Filtreler
Filtreler
Bulunan: 2.045 Adet 0.002 sn
Koleksiyon [20]
Tam Metin [2]
Yayın Türü [10]
Yazar [20]
Yayın Yılı [20]
Tez Danışmanı [20]
Konu Başlıkları [20]
Yayıncı [20]
Yayın Dili [1]
Dergi Adı [20]
Editör/Editörler [7]
Our open heart surgery experience in factor XII deficiency: a case report

Coskun, Elif | Buyukates, Mustafa

Article | 2016 | TURK GOGUS KALP DAMAR CERRAHISI DERGISI-TURKISH JOURNAL OF THORACIC AND CARDIOVASCULAR SURGERY24 ( 3 ) , pp.561 - 564

Factor XII deficiency is an important hematological problem which is characterized by isolated prolongation of the activated partial thromboplastin time and presents with thrombosis and thromboembolism tendency rather than expected bleeding diathesis in clinical practice. A 55-year-old male patient who was scheduled for aortic coronary bypass graft surgery had elevated activated partial thromboplastin time (109.4 sec) as a laboratory finding. The patient was diagnosed with factor XII deficiency and operated in our clinic. No thromboembolic event was seen during follow-up. The patient was discharged in the seventh postoperative day u . . .neventfully. Herein, we highlight the importance of this disease due to its rare occurrence and present our treatment strategy applied Daha fazlası Daha az

Serum TNF-? ve İL-8 düzeylerinin prostat kanserli hastalardaki tanısal değeri

Erol, Bülent | Dönmez, İbrahim | Mungan, Görkem | Cam, Murat | Tokgöz, Hüsnü | Mungan, Necmettin Aydın

Other | 2008 | Türk Üroloji Dergisi/Turkish Journal of Urology34 ( 3 ) , pp.295 - 299

Bu çalışmamızda prostat kanserinde PSA’ya ek olarak TNF-? ve IL-8’in tanısal değerinin olup olmadığının araştırılmasını amaçladık. Bu çalışmaya Ocak ve Aralık 2005 tarihleri arasında ZKÜ Tıp Fakültesi üroloji polikliniğinde PSA yüksekliği nedeniyle prostat biyopsisi planlanan toplam 37 hasta alındı. Hastaların TNF-? ve IL-8 düzeyleri her hasta için iki adet 100 µL serum örneği alınarak ve Immulite® IL8 ve Immulite® TNF-? kitleri kullanılarak pg/ml biriminde ölçüm yapıldı. BPH ve Prostat kanserli grupta TNF-? ve IL8 değerleri karşılaştırıldı. Ayrıca kanserli grupta Gleason skoru ile bu ölçütler arasındaki korelasyon incelendi. Prosta . . .t kanseri olan grupta (n=20) IL-8 düzeyleri 5.0 pg/ml ile 46.2 pg/ml arasında ve ortalama 12.1 pg/ml, TNF-? düzeyleri ise 4.0 ila 10 pg/ml arasında ve ortalama 5.64 pg/mL olarak saptandı. BPH grubunda (n=17) ise bu düzeyler IL-8 için 5.0 ila 27.4 pg/ml arasında ve ortalama 9.094 pg/ml, TNF-? düzeyleri ise 4.0 ila 9.0 pg/ml arasında ve ortalama 5.46 pg/ml olarak tespit edildi (p>0.05). Gleason skoru ve bu ölçütler arasında istatistiksel olarak korelasyon saptanmadı. Çalışmamızdan BPH’lı ve prostat kanserli hastaların serum TNF-? ve IL-8 düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık saptanmamıştır. TNF-? ve IL-8’in prostat kanserli hastalarda tanısal değerinin olmadığı düşünülse de, TNF-? ve IL-8’in prostat kanseri patogenezindeki rolleri ve prostat kanseri seyrindeki belirleyici yerleri farklı evredeki hasta grupları ve daha geniş serilerde araştırılmalıdır. Introduction: In this study, we aimed to evaluate TNF-α and IL-8 levels in patient with prostate cancer as diagnostic tools additional to PSA. Materials and Methods: In this current study, we included a total of 37 patients who were planned to undergo prostate biopsies in Department of Urology of Zonguldak Karaelmas University due to having high PSA levels between January and December 2005. Two samples of serum each containing 100 µL plasma were collected from each patient in order to measure TNF-α and IL-8 levels by using Immulite® IL8 and Immulite® TNF-α immunometric assays and results were given in pg/mL unit. TNF-α and IL-8 levels were compared in groups of BPH and prostate cancer. Additionally, Gleason score and those parameters were compared within prostate cancer group. Results: IL-8 levels were between 5.0 pg/mL to 46.2 pg/ml and mean IL-8 level was 12.1 pg/ml; TNF-α levels were between 4.0 pg/ml to 10 pg/mL and mean TNF-α level was 5.64 pg/ml in prostate cancer group (n=20). IL-8 levels were between 5.0 pg/ml to 27.4 pg/ml and mean IL-8 level was 9.094 pg/ml; TNF-α levels were between 4.0 pg/ml to 9 pg/mL and mean TNF-α level was 5.46 pg/ml in BPH group (n = 17) (p>0.05). There was no statistical corelation detected between Gleason score and those parameters. Conclusion: There were not any significant statistical difference in TNF-α and IL-8 levels between patients with BPH and prostate cancer. IL-8 and TNF-α do not seem to diagnostic value in patients with prostate cancer. However, the role of TNF-α and IL-8 in prostate cancer etiology and their roles in diagnosing prostate cancer and prognosis of prostate cancer should be investigated in larger series Daha fazlası Daha az

Hemoglobin varyantının HbA1c ölçümüne etkisi

Güven, Berrak | Can, Murat | Eskici, Zeynep

Article | 2011 | Fırat Tıp Dergisi16 ( 2 ) , pp.97 - 99

HbA1c testi diabetes mellitusun tanısı ve takibinde kullanılmaktadır. Bu olgu sunumunda, klinik ile uyumsuz HbA1c sonucuna sahip bir hasta sunulmuştur. İleri araştırmalar asemptomatik hemoglobin varyantının bu uyumsuzluğa neden olduğunu göstermiştir. HbA1c test is used in diagnosis and monitoring of diabetes mellitus. In this case report, a patient was presented that had discordance between clinical status and HbA1c result. Further investigations showed asymptomatic hemoglobin variant was caused this discordance.

TÜRKİYE’DE FAALİYET GÖSTEREN MEVDUAT BANKALARININ BİREYSEL VE SEKTÖREL RİSK DERECELENDİRMESİ: BİR CAMELS ANALİZİ UYGULAMASI

Gürsoy, İsmail | Bayramoğlu, Mehmet Fatih

Article | 2017 | Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi15 ( 1 ) , pp.1 - 19

Türk bankacılık sektörü, gerek Türkiye ekonomisi gerekse Türkiye finansal sistemi için büyük öneme sahiptir. Bu nedenle bu sektörün yerinde denetimi ve uzaktan gözetimi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, 2005-2015 yıllarını kapsayan 11 yıllık dönem için Türkiye'de faaliyet gösteren 25 adet mevduat bankasının risk-performans analizi, CAMELS derecelendirme yöntemi ile bireysel ve sektörel ölçekte yapılmıştır. Söz konusu 25 bankanın 3'ü kamu, 10'u özel (yerli) ve 12'si yabancı sermayelidir. Çalışmada, bankaların bireysel olarak değerlendirilmelerinden elde edilen bulgular; kamu sermayeli bankaların oldukça güçlü bir mali yapıya sah . . .ip olduklarını göstermektedir. Bulgular, özel bankaların Sermaye Yeterliliği ve Likidite Durumu bileşenlerine göre güçlü, Yönetim Kalitesi bileşenine göre zayıf olduğunu; yabancı bankaların ise Varlık Kalitesi ve Piyasa Riskine Duyarlılık bileşenleri bakımından güçlü iken Yönetim Kalitesi ve Likidite Durumu açılarından zayıf olduklarını ortaya koymaktadır. Çalışmanın Türk bankacılık sektörünün geneline ilişkin bulguları ise sektörün Varlık Kalitesi, Sermaye Yeterliliği ve Likidite Durumu bileşenleri bakımından güçlü iken, Yönetim Kalitesi ve Piyasa Riskine Duyarlılık bakımından görece zayıf olduğunu ortaya koymaktadır The Turkish banking sector, whether it is for the Turkish economy or the Turkish financial system, has a great importance. For this reason, on-site and off-site inspection of the banking sector is of great importance. In this study, the risk-performance analysis of 25 deposit banks operating in Turkey in the 11-year period covering the years 2005-2015 was carried out at the individual and sectoral basis by the CAMELS rating method. Three of these banks are state-owned, ten are privately-owned (domestic), and twelve are foreign banks. Findings of the individual evaluation of the banks indicate that state-owned banks have a strong financial structure. Findings reveal that privately-owned banks are healthy regarding components of the Capital Adequacy and the Liquidity and are weak regarding the Management Quality; also reveal that while foreign banks are strong regarding the Asset Quality and the Sensitivity to Market Risk components, they are weaker regarding the Management Quality and the Liquidity. Findings of the study on the Turkish banking sector as a whole show that while the sector is strong regarding the Asset Quality, the Capital Adequacy, and the Liquidity components, it is relatively weak regarding the Management Quality and the Sensitivity to Market Ris Daha fazlası Daha az

Şerh-i Mantıku’t-Tayr’da Gelenek, Halk İnanışı ve Âdet

Turan, Muhittin

Article | 2017 | İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi6 ( 7 ) , pp.90 - 98

Her milletin kendi dünya görüşü vardır. Diğer bir ifade ile her millet dünyaya ve insanlığa kendi penceresinden bakar. Bu durumun oluşmasında kendi iç dinamikleri etkin rol oynar. Bu dinamikler kendisini giyim-kuşam, inanış, gelenek, oturuş-kalkış, konuşma, zevk, korku, ihtiyaç vb. durumlarla belli eder. Bir milleti millet yapan bu tür özellikler süreç içerisinde diğer milletlerin gelenek ve inanışlarıyla etkileşim içerisine girebilir. O kadar ki kültürel alış-veriş diyebileceğimiz bu durum zamanla ilgili inanışın hangi millete ait olduğunun bilinememesi sonucunu da doğurabilir. Dolayısıyla Türklerin Orta Asya topraklarından Anadolu . . . topraklarına gelmesiyle birlikte daha çok Arap ve Fars kültürlerinin etkisinde kalması bazı âdet, halk inanışı ve geleneklerin de bir anlamda ortak olmasına zemin hazırlamıştır. Şerh-i Mantıku't-Tayr'daki inanış ve âdetler de işte bu durumu örnekler niteliktedir Every nation has its own worldview. In other words, every nation looks at the world and humanity from its own window. Their internal dynamics play an active role in the formation of this situation. These dynamics are manifesting themselves as clothing-belief, belief, tradition, sitting-take-off, speech, pleasure, fear, it becomes evident in situations. Such characteristics that make a nation a nation can interfere with the traditions and beliefs of other nations in the process. So much so that we can say that cultural exchange can be the result of not knowing which country belongs to the belief in time. Therefore, with the Turks coming to the Anatolian lands from the Central Asian lands, the influences of the Arab and Persian cultures have laid the groundwork for some customs, folk beliefs and customs to be common in a sense. İn Şerh-i Mantıku’t-Tayr beliefs and customs are examples of this situatio Daha fazlası Daha az

Selim prostat büyümeli hastalarda transizyonel zon indeksinin yeri ve önemi

Bayar, Deniz | Erol, Bülent | Altınel, Mert | Dönmez, İbrahim | Özgök, Yaşar

Article | 2008 | Türk Üroloji Dergisi/Turkish Journal of Urology34 ( 3 ) , pp.340 - 344

Transizyonel zon indeksi (TZI), Selim Prostat Büyümesi (BPH) tanısında ve belirtilerin değerlendirilmesinde kullanılan bir ölçüttür. Bu çalışma Alt Üriner Sistem Belirtileri (AÜSS) nedeniyle başvuran olan hastalarda yaş, Uluslarası Prostat Semptom Skoru (IPSS), Pik İdrar Akım Hızı (PİAH) ve Prostat Spesifik Antijen (PSA)’in TZI ile karşılaştırılması ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon olup olmadığının değerlendirilmek üzere planlandı. Çalışmaya hastanemiz üroloji polikliniğine AÜSS nedeniyle başvuran 81 erkek hasta alındı. Hastaların yaş, IPSS, PIAH ve PSA değerleri belirlenerek bu değerlerin TZI ile korelasyon . . .u araştırıldı. Ayrıca yaş, IPSS ve PSA değerleri kendi aralarında gruplandırılarak her biri önce TZI ile daha sonra TZI sabitlenerek kendi aralarındaki istatistiksel analizleri yapıldı. Hastaların ortalama yaşı 62,6±8 yıldı. Hastaların TZI değerleri ile yaş, IPSS skoru ve PSA değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde korelasyon ve PİAH değerleri ile istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde korelasyon saptandı ( Daha fazlası Daha az

Internet Bankacılığı Kullanımında Güvenlik Unsurlarının Bilinirliği (Anket Uygulamasına Dayalı SPSS Çözümlemesi)

Barışık, Salih | Temel, Halime

Article | 2007 | Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi0 ( 13 ) , pp.136 - 160

İnternetin insan yaşamına sağladığı kolaylıklar internet kullanımının yaygınlaşmasını hızlandırmaktadır. Bu yaygınlaşmanın bankacılık sektöründe de yaşanmasına rağmen, internet bankacılığı kullanımı artışıyla birlikte internet bankacılığına yönelik saldırılarla dolandırıcılık yapılabilmektedir. Dolandırılıcılık haberleri internet bankacılığına güven sorununu ortaya çıkarmıştır. İnternet bankacılığı güvenlik unsurlarının bilinilirliğinin internet bankacılığı kullanımında etkin olduğu düşünülmektedir. Bu amaçla güvenlik unsurlarının bilinilirliği ve kullamlırlığını tespit etmeye yönelik pilot bir uygulama yapmak amaçlanmıştır. Uygulam . . .a ile internet bankacılığına güven duyup duyulmadığı, internet bankacılığı kullanımında en çok yapılan işlemler ve internet bankacılığı kullanımında güvenlik unsurlarının' bilinirliğini ve kullanımı tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğrencileri ve öğretim elemanları örneklem seçilmiştir. İnternet bankacılığının ve güvenilirliğinin bilinilirliğinin öğrenciler ve öğretim üyeleri arasında farklı olduğu, bu farklılığın kullanımı etkilediği gözlenmiştir. Bankaların internet bankacılığını yaygınlaştırabilmek için internet bankacılığı hizmetlerinin yanı sıra internet bankacılığı güvenlik sistemlerini tanıtması gerekmektedir. The facilities provided by the internet bring about its wide usage. Banking sector is one of the leading sectors in which internetprovided- services are used extensively. However, the cases of internet fraud is also spreading as a result of this wide-spread usage. This situation causes a trust problem in the internet banking sector. The knowledge of internet security is an important element in convincing people to use internet banking effectively. The aim of this study is to determine the level of internet-banking-users' knowledge of internet security, most frequently used internet banking services and seriousness of the trust problem in using internet banking. The faculty and the students of the Zonguldak Karaelmas University, Faculty of Economics and Administrative Sciences constitute the sample of this study. The results indicate that the knowledge in internet security differs between the students and the faculty, and this difference affects the use of internet banking. This result suggests that in order to increase the volume of internet banking, banks need to introduce not only their internet banking services but also the security systems which increase the trustworthiness of internet banking Daha fazlası Daha az

Aloe Barbadensis'in reproduktif sisteme etkisinin araştırılması

Kosif, Rengin | Aktaş, R. Gülhan | Birincioğlu, Serap

Article | 2008 | İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi34 ( 1 ) , pp.21 - 38

Bir Aloe Vera tipi olan Aloe Barbadensis’in doğum sürecindeki ratların reprodüktif sistemine olan etkisi araştırıldı. Bunun için Aloe Barbadensis’in tedavi amaçlı kullanılmayan ticari bir formu olan Aloe Vera jel kullanıldı. Bir kontrol ve 2 deney grubu olmak üzere, 3 grup Wistar Albino hiç doğum yapmamış dişi ratlar üzerinde çalışıldı. Grup I’e günde 25 mg (140 mg/kg ) Aloe Barbadensis oral yolla ve gavaj uygulanarak verildi. Aloe Barbadensis 500 mg soya yağı içeren kapsüller içinde bulunmaktaydı, o nedenle grup II’ye her gün 500 mg soya yağı verildi. Grup III ise kontrol grubuydu. 3 grup da normal yem ve su ile beslendi. Doğum ger . . .çekleşene kadar 20 gün boyunca hergün madde uygulandı. 21. gün ratlar anestezi altında açıldı. Reprodüktif sisteme ait organların doku örnekleri rutin histolojik prosedürü takiben ışık mikroskobunda incelendi. Aloe Barbadensis verilen grupta uterus dokusu hiperemik görünümde damarlar belirgin ve dilateydi. Lamina propria’dan myometriuma kadar tüm katmanlarda nötrofil lökosit infiltrasyonu belirlendi. Endometriumda bezler kistik dilate görünümde, damarlanmada artma ve endometrium lümen epitelyumunda hipertrofi mevcuttu. Endometriumun epitelyum hücrelerinin Aloe Barbadensis verilen grupta yer yer yüksekliklerinin artmış olduğu, nucleus’larının büyüdüğü, tek katlı epitelyumun yer yer çok katlı hale geldiği gözlendi. Hiperplaziden çok hipertrofi belirgindi. Aloe Barbadensis verilen grupta ovaryum dokusunun damarlı ve hiperemik hali dikkat çekiciydi. Ovaryumlardaki folliküller incelendiğinde primer follikül sayısında azalma, sekonder follikül çapında küçülme ve sayısında artış meydana geldi. Gebelik süresince uygulanan Aloe Barbadensis fetal ölüme, gelişme geriliğine, abortusa ya da anomaliye sebep olmadı. Histolojik değişiklikler bize uterusta Aloe Barbadensis’in angiogenesis etkisini ve östrojen benzeri etkisini, ovaryumda ise FSH benzeri etkisini işaret etmektedir. Bu etki 140 mg/kg dozda fetusa zarar vermemiştir. Effects of Aloe Barbadensis, a type of Aloe Vera, on reproductive system were investigated during pregnancy. Aloe Vera gel, a commercial and nontherapeutic form of Aloe Barbadensis, was used for this purpose. 3 groups – 1 control and 2 test groups – of female Wistar Albino rats with no birth before were studied. Group I was administered 25 mg (140 mg/kg) of Aloe Barbadensis per day both orally and through gavage. Aloe Barbadensis was inside capsules that contain 500 mg of soybean oil; therefore Group II was administered that 500 mg of soybean oil. Group III were the control group. All three groups were nourished on normal feed and water ad libitum. The substance had been administered for 20 days until the birth. Organs involved in reproductive system were examined on histological bases. Tissue of uterus had a hyperemic view, and vessels were distinct and dilated. Neutrophil leukocyte infiltration was detected on all layers from lamina propria to myometrium. Glands were cystic dilated, and epitel had a hyperplasic view some regions. Vascular increase and hypertrophy on endometrium lumen epitel were observed. Vascular increase and hyperemic form of ovary in the group administered with Aloe Barbadensis was notable. Decreasing of primer follicle’s number, increasing of seconder follicle’s number and diminishing of seconder follicle’s diameter have been occurred in ovary. Aloe Barbadensis administered during pregnancy period did not cause fetal death, growth retardation, abortus or anomaly. The histological changes imply angiogenesis effect of Aloe Barbadensis and an effect like estrogen in uterus and an effect like FSH in ovary. This effect did not damage fetus a dose of 140 mg/kg Daha fazlası Daha az

İzole sabit distonilerden yumruk el sendromu: Olgu sunumu ve literatürün gözden geçirilmesi

Taşçılar, Nida | Ekem, Süreyya | Başaran, Aynur | Özdolap, Şenay

Article | 2008 | Türk Nöroloji Dergisi14 ( 5 ) , pp.344 - 349

Bilimsel zemin: istirahatte nötral pozisyona dönmeyen, hareketsiz distonik postür olarak tanımlanan sabit distoninin ellerde görülen izole formu olan yumruk el sendromu (YES), fokal el distonisiyle karışabilir. Sabit distoniler; sekonder distonilerde (akkiz bazal ganglion hastalıklarında, kortikobazal dejenerasyonda), kompleks bölgesel ağrı sendromunda, psikojen hareket bozukluğunda karşımıza çıkabilir. Bu tip distonilerin tanı aşaması uzun, tedavisi de güç olmaktadır. AMAÇ: Yumruk el sendromlu bir olguyu sunarak, ayırıcı tanısını ve tedavisini literatür eşliğinde tartışmayı amaçladık. OLGU: Ellerini (sağı 5, solu 3 yıldır) kullanam . . .ama şikâyeti ile gelen, 42 yaşında kadın hastanın fizik muayenesinde, iki elin dorsal yüzünde gode bırakan ödem, palmar yüzünde maserasyon, fissür ve kötü bir koku, tırnaklarda trofik değişiklikler gözlendi. Nörolojik muayenede bilateral üst ekstremitelerde yumruk yapılmış el şeklinde fleksiyon postürü saptandı. Volenter ve zorlu ekstansiyona getirilemedi. Anestezi uygulandıktan sonra ellerde minimal pasif ekstansiyon sağlandı. Kranial ve spinal MR, biyokimya ve kan tetkikleri normal saptandı. EMG'de distonik aktivite gözlenmedi. Tedavide multidisipliner yaklaşım uygulandı. YORUM: Sabit distonili ve dolayısı ile yumruk el sendromlu hastalarda primer ve sekonder sebepler ekarte edildikten sonra tanıya ve tedaviye yönelik invazif yaklaşımlardan kaçınılarak, fizyoterapi, iş-uğraşı tedavisi, kognitif davranışçı tedavi, psikoterapi, botulinum toksin uygulaması, antikolinerjik, antiepileptik, benzodiazepinler gibi tedavileri içeren, nörolog, fizyoterapist, psikiyatrist, el cerrahı ve dermatoloğun katılımıyla multidisipliner bir yaklaşım gerçekleştirilmelidir. Scientific BACKGROUND: Fixed dystonia, is an immobile dystonic posture which could not return to neutral position at rest. Clenched fist syndrome, which is an isolated form of fixed dystonia of hands, could be confused with focal hand dystonia. Fixed dystonias could be seen in symptomatic dystonias (such as corticobasal degeneration, acquired basal ganglion disease), complex regional pain syndrome, and psychological movement disorder. The diagnosis of this kind of dystonias may be delayed and the treatment is difficult. OBJECTIVE: Our aim is to present a case with clenched fist syndrome, to discuss the differential diagnosis, treatment and to review of the literature. CASE: The patient is a 42-year-old woman with inability to use her right hand for 5 and left hand for 3 years. In physical examination, dorsum of the hands were oedematous, palms of the hands were macerated with a bad odour, and unguis had a dystrophic appearence. In neurologic examination, clenched fists were observed. Voluntary and forced extension of the interphalangeal and metacarpophalangeal joints were impossible. After general anesthesia, passive extension of the hands were only minimal. Cranial, spinal magnetic resonance imaging and blood chemistry were within normal limits. In needle electromyographic study dystonic discharges were not observed. Multidisciplinary approach was performed in management. CONCLUSION: In clenched fist syndrome or generally in fixed dystonias, invasive treatment modalities had to be avoided. Treatment modalities including physiotherapy, work-therapy, behavioural therapy, psychotherapy, botilinum toxin injection, medical treatment such as anticholinergics, benzodiazepine and antiepileptics should be performed by multidisciplinary approach after primary and secondary etiologies were eliminated. This means neurologist, physiotherapist, psychiatrist, dermatologist, and hand surgeon should work together when dealing such a patient Daha fazlası Daha az

Kamu Harcamaları ve Kamu Gelirleri Arasındaki İlişki: Panel Nedensellik Analizi

Dökmen, Gökhan

Article | 2012 | Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi27 ( 2 ) , pp.115 - 143

Günümüzde OECD üyesi ülkelerin birçoğu yüksek bütçe açıkları ile karşı karşıyadır. Bu durum, bütçe açıklarını azaltmada vergilere mi yoksa kamu harcamalarına mı öncelik verileceğine yönelik tartışmaları gündeme getirmiştir. Bu nedenle kamu harcamaları ve kamu gelirleri arasındaki ilişki politika belirleyicileri açısından büyük önem ihtiva etmektedir. Bu çalışmada 34 OECD üyesi ülkenin 1994-2007 dönemi yıllık verilerine dayanılarak kamu harcamaları ile kamu gelirleri arasındaki nedensellik ilişkisi ele alınmıştır. Bu çalışmanın ampirik sonuçları, kamu harcamaları ile vergi gelirleri arasında pozitif bir ilişkiyi desteklemektedir. Bun . . .unla birlikte Holtz-Eakin nedensellik test sonuçları, vergilerden kamu harcamalarına yönelik tek taraflı bir nedensellik ilişkisine ve OECD ülkeleri için vergi-harcama hipotezinin geçerliliğine işaret etmektedir. Bu bulgu, vergi gelirlerinin arttırılması sonucu bütçe açıklarının azaltılabileceği yönündeki geleneksel görüşe uygun düşmemektedir. Today, most of the OECD member countries faced with high budget deficits. This case brings up the discussions on priority of reducing the budget deficits using expenditure or taxes to the agenda. For this reason, the relationship between public expenditure and public revenue has a great importance for policy makers. In this study the causality relationship between public expenditure and public revenue are investigated based on 34 OECD member countries annual data over 1994-2007 period.Empirical results of this study mainly support the positive relationship between public expenditures and tax revenues. Moreover, the results of Holtz-Eakin causality tests indicate the unidirectional causality running from tax revenues to public expenditures and the validity of tax-spend hypothesis for OECD member countries. Our findings are inconsistent with the traditional view that increasing tax revenues can be reduced budget deficit Daha fazlası Daha az

Elemen black pine, a new monumental tree in Dirgine forests Zonguldak

Yaman, Barbaros | Saribas, Metin

Article | 2007 | EKOLOJI16 ( 63 ) , pp.62 - 68

Turkey has monumental Black Pine trees among a great variety of monumental trees recorded in the literature. The old Black Pine (Pinus nigra subsp. pallasiana) in Elemen Plateau of Dirgine in Zonguldak, the monumental properties of which haven't been studied until now, is the subject of the present investigation. The.Elemen Black Pine has no folkloric, historical and mystic properties. However, since its Present Monumental Point (PMP) is higher than Minimal Monumental Point (MMPspecies) of Black Pines, it is a dimensional monument tree. Elemen Black Pine should be considered important as a new addition to the monumental tree invento . . .ry of Black Sea Region of Turkey, and it should be registered officially as a dimensional monumental tree by Ministry of Environment and Forestry of Repuclic of Turkey Daha fazlası Daha az

Impact of Forest Restoration Practices on the Some Soil Properties in Bartin-Ardic District

Oezel, Halil Baris

Article | 2008 | EKOLOJI18 ( 69 ) , pp.14 - 19

This study was carried out in a forest restoration zone in Arch district within the borders of Bartin. The aim of this research is to determine the changes in the physical and chemical properties of soil caused by the land preparation applications, which were performed as a requirement of restoration practices. 60 samples of soil were taken from different places in the zone before the land preparation applications were practiced (in 2000) and six years later (in 2006). When compaired the physical and chemical analyses values of these samples, it was determined that the amount of sand, pH, organic elements, azote, phosphorus and pota . . .ssium decreased; but, the amount of dust and clay increased Daha fazlası Daha az

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms