daha az

Akut inferior miyokard enfarktüsü sonrası içerisinde trombüs içeren sol ventrikül inferobazal gerçek anevrizma

Kalaycı, Belma | Kalaycı, Süleyman | Aktop, Ziyaeddin

Diğer | 2014 | MN Kardiyoloji21 ( 3 ) , pp.161 - 161

ST Yükselmeli Miyokard Enfarktını Takiben Trombolitik Tedavi Alan Hastalardaki Tedavi Başarısı ve Hemogram Parametreleri Arasındaki İlişki

Kalaycı, Belma

Makale | 2018 | MN Kardiyoloji25 ( 3 ) , pp.115 - 120

Amaç: Trombolitik tedavi bir revaskülarizasyon stratejisidir ve ST yükselmeli miyokard enfarktında önemli tedavilerden biridir. ST seg- ment elevasyonunun başarılı rezolüzyonu trombolitik uygulandıktan sonra >%50 oranında rezole olması olarak tanımlanır ve tromboli- tik tedavi başarısını yansıtır. Bizim amacımız trombolitik tedavi uygulanan ST yükselmeli miyokard enfarktı hastalarında başvurudaki he- mogram parametreleri ile ST segment rezolüsyonu arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: ST yükselmeli miyokard enfarktı ile başvuran ve trombolitik tedavi uygulanan hastalardan dahil edilme kriterlerini kar- şılayan 93 hasta . . .çalışmaya dahil edildi. ST segment yükselmesinin toplamı trombolitik ajan alımından sonraki 60-90 dk sonra ölçüldü. ST rezolüsyonuna göre hastalar iki gruba bölündü (STR >%50 ve STR ?%50). STR ile takip eden hemogram parametreleri arasındaki iliş- ki incelendi; kırmızı kan hücresi, hemoglobin, hematokrit, ortalama korpusküler hemoglobin, ortalama korpüsküler hacim, ortalama kor- püsküler hemoglobin konsantrasyonu, kırmızı hücre dağılım genişliği, platelet, ortalama platelet hacmi, platelet dağılım genişliği, pla- teletkrit, beyaz kan hücresi, nötrofil, lenfosit ve nötrofil/ lenfosit oranı. Bulgular: Bu çalışmada hastaların %69,8’i (n=65) STR >%50 grubunda, %30,2’si (n=28) STR ?%50 olan grupta idi. ST rezolüsyonu ile yaş, cinsiyet, hipertansiyon ve diabetes mellitus varlığı, başvurudaki kalp hızı ve sistolik kan basıncı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Tedaviye başlama süreleri iki grupta benzerdi (4,2±2,6, 3,7±1,8, p=0,270). Trombolitik ajan tipi ve enfarkt ilişkili arter iki grupta da benzerdi (p=0,978, p=0,765, sırayla). Trombolitik tedavi uygulanan ST yükselmeli miyokard enfarktı hastalarında başvuru- daki hemogram parametreleri ile ST segment rezolüsyonu arasında herhangi bir ilişki saptamadık. Sonuç: Çalışmamızda ST yükselmeli miyokard enfarktüslü hastalarda hemogram parametreleri ile trombolitik tedavi başarısı arasında bir ilişki saptayamadık. Objective: Thrombolytic treatment is a revascularization strategy and the major treatment in patients with ST-elevation myocardial in- farction. Successful resolution of ST segment was defined as ST segment >50% after thrombolisis and reflects thrombolytic treatment success. We aim to investigate the relationship between admission hemogram parameters and ST-segment resolution in the patient with ST-elevation myocardial infarction who administered thrombolytic agent. Material and Method: We included 93 patients suffering from ST-elevation myocardial infarction who were administered thrombolytic treatment and met the inclusion criteria. The sum of ST-segment elevation was measured at presentation and 60-90 minutes after ad- ministration of the thrombolytic agent. According to the sum of STR, patients were divided into two groups (patients with STR> 50% vs those with STR? 50%). The relationship between STR and following hemogram parameters has been studied; red blood cells, hemoglo- bin, hematocrit, mean corpuscular hemoglobin, mean corpuscular volume, mean corpuscular hemoglobin concentration, red cell distri- bution width, platelet, mean platelet volume, platelet distribution width, plateletcrit, white blood cell, neutrophil, lymphocyte and neu- trophil/ lymphocyte ratio. Results: In this study, 69.8% (n = 65) and 30.2% (n = 28) of patients were found to have STR> 50% and STR? 50%, respectively. There was no statistically significant association between STR and age, sex, the presence of hypertension and diabetes mellitus, admission heart rate, systolic blood pressure. Time to treatment was similar in two groups (4.2 ± 2.6, 3.7 ± 1.8, p= 0.270). The type of thrombolytic agent and the infarct-related artery was similar in two groups (p=0.978, p=0.765, respectively). We did not find any association between STR and admission hemogram parameters in the patient with ST-elevation myocardial infarction who administered thrombolytic agent. Conclusion: Our study failed to demonstrate a relationship between hemogram parameters and thrombolytic treatment success in the patient with ST-elevation myocardial infarction Daha fazlası Daha az

Effect of metoprolol treatment on pulmonary venous flow pattern studied by transesophageal pulsed Doppler echocardiography in mild to moderate mitral stenosis in sinus rhythm

Aydın, Mustafa | Özeren, Ali | Bilge, Mehmet | Demirkıran, Mustafa | Cam, Fatih | Dursun, Aydın | Elbey, Mehmet Ali

Makale | 2004 | Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi32 ( 4 ) , pp.239 - 245

Bu çalışma metoprolol tedavisi verilen sinüs ritimli hafif-orta mitral darlıklı hastalarda metoprololün pulmoner venöz dalga ölçümleri üzerine etkisini araştırma amacıyla yapıldı. Çalışmaya izole hafif-orta şiddette mitral darlığı (mitral kapak alanı 1.6±0.3 cm2) olan 23 hasta alındı. Tüm hastalara 1 ay süreyle günde 100 mg oral metoprolol verildi. Tedavi öncesi ve tedavinin birinci ayında transözofajiyal ekokardiyografi uygulandı. Zirve sistolik pulmoner venöz akım hızı (PVs), PVs hız-zaman integrali (VTI), zirve diyastolik pulmoner venöz akım hızı (PVd), PVd-VTI, zirve pulmoner venöz atriyal geri akım hızı (PVa), PVa-VTI ve PVa sü . . .resi ölçüldü. Zirve ve ortalama transmitral gradiyent, pulmoner arter basıncı, sistolik-diyastolik kan basıncı, ve kalp hızı anlamlı derecede azaldı. Pulmoner venöz zirve sistolik akım hızı, ve pulmoner venöz atriyal geri akım süresi anlamlı düzeyde arttı (sırasıyla 0.55 ± 0.19 m/s’ye karşın 0.66 ± 0.12 m/s, Daha fazlası Daha az


6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.


Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.