Filtreler
Filtreler
Bulunan: 56 Adet 0.001 sn
Koleksiyon [9]
Tam Metin [2]
Yayın Türü [3]
Yazar [20]
Yayın Yılı [15]
Konu Başlıkları [20]
Yayın Dili [2]
Dergi Adı [15]
Comparison of traditional risk factors, natural history and angiographic findings between coronary heart disease patients with age <40 and ?40 years old

Yıldırım, Nesligül | Arat, Nurcan | Doğan, Mesut Sait | Sökmen, Yeliz | Özcan, Fırat

Other | 2007 | Anadolu Kardiyoloji Dergisi7 ( 2 ) , pp.124 - 127

Amaç: Bu çalışmamızdaki amacımız, ülkemizdeki 40 yaş altı ile 40 yaş ve üzerindeki koroner arter hastalarındaki konvansiyonel risk faktörleri, koroner anatomi ve erken klinik seyri incelemektir. Yöntemler: Akut koroner sendrom (AKS) veya kararlı anjina pektoris tanılarıyla kliniğimizde yatırılarak koroner anjiyografisi (KAG) yapılmış olan toplam 491 hasta geriye dönük olarak incelendi. Kırk yaş altındaki hastalar (grup 1) ile ?40 yaş hastaların (grup 2) demografik ve KAG verileri karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların 240’ı grup 1’de (ortalama yaş 35.7±3.4 yıl); 251’i grup 2’de (ortalama yaş 61.0±9.7 yıl) yer almaktaydı. Grup 1’de si . . .gara kullanımı, aile öyküsü, hiperkolesterolemi, hipertrigliseridemi ve düşük yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol düzeyi daha sık iken; Grup 2’de hipertansiyon ve diyabet sıktı. Kırk yaş altı hastalar sıklıkla AKS nedeniyle, ?40 yaş hastalar ise stabil angina ile hastaneye başvurmaktaydılar. Grup 2’deki hastalarda ciddi ve yaygın koroner arter hastalığı, Grup 1’deki hastalarda ise tek damar hastalığı yaygındı. Sonuç: Koroner arter hastalığı risk faktörleri ve yaygınlığı yaşa göre farklılık göstermektedir. Kırk yaş altı koroner arter hastalarında engellenebilir bir risk faktörü olarak sigara kullanımı ve dislipideminin görece fazlalığı toplum sağlığımız için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Sigara kullanımı konusunda yeni tedbirler alınması ve sağlıklı yaşam biçiminin genç yaşlardan itibaren özendirilmesi önem taşımaktadır. Objective: In this study we aimed to examine the angiographic findings, traditional risk factors and natural history of Turkish patients Daha fazlası Daha az

Akut inferior miyokard enfarktüsü sonrası içerisinde trombüs içeren sol ventrikül inferobazal gerçek anevrizma

Kalaycı, Belma | Kalaycı, Süleyman | Aktop, Ziyaeddin

Other | 2014 | MN Kardiyoloji21 ( 3 ) , pp.161 - 161

A multicenter study on experience of 13 tertiary hospitals in Turkey in patients with infective endocarditis

Elbey, Mehmet Ali | Akdağ, Serkan | Kalkan, Mehmet Emin | Kaya, Mehmet G. | Sayın, M. Raşit | Karapınar, Hekim | Bulur, Serkan

Article | 2013 | Anadolu Kardiyoloji Dergisi13 ( 6 ) , pp.523 - 527

Amaç: Bu çok merkezli geriye dönük çalışmada Türkiye’de infektif endokarditin klinik ve mikrobiyolojik özellikleri, ekokardiyografik bulguları ve tedavi stratejisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntemler: Çalışmaya alınan grup 2005-2012 tarihleri arasında Türkiye’de 13 merkezde infektif endokardit tedavisi alan, retrospektif olarak 248 hastayı içermektedir. Tüm merkezler çevre hastanelerden hasta kabul eden üçüncü basamak hastaneler idi. Veriler, modifiye Duke kriterlerine göre infektif endokardit tanısı ile yatırılan hastaların arşiv bilgilerinden alınmıştır. Bulgular: Hastaların yüz otuz yedisi erkek idi. Hastalardan yüz elli sek . . .izinde doğal kapak, yetmiş beşinde protez kapak endokarditi mevcuttu. İki yüz yirmi üç hastada (%89) vejetasyon mevcuttu ve 52 hastada vejetasyon birden fazla sayıda idi. Vejetasyon en sık mitral kapak (%43) konumunda bulundu. En sık görülen kapak hastalığı mitral yetersizliğiydi. En sık izlenen predispozan faktör romatizmal kapak hastalığı idi (%28). Pozitif kan kül- türü %65 oranında saptandı. En sık izole edilen sorumlu organizma Staphylococcus aureus idi (%29). Hastane içi ölüm hızı %33 olarak bulundu. Sonuç: Batılı ülkelerle karşılaştırıldığında ülkemizde infektif endokardit epidemiyolojisinin en önemli farklılıkları genç yaş, yüksek romatizmal kalp hastalığı prevelansı, sık enterokokal enfeksiyon ve yüksek kültür negatif sıklığıdır. Objective: The aim of this retrospective multicenter study was to investigate the clinical manifestations, microbiological profile, echocardio- graphic findings and management strategies of infective endocarditis (IE) in Turkey. Methods: The study population consisted of 248 Turkish patients with IE treated at 13 major hospitals in Turkey from 2005 to 2012 retrospec- tively. All hospitals are tertiary referral centers, which receive patients from surrounding hospitals. Data were collected from the medical files of all patients hospitalized with IE diagnosed according to modified Duke Criteria. Results: One hundred thirty seven of the patients were males. Native valves were involved in 158 patients while in 75 participants there was prosthetic valve endocarditis. Vegetations were detected in 223 patients (89%) and 52 patients had multiple vegetations. Mitral valve was the most common site of vegetation (43%). The most common valvular pathology was mitral regurgitation. The most common predisposing factor was rheumatic valvular disease (28%). Positive culture rate was 65%. Staphylococci were the most frequent causative microorganisms iso- lated (29%) followed by enterococci (11%). In-hospital mortality rate was 33%. Conclusions: Compared to IE in developed countries younger age, higher prevalence of rheumatic heart disease, more frequent enterococci infection and higher rates of culture negativity were other important aspects of IE epidemiology in Turkey Daha fazlası Daha az

The role of cerebral oximetry monitoring in off-pump coronary artery bypass surgery of Moyamoya disease

Küçükosman, Gamze | Aydın, Bengü Gülhan | Bereket, Mehmet Malik | Ayoğlu, Hilal

Article | 2018 | Türk Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Dergisi26 ( 3 ) , pp.464 - 466

Moyamoya disease is a chronic cerebrovascular disease characterized by the development of compensatory collateral vessels due to progressive narrowing or obstruction of the intracranial arteries. Neurological complications after coronary bypass in patients with Moyamoya disease may be prevented by recent technical developments, surgical modifications, and cerebral monitorization. The objective of perioperative anesthetic management is to provide balance between oxygen supply and consumption of the brain. In this case report, we aim to share our anesthetic experience in a patient with Moyamoya disease who underwent off-pump coronary . . .artery bypass surgery and cerebral oximetry monitoring. Moyamoya hastalığı, intrakraniyal arterlerin daralması ve tıkanması sonucu kompansatuvar kollateral damarların gelişmesi ile kendini gösteren kronik serebrovasküler bir hastalıktır. Moyamoya hastalarının koroner arter bypass cerrahisi sonrası nörolojik komplikasyonları son yıllardaki teknik gelişmeler, cerrahi modifikasyonlar ve serebral monitörizasyon ile önlenebilir. Perioperatif anestezi yönetimindeki hedef beyin oksijen sunumu ve kullanımı arasındaki dengenin sağlanmasıdır. Bu olgu sunumunda serebral oksimetre monitörizasyonu uyguladığımız, atan kalpte koroner arter bypass cerrahisi yapılan Moyamoya hastasındaki anestezi deneyimimizi paylaşmayı amaçladık Daha fazlası Daha az

Effects of acute carbon monoxide poisoning on the P-wave and QT interval dispersions

Hancı, Volkan | Ayoğlu, Hilal | Yurtlu, Serhan | Yıldırım, Nesligül | Okyay, Dilek | Erdoğan, Gülay | Abduşoğlu, Mustafa

Other | 2011 | Anadolu Kardiyoloji Dergisi11 ( 1 ) , pp.48 - 52

Amaç: Çalışmamızın amacı, akut karbonmonoksit (CO) zehirlenmesi olan hastalarda atriyal ileti ve ventriküler repolarizasyon homojenlik bozukluklarını P dalga dispersiyonu (PDD), ve QT dispersiyonu (QTd) aracılığı ile araştırılmasıdır. Yöntemler: Retrospektif ve vaka-kontrollü olarak planlanan çalışmamıza, 30 akut CO zehirlenmesi olgusu ile (Grup ACOP), 30 sağlıklı olgu (Grup C) dâhil edildi. Grup ACOP'da acil servise başvuru anında çekilmiş standart 12 derivasyonlu elektrokardiyografi (EKG) kayıtları değerlendirildi. EKG kayıtlarından PDD, QT aralığı, QTd süreleri belirlendi. Düzeltilmiş QT aralığı (QTc) ve QTc dispersiyonu (QTcd) s . . .üreleri Bazett formülü kullanılarak belirlendi. Grup ACOP'da ve Grup C'de EKG kaydı ile eş zamanlı olarak alınmış kan örneklerinden serum elektrolit değeri ile Grup ACOP'da COHb değerleri belirlendi. İstatistik analiz için bağımsız örneklerde t ve Ki-kare testleri kullanıldı. Bulgular: Gruplar arasında yaş, cinsiyet dağılımları, antropometrik ölçümleri, serum elektrolit düzeyleri PR ve QT süreleri açısından anlamlı farklılık yoktu. Grup ACOP’da PDD (56.33±17.11 msn’ye karşın 28.33±11.16 msn, Daha fazlası Daha az

ST Yükselmeli Miyokard Enfarktını Takiben Trombolitik Tedavi Alan Hastalardaki Tedavi Başarısı ve Hemogram Parametreleri Arasındaki İlişki

Kalaycı, Belma

Article | 2018 | MN Kardiyoloji25 ( 3 ) , pp.115 - 120

Amaç: Trombolitik tedavi bir revaskülarizasyon stratejisidir ve ST yükselmeli miyokard enfarktında önemli tedavilerden biridir. ST seg- ment elevasyonunun başarılı rezolüzyonu trombolitik uygulandıktan sonra >%50 oranında rezole olması olarak tanımlanır ve tromboli- tik tedavi başarısını yansıtır. Bizim amacımız trombolitik tedavi uygulanan ST yükselmeli miyokard enfarktı hastalarında başvurudaki he- mogram parametreleri ile ST segment rezolüsyonu arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: ST yükselmeli miyokard enfarktı ile başvuran ve trombolitik tedavi uygulanan hastalardan dahil edilme kriterlerini kar- şılayan 93 hasta . . .çalışmaya dahil edildi. ST segment yükselmesinin toplamı trombolitik ajan alımından sonraki 60-90 dk sonra ölçüldü. ST rezolüsyonuna göre hastalar iki gruba bölündü (STR >%50 ve STR ?%50). STR ile takip eden hemogram parametreleri arasındaki iliş- ki incelendi; kırmızı kan hücresi, hemoglobin, hematokrit, ortalama korpusküler hemoglobin, ortalama korpüsküler hacim, ortalama kor- püsküler hemoglobin konsantrasyonu, kırmızı hücre dağılım genişliği, platelet, ortalama platelet hacmi, platelet dağılım genişliği, pla- teletkrit, beyaz kan hücresi, nötrofil, lenfosit ve nötrofil/ lenfosit oranı. Bulgular: Bu çalışmada hastaların %69,8’i (n=65) STR >%50 grubunda, %30,2’si (n=28) STR ?%50 olan grupta idi. ST rezolüsyonu ile yaş, cinsiyet, hipertansiyon ve diabetes mellitus varlığı, başvurudaki kalp hızı ve sistolik kan basıncı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Tedaviye başlama süreleri iki grupta benzerdi (4,2±2,6, 3,7±1,8, p=0,270). Trombolitik ajan tipi ve enfarkt ilişkili arter iki grupta da benzerdi (p=0,978, p=0,765, sırayla). Trombolitik tedavi uygulanan ST yükselmeli miyokard enfarktı hastalarında başvuru- daki hemogram parametreleri ile ST segment rezolüsyonu arasında herhangi bir ilişki saptamadık. Sonuç: Çalışmamızda ST yükselmeli miyokard enfarktüslü hastalarda hemogram parametreleri ile trombolitik tedavi başarısı arasında bir ilişki saptayamadık. Objective: Thrombolytic treatment is a revascularization strategy and the major treatment in patients with ST-elevation myocardial in- farction. Successful resolution of ST segment was defined as ST segment >50% after thrombolisis and reflects thrombolytic treatment success. We aim to investigate the relationship between admission hemogram parameters and ST-segment resolution in the patient with ST-elevation myocardial infarction who administered thrombolytic agent. Material and Method: We included 93 patients suffering from ST-elevation myocardial infarction who were administered thrombolytic treatment and met the inclusion criteria. The sum of ST-segment elevation was measured at presentation and 60-90 minutes after ad- ministration of the thrombolytic agent. According to the sum of STR, patients were divided into two groups (patients with STR> 50% vs those with STR? 50%). The relationship between STR and following hemogram parameters has been studied; red blood cells, hemoglo- bin, hematocrit, mean corpuscular hemoglobin, mean corpuscular volume, mean corpuscular hemoglobin concentration, red cell distri- bution width, platelet, mean platelet volume, platelet distribution width, plateletcrit, white blood cell, neutrophil, lymphocyte and neu- trophil/ lymphocyte ratio. Results: In this study, 69.8% (n = 65) and 30.2% (n = 28) of patients were found to have STR> 50% and STR? 50%, respectively. There was no statistically significant association between STR and age, sex, the presence of hypertension and diabetes mellitus, admission heart rate, systolic blood pressure. Time to treatment was similar in two groups (4.2 ± 2.6, 3.7 ± 1.8, p= 0.270). The type of thrombolytic agent and the infarct-related artery was similar in two groups (p=0.978, p=0.765, respectively). We did not find any association between STR and admission hemogram parameters in the patient with ST-elevation myocardial infarction who administered thrombolytic agent. Conclusion: Our study failed to demonstrate a relationship between hemogram parameters and thrombolytic treatment success in the patient with ST-elevation myocardial infarction Daha fazlası Daha az

Prinzmetal angina pektoris olgu bildirisi

Özeren, Ali | Aydın, Mustafa | Bilge, Mehmet

Article | 2004 | MN Kardiyoloji11 ( 2 ) , pp.149 - 152

Prinzmetal (varyant) anjina koroner arter hastalığının görece seyrek bir klinik şeklidir. Göğüs ağrısı ve geçici ST segment yükselmesi istirahatte meydana gelir. Ciddi, uzamış, çok sayıda damarda spazmı olan hastalarda hayatı tehdit eden aritmiler, miyokard infarktüsü ya da ani ölüm gibi ciddi komplikasyonlar görülebilir. Makalede atipik klinik şekilde gelen varyant anjinalı bir hasta bildirildi, patofizyolojik mekanizmaları ve dikkat edilmesi gereken noktalar tartışıldı. Prinzmetal's variant angina is a relatively uncommon clinical manifestation of coronary artery disease. Angina and transient ST segment elevation occur at rest. In . . . patients who have severe, prolonged and multivessel spasm, severe complications such as life-threatening arrhythmias, myocardial infarction or sudden death can be seen. In this report, we reported a case with an atypical presentation of variant angina and discussed pathophysiological mechanism Daha fazlası Daha az

Normotansif akut pulmoner embolili hastalarda eksantrisite indekslerinin kardiyak biyobelirteçler ile ilişkisi: Gözlemsel bir çalışma

Çetiner, Mehmet Ali | Sayın, Muhammet Raşit | Yıldırım, Nesligül | Karabağ, Turgut | Aydın, Mustafa

Article | 2013 | Anadolu Kardiyoloji Dergisi13 ( 2 ) , pp.108 - 114

Amaç: Çalışmamızda hemodinamik açıdan stabil akut pulmoner emboli (APE) hastalarında sol ventrikül eksantrisite indekslerinin kardiyak biyo- belirteçler ile ilişkisi incelenmiştir. Yöntemler: Bu enine-kesitli gözlemsel çalışmaya hemodinamik olarak stabil (sistolik kan basıncı >90 mmHg) 30 APE hastası (17E, ort. yaş 61.67±17.6 yıl) dahil edilmiştir. Hastalarda serum troponin I, D-dimer, beyin natriüretik peptit (BNP) ve kalp tipi serbest yağ asidi bağlayıcı prote- in (K-SYABP) düzeyleri ölçülmüş, ekokardiyografi ile sistolik ve diyastolik eksantrisite indeksleri, triküspit anüler düzlemde sistolik yer değiştirme değeri (TAPSE), miyok . . .art performans indeksi (MPİ), sistolik pulmoner arter basıncı ve vena kava inferiyor indeksleri değerlendirilmiştir. Parametreler arasındaki ilişki verilerin dağılımına göre Pearson veya Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Korelasyon analizi yapıldığında ekokardiyografik ölçümlerle kardiyak biyobelirteçler arasındaki en sık korelasyon BNP değerinde izlenmektey- ken, sistolik ve diyastolik eksantrisite indekslerinin troponin I (sırasıyla r=0.470 p=0.009/r=0.310 p=0.095) ve BNP ile (sırasıyla r=0.402 p=0.028/r=0.384 p=0.036) anlamlı korelasyon gösterdiği saptandı. D-dimer yüksekliğinin ise hiçbir ekokardiyografik parametreyle ilişki göstermediği gözlendi. Sonuç: Çalışmamıza göre K-SYABP normotansif APE olgularında nadiren pozitif bulunmaktadır. Tek başına D-dimer yüksekliği sağ ventrikül işlev bozukluğunu gösterme açısından anlam ifade etmemektedir. Ekokardiyografik parametrelerden sistolik ve diyastolik eksantrisite indeksleri tro- ponin I ve BNP ile anlamlı korelasyon göstermekteyken, D-Dimer ile korelasyon göstermemektedir. Bulgular kardiyak biyobelirteçlerin anormal saptandığı hastalarda erken ekokardiyografik değerlendirmenin uygun olacağını düşündürmektedir. Objective: The present study aims at investigating the association of systolic and diastolic eccentricity indexes with cardiac biomarkers in hemodynamically stable patients with acute pulmonary embolism (APE). Methods: Thirty hemodynamically stable (systolic blood pressure >90 mmHg) patients with APE (17M, mean age 61.67±17.6 years) were includ- ed in this cross-sectional observational study. The associations of serum troponin I, D-dimer, brain natriuretic peptide (BNP) and heart type fatty acid binding protein (hFABP) levels with systolic and diastolic eccentricity indices, tricuspid annular plane systolic excursion (TAPSE), myocardial performance index (MPI), systolic pulmonary artery pressure and the index of the inferior vena cava were investigated. The rela- tionships between parameters were evaluated by Pearson and Spearman correlation analysis according to the distribution of data. Results: Correlation analysis revealed that the most significant relationship between cardiac biomarkers and echocardiographic measurements was in the BNP value. Meanwhile, systolic and diastolic eccentricity indexes were found to have significant correlation with serum troponin I (respectively r=0.470, p=0.009/r=0.310, p=0.095) and BNP (respectively r=0.402, p=0.028/r=0.384, p=0.036) values. On the other hand, elevated D-dimer levels led to statistical significance in none of the echocardiographic parameters. Conclusion: According to our results, hFABP was rarely positive in normotensive patients with APE. An elevated D-dimer alone was not sig- nificant in predicting RVD. Eccentricity indexes revealed significant relationship with BNP and troponin I values. The results obtained indicate that early echocardiographic evaluation is important in patients with abnormal cardiac biomarkers Daha fazlası Daha az

Kardiyak cihazlara bağlı olarak gelişen enfektif endokardit; 15 olgunun analizi

Elbey, Mehmet Ali | Eren, Nihan Kahya | Kalkan, Mehmet Emin | Demirtaş, Sinan | Kahraman, Fatih | Sayın, Raşit | Oylumlu, Mustafa

Article | 2013 | Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi41 ( 2 ) , pp.131 - 135

Amaç: Bu çalışmada, kalıcı pacemaker (PM) ve implante edilebilir kardiyoversiyon defibrilatörleri (ICD) ile ilişkili endokarditin demografik, klinik ekokardiyografik ve mikrobiyolojik özellikleri ve sonuçlarının araştırılması amaçlandı. Çalışma planı: Kalıcı PM ve ICD endokarditi tanısı olan 15 hasta çalışmaya alındı. Hastaların demografik özelikleri, kullandıkları ilaçlar, klinik ve mikrobiyolojik özellikleri, ekokardiyografi sonuçları, cerrahi tedavi ve sonuçları kaydedildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 57±16 ve 7’si (%47) kadındı. Kalıcı PM ve ICD’si olan 15 hastadan 5’i takip sırasında kaybedildi (%33). Dört hastada pulmon . . .er emboli gelişti (%27). Kan kültürü 5 hastada (%33) negatif bulundu. Hastaların %60’ında üretilen stafilokoklar en sık saptanan mikrobiyolojik ajanlardı. Üç hastaya (%20) cerrahi tedavi uygulandı. Sonuç: Kardiyak cihazlarla ile ilişkili endokardit, kardiyak cihaz implantasyonun nadir bir komplikasyonu olmasına rağmen mortalitesi halen yüksek olan bir hastalıktır. Objectives: We aimed to investigate the demographic and clinical characteristics, echocardiographic and microbiologic features, and outcomes of patients with permanent pacemak- er (PM) and implantable cardioverter-defibrillator (ICD) endo- carditis in this study. Study design: The study population consisted of 15 patients with permanent PM and ICD endocarditis. Data on demo- graphics, medications, clinical procedures, microbiology, echocardiography, surgery, and outcome were collected. Results: The mean age of the patients was 57±16. Seven pa- tients (47%) were female. Of the 15 permanent PM and ICD endocarditis patients, 5 died during hospital follow-up (33%). Four patients (27%) experienced a pulmonary embolism. Cul- ture-negative endocarditis was seen in 5 cases (33%). Staph- ylococci were the most common causative organisms (60%). Three patients had undergone surgical treatment (20%). Conclusion: Cardiac device-related endocarditis remain a rare but potentially fatal complication of device implantation Daha fazlası Daha az

P-wave duration and P-wave dispersion is increased in patients with obstructive sleep apnea

Yıldırım, Nesligül | Arat, Nurcan | Çiftçi, Bülent | Güven, Sela Fırat | Sabah, İrfan

Article | 2009 | Türk Girişimsel Kardiyoloji Derg.13 ( 4 ) , pp.138 - 142

Uzamış P dalga süresi ve artmış P dalga dis-persiyonu (PD), atriyal fibrilasyon ile birlikte rapor edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, obstrüktif uyku apnesi (OUA) hastalarda (minimum ve maksimum) P dalga süresi (Pmax). OUA M hastalar (30 hasta, yaş ortalaması 38±6 yıl) ile kontrol grubunu oluşturan 30 hasta, gece boyunca uyku apnesî yönünden çalışıldıktan sonra, prospektif olarak karşılaştırıldı. OUA şiddeti apne-hiperapne indeksi (AHİ) ile belirlendi. Sol atriyal çap, sol ventrikül diyastol sonu çapı ve sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu, transtorasik ekokardiyografi ile hesaplandı. Pmax ve Pmin 12 derivasyonlu yüzey elektrokardiyo . . .gramından ölçüldü. PD, Pmax ve Pmin arasındaki fark olarak hesaplandı. Pmax ile PD ve AHİ arasındaki ilişki araştırıldı. Sol atriyal çap, kontrol grubu ile kıyaslandığın- da OUA lı hastalarda çok yüksekti (4.3±0.3 cm ve 3.9±0.3cm, Daha fazlası Daha az

Romatoid Artriti Olan Hastada Masif Pulmoner Tromboemboli ve Başarılı Trombolitik Tedavisi

Kalaycı, Belma | Korkmaz, Ahmet | Kalaycı, Süleyman | Duman, İlker

Article | 2017 | MN Kardiyoloji24 ( 1 ) , pp.24 - 26

Pulmoner tromboemboli akut dönemde yüksek mortaliteye neden olan bir hastalıktır. Yüksek riskli pulmoner tromboemboli varlığında kontrendikasyon yoksa trombolitik tedavi hayat kurtarıcıdır. Fakat orta riskli pulmoner tromboemboli hastalarında antikoagülan tedavi-ye trombolitik ajan eklenmesi net değildir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda kanama risk profili düşük olan hastalarda antikoagü-lan tedaviye düşük doz trombolitik tedavinin güvenle eklenebileceği belirtilmektedir. Pulmoner tromboemboliye yatkınlık oluşturan bir çok klinik durum vardır. İmmobilizasyon, obezite, operasyon sonrası dönem, kanser varlığı, trombofili, oral kon . . .traseptif kullanımı gibi du-rumlar bunlardan bazılarıdır. Otoimmün hastalıkların bir kısmı venöz tromboembolizm riskini arttırabilir. Romatoid artritin de venöz tromboembolizm riskini arttırdığı bildirilmiştir. Biz romatoid artritli bir hastada gelişen masif pulmoner emboli vakasını sunduk. Pulmonary thromboembolism is a disorder that causes high mortality rate in the acute phase. Thrombolytic therapy is a life saving treat-ment in patients with high risk pulmonary thromboembolism without contraindications. However addition thrombolytic agent to anti-coagulant therapy in patients with moderate risk pulmonary embolism is not clear. In recent studies, addition thrombolytic agent to an-ticoagulant therapy in patients with moderate risk pulmonary thromboembolism had found safely in patients with low bleeding risk pro-file. There are many situations that predispose to pulmonary embolism. Immobilization, obesity, post-operative period, the presence of cancer, thrombophilia and use of oral contraceptive are some of them. Some autoimmune diseases may increase the risk of venous thromboembolism. Also rheumatoid arthritis have been reported to increase the risk of venous thromboembolism. We reported a case that massive pulmonary thromboembolism in a patient with rheumatoid arthritis Daha fazlası Daha az

Koroner arter hastalarında uygulanan yaşam tarzı eğitim ve danışmanlığının yaşam kalitesine etkisi

Kurcer, Mehmet Ali | Özbay, Aydan

Article | 2011 | Anadolu Kardiyoloji Dergisi11 ( 2 ) , pp.107 - 113

Amaç: Bu çalışma; koroner arter hastalarına (KAH) yaşam tarzı değişikliği konusunda yapılacak olan eğitim ve danışmanlık müdahalesinin hastaların aldıkları medikal, invaziv veya cerrahi tedavi tiplerine göre yaşam kalitesine etkisini saptamak amacıyla yapıldı. Yöntemler: Araştırmanın örneklemini KAH tanısı konulan 102 hastadan 18 yaşın üzerinde, algılama bozukluğu, iletişim sorunu olmama kriterleri karşılayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 82 hasta (%80.3) oluşturmuştur. Araştırma dizaynı prospektif kohorttur. Hastalara ‘Hasta Bilgi Formu’, ‘SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği’ uygulanmış ve sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, sağlıklı . . . vücut ağırlığının korunması, sigara ve alkolün bırakılması konularında eğitim ve danışmanlık müdahalesi yapılmıştır. Üç ay sonra hastalara tekrar ‘Hasta Bilgi Formu’, ‘SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği’ uygulanarak müdahalenin etkinliği değerlendirilmiştir. Elde edilen verileri tekrarlı ölçümler için varyans analizi (ANOVAR), Ki-kare önemlilik testi ve nonparametrik testlerden Wilcoxon işaret ve Kruskal-Wallis varyans testleriyle analiz edilmiştir. Bulgular: Hastalara verilen eğitim ve danışmanlık sonrasında, diyete uyumları ve egzersiz süreleri artmış, diyastolik kan basınç ortalaması düşmüş ve SF-36 yaşam kalitesi alan puanları yükselmiştir (tümü için Daha fazlası Daha az

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms