Filtreler
Filtreler
Bulunan: 42 Adet 0.001 sn
Koleksiyon [4]
Tam Metin [1]
Yayın Türü [3]
Yazar [20]
Yayın Yılı [13]
Konu Başlıkları [20]
Yayın Dili [2]
Dergi Adı [13]
Retina dekolmanlı olgularda primer pars plana vitrektomi sonuçlarımız

Çalışkan, Sinan | Alpay, Atilla | Uğurbaş, Suat Hayri

Article | 2012 | MN Oftalmoloji19 ( 4 ) , pp.218 - 222

Amaç: Yırtıklı ve traksiyonel retina dekolmanı tedavisinde, primer pars plana vitrektomi (PPV) ve internal tamponad uygulanan hastaların cerrahi sonuçlarını değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Ocak 2010-Haziran 2012 tarihleri arasında retina dekolmanı tanısıyla opere olan 60 hastanın 62 gözü retrospektif olarak incelendi. Olguların ameliyat öncesi ve sonrası görme keskinlikleri, ön ve arka segment muayene bulguları ile ameliyat sonrasındaki erken ve geç dönem komplikasyonları irdelendi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 58,15±13,38 yıldı. Olguların 36’sı (%60) erkek, 24’ü (%40) kadındı. Traksiyonel retina dekolmanı oranı %61,2, regma . . .tojen retina dekolmanı %38,8’di. Olguların %82,3’ünde anatomik, %51,6’sında fonksiyonel başarı sağlandı. Erken dönemdeki en sık komplikasyon pupilla alanında membran (%23,3) ve ön kamarada silikon kabarcığı (%8,6) idi. Geç dönemde en sık katarakt (%25,8) görülmüştür. Sonuç: Primer PPV ve göz içi tamponad uygulaması retina dekolmanı olgular için uygun olup, anatomik ve fonksiyonel düzelme sağlamaktadır. Aim: Our aim was to present our primary pars plana vitrectomy (PPV) with internal tamponade surgical results in retinal detachment patients. Material and Method: Sixty-two eyes of 60 patients, who underwent PPV with internal tamponades in Bulent Ecevit University Hospital between January 2010 and June 2012. Patients preoperative visual acuity, lens status, fundus examination, early and late surgical complications were reviewed retrospectively. Results: The mean ages of patients was 58.15±13.38 years. There was a 36 male (60%) and 24 female (40%) patients. The retinal detachment cases of 61.2% had tractional retinal detachment and 38.8 percent had rhegmatogen retinal detachment. The anatomic success rate was 82.3% and functional success rate was 51.6 percent. Pupillary membran (23.3%) and silicon oil in the anterior chamber (8.6%) were the common early complications in the patients. The most common late postoperative complication was cataract (25.8%). Conclusion: Pars plana vitrectomy with internal tamponades is effective and improved anatomic and functional success in retinal detachment patients Daha fazlası Daha az

Gevşek iris sendromu

Kozluca, Yasemin | Uğurbaş, Hayri Suat

Other | 2009 | Glokom Katarakt4 ( 2 ) , pp.73 - 78

Gevşek iris sendromu (GİS), fako tekniği ile yapılan katarakt ameliyatı sırasında görülen anormal pupil davranışı ile tanımlanan bir durumdur. Bu sendromun üç anahtar özelliği bulunmaktadır. Bunlar gevşek irisin normal sıvı akışı sırasında anormal dalgalanma göstermesi, irisin fako ve yan kesiye prolapsus eğilimi ve ameliyat sırasında ilerleyici pupiller miyozis gelişmesidir. Bu özellikler ameliyatın daha yorucu ve komplikasyonlara açık olmasına neden olmaktadır. Bu makalede GİS’nun özellikleri ve sebep olan etkenler tartışılıp, alınması gereken önlemler üzerinde durulmuştur Floppy-iris syndrome (FIS) is a condition defined as abnor . . .mal pupil behaviour during cataract surgery using the phacoemulsification technique. There are three key features of this syndrome: a floppy iris that undulates abnormally during normal fluid movement, propensity of the iris to prolapse towards the phaco and side-port incision, and development of progressive pupillary miosis during surgery. These features make the operation more tiresome and complications more likely. In this article the features and causative factors of IFIS are discussed and preventive measures that must be taken are mentione Daha fazlası Daha az

Kuru Göz Semptomları Olan Bilgisayar Kullanıcılarında Gözyaşı Film Tabakasının Oküler Yüzey Hastalığı İndeksi, Gözyaşı Kırılma Zamanı ve Schirmer Testi ile Değerlendirilmesi

Çelik, Tuba

Article | 2017 | MN Oftalmoloji24 ( 1 ) , pp.5 - 8

Amaç: Kuru göz semptomları olan bilgisayar kullanıcılarında gözyaşı film tabakasının, oküler yüzey hastalığı indeksi, gözyaşı kırılma zamanı ve Schirmer testi ile değerlendirilmesi.Gereç ve Yöntem: Göz kuruluğu semptomları olan, günde en az 6 saat bilgisayar kullanan, 20-40 yaş arasındaki 42 bilgisayar kullanıcısıbu çalışmaya dahil edildi. Muayene ve tanısal testler öncesinde 12 sorudan oluşan oküler yüzey hastalığı indeksi anketi uygulanarak skorlandı. Görme keskinliği değerlendirmesi, göz içi basıncı ölçümü, bazal sekresyonu değerlendirmek amacıyla Schirmer testi, gözyaşı kırılma zamanı testi, ön segment ve fundus muayeneleri yapı . . .ldı ve bulgular kaydedildi. Schirmer testi 5 mm'nin altında olması ve gözyaşı kırılma zamanı testinin 10 sn'nin altında olması anlamlı kabul edildi.Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 42 katılımcının (22 kadın, 20 erkek) yaş ortalaması 28,5±2,2 yıl idi. Katılımcıların ortalama bilgisayarbaşında kalma süresi 7,61±1,68 saat/gün idi. Oküler yüzey hastalığı indeksi evrelemesine göre olguların 5'i normal, 5'i hafif, 8'i ortave 24'ü ağır oküler yüzey hastalığına sahipti. Ortalama oküler yüzey hastalığı indeksi, gözyaşı kırılma zamanı ve Schirmer testi skorları sırasıyla 45,2±25,6 , 10,7±5,9 sn (1-18 sn) ve 12,1±6,65 mm (0-35 mm) olarak hesaplandı. Oküler yüzey hastalığı indeksi skoru ile gözyaşı kırılma zamanı arasında anlamlı bir negatif korelasyon saptanırken (r=-0,41, p=0,024), oküler yüzey hastalığı indeksi ile Schirmer testi skorlarları arasında anlamlı bir korelasyon saptanmadı. Sonuç: Kuru göz şikayetleri olan uzun süreli bilgisayar kullanıcılarında, oküler yüzey hastalığı indeksi ve gözyaşı kırılma zamanı testleriberaber kullanılması kuru göz sendromu teşhisini güçlü bir şekilde desteklemekte ve pratik bir kullanım sağlamaktadır. eye symptoms. Material and Method: Forthy-two patients between 20 and 40 years-old using at least 6 hours computer in a day with dry eye symptoms were enrolled in this study. Ocular surface disease index questionnaire was applied and scored before the examination and diagnostic tests. Visual acuity, intraocular pressure measurement, Schirmer test for evaluating basal secretion, break-up time, anterior segment and fundus examinations were done and findings were recorded. Schirmer test results under 5 mm and break-up time test results under 10 sc were defined as significant. Results: The mean age of 42 participants (22 female, 20 male) was 28,5±2,2 years and the mean computer using time of the participants was 7,61±1,68 (6-12) hours/day. According to ocular surface disease index grading scale, 5 of the cases were normal and 5 cases had mild, 8 cases had moderate and 24 cases had severe ocular surface diseases. Mean ocular surface disease index, break-up time and Schirmer test scores were 45,2±25,6 (0-100), 10,7±5,9 sc (1-18 sc), and 12,1±6,65 mm (range 0-35 mm) respectively. While a significant negative correlation between ocular surface disease index scores and break-up time scores were detected (r=-0.41, P=0.024), a significant correlation between ocular surface disease index scores and Schirmer test scores were not detected. Conclusions: Dry eye syndrome diagnose was supported strongly and was supplied practical use by using ocular surface disease index questionnaire and break-up time test together in long-time computer users with dry eye symptoms Daha fazlası Daha az

Kısa ve Uzun Süreli Sigara İçmenin Koroid Kalınlığına Etkisinin Spektral Optik Koherans Tomografi ile Değerlendirilmesi

Çelik, Tuba

Article | 2017 | MN Oftalmoloji24 ( 1 ) , pp.38 - 42

Amaç: Bu çalışmanın amacı, kısa ve uzun dönem sigara içmenin koroid kalınlığına etkisinin spektral optik koherans tomografi ile değerlendirmektir.Gereç ve Yöntemler: Bu prospektif çalışmaya 30-50 yaş arasında, kısa süredir (0.05). Conclusions: Long-term smoking was not associated with significant change with regards to choroidal thickness by evaluating spectral domain optical coherence tomography.

Benign esansiyel blefarospazm ve hemifasiyal spazm tedavisinde botulinum toksin uygulamasının uzun dönem etkisi

Akdemir, Mehmet Orçun | Cantürk, Sılay Uğurbaş | Uğurbaş, Suat Hayri

Article | 2015 | Türk Oftalmoloji Dergisi45 ( 1 ) , pp.9 - 13

Amaç: Bu çalışmada kliniğimizde uzun süreli botulinum toksin A (BTA) enjeksiyonu uyguladığımız benign esansiyel blefarospazm (BEB) ve hemifasiyal (HFS) spazm tanılı hastalarda erken ve geç dönem ilaç dozları ile iyilik süreleri karşılaştırıldı. Ge­reç ve Yön­tem: BEB ve HFS tanısı nedeniyle BTA tedavisi alan hastaların kayıtları geriye dönük olarak incelendi. On enjeksiyon ve üstü tedavi alan, düzenli takipli 12 hasta çalışmaya dahil edildi. İlk 5 enjeksiyon ve son 5 enjeksiyon dozları ile iyilik süreleri karşılaştırıldı. Bulgular: On iki hastanın 6’sı BEB (4 kadın, 2 erkek), 6’sı ise HFS (5 kadın, 1 erkek) nedeniyle tedavi almıştı. . . . Hastaların ortalama takip süresi tüm hastalarda 66,17 ay, BEB grubunda 51,83 ay, HFS grubunda ise 90,33 ay idi. Ortalama tedavi dozu BEB grubunda 40,79 U, HFS grubunda 29,07 U idi. Tedavi sonrası iyilik süreleri değerlendirildiğinde, BEB grubunda ilk 5 enjeksiyon sonrası iyilik süreleri ortalaması 16,1 hafta iken, son 5 enjeksiyon sonrası ortalama iyilik süresi 18,9 hafta idi (p=0,172). HFS grubunda ise ilk 5 enjeksiyon sonrası iyilik süresi 23,6 hafta iken son 5 enjeksiyon sonrası iyilik süresi 23,0 hafta idi (p=0,463). BEB grubunda son 5 enjeksiyon sonrası iyilik süresinde, ilk 5 enjeksiyon sonrası iyilik süresine göre 2,7 hafta artış saptandı. Sonuç: BTA enjeksiyonu BEB ve HFS hastaları için güvenli, etkili bir tedavi yöntemidir. Enjeksiyon dozları uzun dönemde değişmemekle beraber tedavi sonrası iyilik süresi HFS grubunda değişmemişken, BEB hastalarında istatistiksel olarak anlamlı olmasa da iyilik süresinde uzama olmuştur. (Turk J Ophthalmol 2015; 45: 9-13) Objectives: In this study, we evaluated the long-term effects of botulinum toxin A (BTA) in patients diagnosed with benign essential blepharospasm (BEB) and hemifacial spasm (HFS) comparing the drug dose in early and late periods and mean duration of relief. Ma­te­ri­als and Met­hods: The records of patients who were treated with BTA for BEB and HFS were analyzed retrospectively. The patients who had Daha fazlası Daha az

Pterlium tedavisinde sütürsüz konjonktiva otogrefti

Uğurbaş, Suat Hayri | Kargı, Şebnem | Alpay, Atilla | Güney, Tuncer

Article | 2007 | Türk Oftalmoloji Dergisi37 ( 5 ) , pp.333 - 337

Amaç: Pterjium tedavisinde uygulanan konjonktiva otogrefti yönteminde sütür yerine kullandığımız fibrin doku yapıştırıcısının etkinliği, güvenilirliği, cerrahi sürece etkisi ve postoperatif dönemdeki hasta konforu araştırılmıştır. Yöntem: Mart 2005 ile Ağustos 2005 tarihleri arasında 10 hastanın 10 gözündeki pterjium eksize edildi. Eksizyon sonrası açıkta kalan sklera üzerine aynı gözün üst temporal konjonktivasmdan alınan otogreft fibrin doku yapıştırıcısı ile transfer edildi. Cerrahi sonrası hastalar 3-7 ay takip edildi. Bulgular: Konjonktiva otogreftleri greftin küçük ve kalın tutulduğu bir olgu dışında bütün olgularda başarıyla . . .yeni yerine yapıştırıldı. Ortalama ameliyat süresi ortalama 18.4 (13-24) dakikaydı. Bir olguda greft altında subkonjonktival hemoraji gözlendi. Tartışma: Fibrin doku yapıştırıcısı operasyon süresini kısaltan, postoperatif dönemde daha az rahatsızlığa sebep olan bir yöntem olarak konjonktiva otogreftlerinde sütür yerine kullanılabilir. Pahalı olması en önemli dezavantajı olarak görülmektedir. Sutureless Conjunctival Autogrâft in Pterygium Traetment Purpose: To examine the efficacy and safety of fibrin glue replacing the sutures attaching conjunctival autografts for pterygium treatment and its effect on the surgery time and postoperative patient confort. Material and Methods: Ten eyes of ten patients underwent pterygium excision during March 2005- August 2005. The conjunctival autograft harvested from the superior temporal conjunctiva of same eye was transferred to the bare sclera after the pterygium excision. The patients were followed for 3-7 months after surgery.Results: All conjunctival autografts were successfully attached to their new place except one case which had a small and thick graft. Mean surgical time was 18.4 (13-24) minutes. Subconjunctival hemorrhage under the graft was observed in one patient. Conclusion: Fibrin glue may replace the sutures in conjunctival autografts as an effective method decreasing the operation time and increasing postoperative patient confort. Its major disadvantage seems to be the price Daha fazlası Daha az

2019-12-23

Köksal, Murat | Şengün, Ahmet | Kargı, Şebnem | Tomaç, Sühan | Uğurbaş, Suat Hayri

Article | 2004 | Retina-Vitreus12 ( 1 ) , pp.58 - 61

Santral seröz koryoretinopatinin tipik formları çoğunlukla 3-4 ay içinde görme kaybı olmaksızın kendiliğinden iyileşmektedir. Ancak bazı nadir formları retina pigment epitel atrofisi ile beraber kronik gidiş göstermekte ve kötü görsel prognozla seyretmektedir. Bu retina pigment epitel atrofileri vertikal, aşağıya doğru uzanan yol şeklinde izlenebilmekte ve bazen seröz sıvının yer değiştirmesi ile alt yarıda büllöz retina dekolmanına sebep olmaktadırlar. Bu görünüm tanı ve tedavide ikilemlere yol açmaktadır. Burada atipik bir santral seröz koryoretinopati olgusunun klinik, floresein ve indosiyanin yeşili anjiografik özelliklerini tar . . .tışmaktayız. Most eyes with typical forms of central serous chorioretinopathy (CSR) undergo spontaneous resolution in 3-4 months without visual disturbance. However, some rare forms progress into chronic state with retinal pigment epithelial atrophy resulting with poor visual prognosis. These atrophic retinal pigment epithelial areas form a vertical tract extending to the inferior retina and may lead to bullous retinal detachments located inferiorly due to displacement of the serous fluid. This appearance may cause confusion in the diagnosis and treatment. We here present clinical and angiographic (fluorescein and indocyanin green) features of an atypical case of CSR Daha fazlası Daha az

Diagnosis of Post-Total Thyroidectomy Hypocalcaemia By An Ophthalmologist

Akdemir, Mehmet Orçun | Ayar, Orhan | Yazgan, Serpil | Uğurbaş, S Hayri

Article | 2015 | Glokom Katarakt10 ( 1 ) , pp.58 - 60

Bu çalışmada total tiroidektomi sonrası çift taraflı katarakt gelişimi ile ilişkili hipokalsemi olgusunu sunmayı amaçladık. Otuzüç yaşında kadın hasta 8 aydır olan görme azlığı şikâyetiyle kliniğimize başvurdu. Aynı zamanda distal ekstremitelerde hafif parestezi mevcuttu. Katarakt cerrahisi öncesinde kalsiyum seviyesi 8.0 mg/dl, tiroid stimülan hormon seviyesi 0.628 IU/ml , serbest T4 seviyesi 1.12 ng/dl (Referans Aralığı: 0.89-1.76), serbest T3 4.13 pg/ml (Referans Aralığı: 1.8-4.7) ve paratiroid hormonu seviyesi 8 pg/ml idi (Referans Aralığı: 16-87 pg/ml). Hasta klinik olarak ötiroid idi fakat paratiroid hormon seviyesi düşüktü. D . . .üzeltilmiş en iyi görme keskinliği 0.016 seviyesindeydi. Biyomikroskopik muayenesinde bilateral simetrik kortikal katarakt tespit edildi. Hasta bize başvurana kadar yeterli tedavi almıyordu. Tedavi sonrasında parestezi semptomlarında düzelme oldu. Belirgin sistemik semptomlar yokluğunda dahi hipokalsemi tanısını atlamamak çok önemlidir. Göz doktorları, bizim vakamızda olduğu gibi hipokalsemi tanısı koyan ilk doktorlar olabilirler. Özellikle katarakt ile başvuran genç hastalar tiroid cerrahisi açısından sorgulanmalı ve ayrıca kalsiyum seviyeleri kontrol edilmelidir. To present a case of profound hypocalcaemia associated with the development of bilateral cataracts after total thyroidectomy. A 33-year-old woman applied to our clinic because of vision loss for 8 months. She had also mild paresthesia in distal extremities. Preoperative calcium level was 8.0 mg/dl , thyroid stimulating hormone was 0.628 IU/ml , free T4 was 1.12 ng/dl (Reference Range: 0.89-1.76), free T3 was 4.13 pg/ml (Reference Range: 1.8-4.7) and parathyroid hormone was 8pg/ml (Reference Range: 16-87 pg/ml). The patient was clinically euthyroid but parathyroid hormone level was low. Uncorrected visual acuity in both eyes were 0.016. Biomicroscopic examination revealed symmetric complete cortical cataract in both eyes. Patient had not taken sufficient treatment for hypocalcemia till she came to our hospital. After treatment, her paresthesia symptoms improved. It is very important not to overlook hypocalcaemia diagnosis which is a rare cause of cataract even without any obvious systemic symptoms. Ophthalmologists can be the first doctors that diagnose hypocalcaemia as in our case. Especially young patients presenting with cataract should be questioned about thyroid surgery and also checked for calcium levels Daha fazlası Daha az

Sjögren sendromu ve lipid keratopati

Akdemir, Mehmet Orçun | Sayman, Işıl Bahar Muslubaş | Kandemir, Baran

Article | 2014 | MN Oftalmoloji21 ( 2 ) , pp.138 - 140

Bu yazının amacı, Sjögren sendromu nedeniyle oluşan korneal neovaskülerizasyon ve se- konder lipid keratopatili bir olguyu sunmaktır. 38 yaşındaki kadın hasta bilateral korneal opasite ve 1 yıldır şiddeti artmış oküler iritasyon ve fotofobi ile kliniğimize sevk edildi. Hasta 10 yıl önce Sjögren sendromu tanısı almıştı ve 8 yıldır da kuru göz nedeniyle suni gözyaşı kul- lanıyordu. Her iki göze 7 yıl önce kalıcı punktum oklüzyonu yapılmıştı. Günde iki kez siklos- porin A %0,05 (Restasis, Allergan) (CSA) kullandığı suni gözyaşına eklendi. 6 ay sonrası tüm semptomları, lipid birikimi ve korneal vaskülerizasyon dışındaki tüm bulguları ge . . .riledi. Ciddi komplikasyonlara yol açabilecek kuru göz hastalığı dikkatli tedavi edilmeli ve takipleri düzenli bir şekilde yapılmalıdır. The purpose of this paper is to report a case of bilateral secondary lipid keratopathy and corneal vascularization as a result of Sjogren syndrome. A 38-year old woman was referred to our clinic with bilateral corneal opacity, ocular irritation and photophobia for 1 year. She had a history of Sjogren syndrome for 10 years and dry eye treatment with eye drops for 8 years. Permanent punctal occlusion had been performed 7 years ago in both eyes. For treatment Cyclosporine A, %0.05 (Restasis, Allergan) (CSA) was added to treatment twice a day, along with artificial tears. After 6 months all symptoms and signs other than lipid accumulation and corneal vascularization got better. Dry eye disease that can lead to serious complications should be treated with caution and follow-up should be done in an orderly manner Daha fazlası Daha az

Scleral Fixated Posterior Chamber Intraocular Lens for Children with Traumatic Cataract

Koban, Yaran | Ayar, Orhan

Article | 2017 | Türkiye Klinikleri Oftalmoloji Dergisi26 ( 4 ) , pp.232 - 237

ÖÖZZEETT AAmmaaçç To report on the outcomes of posterior chamber lens implantation with scleral fixation (SFIOL) in children with traumatic cataract after 1 year. Material and Methods: Eleven eyes of eleven cases were included in the study. All patients had corneal or corneoscleral lacerations that were primarily repaired except one patient. Traumatic cataract subsequently developed and SFIOL was performed due to insufficient posterior capsule support. Pre-operative and post-operative best corrected visual acuity (BCVA), intraocular pressure (IOP), intraocular lens (IOL) position, anterior chamber reaction, and retinal evaluation we . . .re analyzed via retrospective medical record review. Results: From 2013-2015, 11 SFIOLs were implanted in 11 children with traumatic cataracts. The average age of the patients was 8.2 years (range: 5 to 14 years). All cases had SFIOL implanted via internal route using triangular double scleral flaps made of 10-0 polypropylene after a complete anterior vitrectomy. Average follow-up was 16.57±3.41 months (range: 12 to 26 months). Visual acuity was increased at the last visit in all patients ( Daha fazlası Daha az

Yeni tanı almış tip 1 diabetes mellituslu bir hastada tedavisiz gerileyen arka kapsül altı katarakt

Akdemir, Mehmet Orçun | Ayar, Orhan | Yazgan, Serpil | Alpay, Atilla | Uğurbaş, Suat Hayri

Letter | 2015 | Türk Oftalmoloji Dergisi45 ( 1 ) , pp.45 - 46

Orbita metastazı ile tanı alan hepatosellüler karsinom: Olgu sunumu

Kılıç, Deniz | Cantürk, Sılay Uğurbvaş | Bakan, Betül | Alpay, Atilla | Uğurbaş, Suat Hayri

Article | 2013 | MN Oftalmoloji20 ( 2 ) , pp.0 - 0

Metastatik orbita tümörleri tüm orbita tümörlerinin az bir kısmını oluşturmaktadır. Daha çok ileri yaşlarda görülmekte ve yavaş gelişen proptozis, çift görme ve görme keskinliğinde azalma ile kendini göstermektedir. Kesin tanı biyopsi ile konulmaktadır. Kanser tanısı almış ve takiplerde orbita kitlesinin yaptığı şikayetlerle gelen olgularda primer odağın bulunması ko- lay olmaktadır. Başvuru şikayeti göz bulguları olan olgularda tanı konması gecikmekte ve te- davi süresi uzamaktadır. Bu çalışmada önceden herhangi bir hastalık öyküsü olmayan ve tek gözde ileri yer değişitirme, kızarıklık ve akıntı şikayeti ile başvurup hepatosellüler . . . karsinoma tanısı alan bir olgu sunulmaktadır. Metastatic orbital tumors represent a small proportion of orbital masses. They usually present with gradual progressive proptosis, diplopia and decrased visual acuity in the elder age. Diagnosis is comfirmed with biopsy. In patients with prior history of cancer primary source of metastasis is evident. Cases with initial diagnosis of orbital tumor with unknown pri- mary source are more challenging and may face with delay in diagnosis and treatment. This report describes a patient with no known history of malignancy who presented with globe dis- placement, diplopia, redness and ocular discharge. Primary diagnosis of hepatocellular car- cinoma was based on excisional biopsy of the orbit emphasizing systemic evaluation of pa- tients with orbital tumors Daha fazlası Daha az

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms